bu yazıda canım, hiç uzun uzun giriş bölümü ile uğraşmak istemiyor. o yüzden önce kısaca konuyu özetleyip, sonra ayrıntılara gireceğim.

bize, ilkokul yıllarımızdan beri osmanlı devleti ile tc arasında kesin bir çizgi olduğu öğretiliyor. atatürk inkilapları ile, yepyeni bir devlet ve toplum yaratıldığı anlatılıyor. hatta bu iki devletin ideolojisinin birbirine taban tabana zıt olduğu söyleniyor. ama durum hiç de öyle değil. bırakın iki zıt ideolojiyi, ortada iki devlat bile yok. türkiye cumhuriyeti osmanlı devletinin organik devamı, ideolojik mirasçısıdır. atatürk devrimleri dediğimiz şeyler de, zaten son atmış-yetmiş yıldır osmanlı bürokratlarının devlet politikası haline getirdiği batılılaşma/kapitalistleşme hamlelerinin hızlandırılmasından başka bir şey değildir.

gelin sizle birkaç bürokratik kurumun kuruluş tarihlerine bakalım:
jandarma : 1839
sayıştay : 1862
danıştay : 1868
polis teşkilatı : 1845
vs.
bu tarihler, bu kurumların amblemlerinde yazan tarihlerdir. ve sizin de farkettiğiniz gibi bu tarihlerin hepsi 1923'ten, hatta 1919'dan bile öncesini işaret etmektedir. bu, aslında devletin kendi ağzı ile osmanlı devletinin organik devamı olduğunu itiraf etmesi değil midir?siz hem geçmişi tümü ile reddedip yepyeni bir yapılanma kurduğunuzu iddia edeceksiniz, hem de en temel bürokratik kurumlarınızın resmi yaşları sizin devletinizin yaşından daha büyük olacak! enteresan.

''ama, ama... olur mu öyle şey? eskiden padişahlık vardı. şimdi ise cumhuriyet var, demokrasi var.''

olur canım, olur. 600 yıllık osmanlı tarihinde fatih, yavuz, 2.mahmud ve 2.abdülhamit dışında kaç padişah osmanlı devletini gerçekten yönetti ki? özellikle duraklama devrinden itibaren o devleti bürokratların yönettiğini, padişahların birer kukladan ibaret olduğunu bilmek için lise seviyesi tarih bilgisi yeter sanırım. ondan öncekilerin bürokratların suyuna gitmek zorunda olduğunu anlayabilmek içinse, biraz daha fazla tarih bilgisi gerekebilir. yani, o devleti zaten padişahlar yönetmiyordu, bürokratlar yönetiyordu ve 1923'ten sonra da onlar yönetmeye devam ettiler. cumhuriyetin ilk 23 yılına damgasını vuran yöneticilerin osmanlı bürokrasisi içinden çıkmadığını, kemalist kadroların aslında birer osmanlı bürokratı olmadığını kim iddia edebilir ki? ha, istanbul hükümetine karşı savaştılar, ki bu bir şey değiştirmez. osm. bürokratları aralarında ilk kez savaşmış olmadılar 1919-1923 arasında.

''e meclis?''

ne olmuş meclise? bu coğrafya temsili demokrasi ile ilk kez 1920'de değil 1876'da tanıştı. 1913 yılından itibaren padişahın hukuken ve fiilen elinden bütün yetkileri alınmıştı. mehmet reşat'ın yetkileri ingiltere ya da isveç kralınınkinden hiç de fazla değildi.

''o sayılmaz, o senin dediğin meclis göstermelikti. ülkeyi aslında ittihatçılar yönetiyordu.''

haaaa, doğru ya. ben onu tamamen unutmuştum. 27 yıl boyunca türkiye'de kusursuz bir demokrasi işledi değil mi? hatta atatürk çok partili hayata geçmek istedi de, şartlar el vermediydi. de get allasen... bi adam hem cumhur başkanı olacak, hem ülkenin tek partisinin başkanı olacak, hem siyasi mahkemelerin (istiklal mahkemeleri) başında ona köpek gibi sadık bir adam olacak, o adam bide ordu üzerinde büyük bir nüfuza sahip olacak ve biz demokrasiden bahsedeceğiz. o günün şartlarında o gerekiyordu de, ama kemalistler ittihatçılardan daha demokrattı deme.

kemalist devrim ve inkilaplara gelince;

osmanlı bürokrasisi, duraklama devrinden itibaren işlerin kötüye gittiğini farketmişti. aldıkları bir dizi tedbir işe yaramadı; çünkü bu tedbirler avrupanın kapitalistleşmesini görmezden geliyordu. 2. mahmud döneminde ilk kez sorun derinlemesine incelendi, kapitalist bir toplum yaratabilmek için bir dizi tedbir alınmaya başlandı. özellikle tanzimat fermanı bu noktada önemlidir. bu fermanı, toplumun batılılaşması/kapitalisleşmesi yolundaki devlet politikalarının programı kabul edebiliriz. ben, chp'nin altı oku ile tanzimat fermanı arasında ilişki kurmuşumdur hep. daha doğrusu, altı okun izlerini görmüşümdür tanzimat fermanında.

gelin, chp'nin altı oku ile osmanlı batılılaşma politikaları arasındaki ilişkiye biraz daha yakından bakalım:

1)cumhuriyetçilik

tanzimat fermanında artık padişahın da kanunlara karşı sorumlu olacağı ilan ediliyordu. yani, kıyısından köşesinden de olsa padişahın resmi yetkileri sınırlandırılmaya başlanmıştı. 1913'ten sonra padişah zaten devre dışı bırakıldı. geriye bir tek osman oğullarının yurt dışına sürülmesi kalmıştı ki, bunun o kadar önemli olmadığını ingiltere, isveç, hollanda gibi örneklerden biliyoruz.

2)laiklik

tanzimat fermanı ile, devletin yurttaşları arasında din farkı gözetmeyeceği ilan ediliyordu. daha sonraki dönemde ise laik okullar, mahkemeler açıldı. bütün bunların uzun vadede laikliğin hedeflendiğinin kanıtı olduğunu görmemek için kör olmak gerek. o dönemde adı konmamıştı o kadar.

3) inkilapçılık

osm. bürokrasisi taaaa 1600'lü yıllarda devlet mekanizmasında inkilap yapılması gerektiğini anlamıştı. 2. mahmud döneminde de toplumsal ve bürokratik alanda batı tarzı bir yapılanmaya başlandı. 2. mahmud halka takım elbise giydirmiş, geriye bir tek şapka kalmıştı. (onu da bi zahmet kemalistler yapıversin) *(*gülücük)

4) halkçılık

ilkokulda bize bu ilke, ''herkesin kanun önünde eşit olması'' olarak öğretildi. eğer bu ilkenin tanımı böyle ise, tanzimat fermanı din, dil, ırk, ayrımı gözetmeksizin tüm halkın can, mal, ırz, namus güvenliğini hukuk güvencesi altına alıyordu.

5) milliyetçilik

osmanlı devleti milliyetçi değildi. olamazdı da. çünkü bünyesinde barındırdığı onlarca etnik unsuru bir arada ancak milletler üstü bir anlayışla tutabilirdi. ama illa ki 1923'ten önce milliyetçiliğin izlerini göstermemi isterseniz osmanlı siyasetinde, size ittihatçıları gösteririm.

6) devletçilik

bu ilkeyi, ülkenin kapitalistleşmesi için devletin elinden geleni yapması olarak algılayalım. 1830'lu yıllarda devlet, ekonomik canlanmayı sağlamak için bir dizi tedbiri uygulamaya koydu.

örneğin:

a: sermaye birikiminin önündeki en büyük engel olan müsadere sisteminin kaldırılması, özel mülkiyetin devlet güvencesine alınması;

b: 2. mahmud döneminde yerli malını teşvik kanununun çıkarılması;

c: 2. abdülhamit'in yerli sermaye ile dokuma fabrikaları açması;

d: devletin bankacılık sektörünü geliştirmek için gerekli yasal düzenlemeleri yapması.

bu önlemler kapütilasyonlar, ulusal kurtuluş savaşları*(*sırp, bulgar, ermeni isyanları), savaşlar vb. yüzünden yetersiz kaldı, ama o ayrı bir mesele.

harf inkilabı, şapka inkilabı, saat ve takvim inkilabı, dilin sadeleştirilmesi gibi projeler de ya daha önce denenmiş ve başarısız olmuş, ya da gerçekleştirilmeleri düşünülmüş ama fırsat bulunamamıştır.

aslına bakarsanız fazla uzatacak bir şey yok. osmanlı bürokrasisinin hayatta kalma çabaları 1919'a kadar pek işe yaramadı. bürokrasi egemenliğini kaybetmenin eşiğine geldi. kendi arasında bağımsızlıkçılar ve uzlaşmacılar olarak ikiye ayrıldı. bağımsızlıkçı kanat anadoluyu yeniden bürokrasinin egemenliği altına aldı. istanbul kanadını tasfiye etti. kurtuluş savaşının halkın gözünde kazandırdığı krediye dayanarak zaten bir süs haline gelmiş padişahı kovdu, devletin adını ve başkentini değiştirdi, pek çok faktörün sağladığı kolaylıklar sayesinde tanzimat fermanının hedeflerini gerçekleştirdi.

siz, eğer ülkenin adının ve başkentinin değişmesinin önemli olduğunu düşünüyorsanız bilemem. ama ben, gerek yönetici kadrolar ve onların yönetme şekli, gerekse devletin politikaları aynı kaldığı için osmanlı devleti ile tc'nin en azından ilk 23 yıllık dönemini ayırmıyorum. ben, adımı ve adresimi değiştirsem de aynı kişi olmaya devam ederim. tamam, yeni isim ve adresimle bazı başarılar kazanmış olabilirim. ama bu sadece zaman ile alakalıdır, yeni isim ve adresle değil.

"i was young"

bu c sınıfı amerikan film ve dizilerinde bir klişe vardır: bir kadının gençliğinde çektiği porno film, onun arkadaş çevresinin eline geçer. arkadaşları biraz yargılar biraz hayret eder bir ses tonuyla "bunu nasıl yaptın" diye sorarlar. kadının cevabı hiç değişmez: i was young! (sonrasında ve paraya ihtiyacım vardı diye devam ediyor aslında da o kısmı ingilizceye çeviremiyorum.)

ben de zaman zaman sözlüklerde, kişisel yazışmalarımda, basılı dergilerde yazdığım bazı yazıları görünce; newyork'ta bir bar masasında bulurum kendimi. (bahsettiğim c sınıfı film ve dizilerde bu muhabbet hep bar masasında yapılıyor ya) yargılar bakışları zihnimi delen hayali arkadaşlarım "bunları nasıl yazabildin" diye sorunca yüzüm kızararak aynı cevabı veririm: "i was young, ve politik omurgam liberal rüzgara direnecek kadar gelişmemişti." (bence cümlenin ikinci kısmını ingilizceye çevirmekte siz de zorlanırsınız.)

yukarıdaki yazıyı 9 yıl önce yazmışım. 9 yıl... 9 yıla insanlık iki dünya savaşı sığdırabilir, insan koca bir ömür yaşayabilir. çok zaman. üstelik 21 yaşım. 21 yılda insan hayat hakkında o kadar az şey öğrenir ki herşeyi bildiğini sanacak kadar cahil olur. bir şeyler öğrenmek için çok az zaman 21 yıl.

bir de o zamanlar liberal rüzgarlar pöfür pöfür esiyordu. kemalizmin liberal eleştirisini yapmayanı ıslak hayıt sopasıyla dövüyorlardı. biz de dayaktan kaçmak için kullanmışız liberalizmin argümanlarını. kemalizmi yine eleştiririm de artık bunu yukarıdaki kadar aptalca yapmam.

yazıyı silmeyeceğim. gençliğin ve liberalizmin insana ne kadar aptalca şeyler yazdırabileceğinin kanıtı olarak dursun. gelecek nesiller ders alsın!!!