merkez kaç kuvveti gibi etki-kaç kuvveti olduğuna inanırım. yakınlaştıkça sizi daha çok çeker, siz de bu çekime karşı olabildiğince hızlı hareket etmeye çalışırsınız. çekilmek ne kadar hoşunuza gitse de asla kendinizi tamamen ona bırakmak istemezsiniz. elbette bu durumdan en çok rahatsız olan, egonuzdur. bir başka kişilikten bu derece etkilenmeyi kabullenemez.

bir süre sonra bu sizi çeken kütle/ego eskisi gibi hissettirmemeye başlar. önceleri hayranlık derecesinde ilgi duyduğunuz her şey zamanla tüm özelliğini yitirir. eskiden her yere posterlerini yapıştırdığınız sanatçının artık aklınıza dahi gelmemesi, hayallerinizde en az sizin kadar başrolde oynayan 'o'nun artık flu bir anı olması.. bunların tek sorumlusu egonuz.
sizsiniz asıl olan. gerçek olan. mutlak olan. başka hiçbir şey sizinle aynı kefeye koyulamaz.

örneğin şişman olabilirsiniz, hiçbir faaliyete yeteneğiniz olmayabilir veya iyi arkadaşlıklar kuramayabilirsiniz. ama en azından yahudi değilsinizdir, madde bağımlısı bir evsiz değilsinizdir veya yol kenarındaki artık yüzünüzü bile çevirip de bakmadığınız suriyelilerden değilsinizdir.

egomuzun bizim için hazırda tuttuğu bir 'en azından' vardır her zaman. buna avuntu demeyiz. şanstır bu. ellerinizin güzel olmamasının, sevgilinizin olmamasının, marka çantalar kullanmamanızın önemi yoktur, der egonuz. önemli olan 15 yaşında zorla evlendirilmemiş olacak, zenci olarak doğmamış olacak kadar şanslı olmanızdır.

o, bize duymak istediğimiz ne varsa söyler. biz de karşılığında ona düşüncelerimizi, duygularımızı hatta eylemlerimizi teslim ederiz. bugün 'ben' dediğiniz kişi başka bir rakip tanımaz benlik tarafından yönetiliyor. kendi dışında 'etki' fark ettiğinde varı yoğuyla savaşan, ve elbette galip gelen türden bir benlik.

ona kafa tutamazsınız, kontrol altına alamazsınız. sadece boyun eğebilirsiniz. sonuçta siz, 'siz'i nasıl yenebilirsiniz ki?