akp karşıtı muhalefet yeni havalimanına yanlış yerden vuruyor. mesele yeni bir havalimanına ihtiyaç duyulup duyulmaması, ya da inşa maliyetinin astronomikliği değil. hele hele tayyip'in daha inşaat halinde iken açılışını yapmasından doğan komedi hiç değil. bu eleştiriler akp'nin yelkenine rüzgar olarak dönmesi kaçınılmaz söylemler. sonuçta o inşaat bitecek, o havalimanı kullanılacak, ve iyisiyle kötüsüyle toplumsal zenginliğin bir parçası olacak. yukarıdaki söylemlerin sahipleri ise gelişime ayak diremiş mızmız ve müzmin muhalifler olarak geçecek tarihe.

öyleyse ne yapmalı? sessiz kalarak tayyip'in havalimanı üzerinden prestij devşirip kriz yüzünden darbe alan itibarının yaralarını sarmasına göz mü yummalı? sol, erdoğan döneminde yapılan köprülerle, yollarla, havalimanıyla, onun, iktidarı çevresinde ördüğü betondan duvarın aşılmazlığı karşısında çaresiz mi gerçekten?

hiç de değil!

erdoğan'ın "inşa ettiği" yolların, köprülerin, hastanelerin muazzam ağırlığının altından muhalefetin kalkabilmesinin yolu, bunları aslında erdoğan'ın inşa etmediğini anlatabilmekten geçiyor. bugüne kadar insanlık mirasına malolmuş tüm zenginlikler gibi bunları da yaratanın toplumsal emek olduğunu tüm açıklığıyla ortaya koymak, "icraatçı erdoğan" yanılsamasını berhava etmek gerekiyor. o havalimanı için birilerine minnet duyulması gerekiyorsa, bunun kölelik şartlarında çalışan, yeri geldiğinde betonun harcını kanıyla sulayan, sesleri çıktığında üzerlerine ordu yollanan havalimanı işçileri olduğunu tüm topluma göstermek gerekiyor.

biz o havalimanının bedelini üç kuruş maaşımızdan kesilen vergilerle ödedik. harcını kanımızla kardık, betonunu alın terimizle suladık. ölü bedenlerimizi tuğla diye koyduk duvarına! hayır, biz ne havalimanına karşı olmalıyız, ne de onu sırf tayyip'le özdeşleştiği için önemsizleştirmeye çalışmalıyız! tam aksine tayyipgillerin ve burjuvazinin suratına "dünyanın geri kalanıyla birlikte o havalimanı da bizim! zaten bizim olanı bize bahşetme yüzsüzlüğünü bırakın!" diye haykırmalıyız.

ben uzattıkça uzattım. şair zamanında benden çok daha öz anlatmış durumu:

yedi kapılı theb şehrini kuran kim?
kitaplar yalnız, kralların adını yazıyor,
yoksa krallar mı taşıdı kayaları?

bir de babil varmış boyuna yıkılan,
kim kurmuş babil’i her seferinde?
altın şehir lima'nın, hangi evinde otururmuş acaba
yapı işçileri?

nereye gittiler dersin çin seddi'nin bittiği gece,
duvarcılar?