çok fiyakalı bi kere. bence türkçenin en fiyakalı kısaltması avm. bundan önce ptt'yi severdim. sonra kapandı o sanırım. çok alışveriş yapan bir insan değilim ama oralarda alışveriş yapmak hoşuma gidiyor. yediğim önümde yemediğim arkamda, hayat ne güzel lan.

popüler kültüre karşı değilim. bence insanlar değişmeli, hatta bu değişim belki biraz absürd ve yozlaşarak olmalı. yoksa onun adına değişim denemez. gelişmenin tek yolu değişmekten geçiyor bu dünyada. eğer fikirlerinizi, kıyafetlerinizi, en sevdiğiniz yemeği mütemadiyen değiştirmiyorsanız konservatif hayatın pençelerine ki asıl pençe bunlardır asılı kalırsınız mazallah.

son yılların en klişe geyiği de süper, mega, hiper marketlerin bakkalları kısa bir genellemeyle küçük esnafı mağdur etmesi üzerine dönüyor. hayır burada size kapitalizm savunması yapmaya niyetim yok ama bakkalların avm'ler üzerinden aklanması da benim canımı sıkmıyor değil. bir kere artık kültürümüzde "helal" kazanç denen mefhumun tek harfinden eser yok. ben helalden adaleti anlıyorum, illa dini bir terim kullanmak zorunda değil(sin)iz.

evet adalet.

toptancıdan aldığın malın üzerine hayvan gibi kar koymamak mesela. yahut pirincin içine taş doldurmamak. kaç tane küçük esnaf gösterebilirsiniz ki "şark kurnazı" olmasın? bence avm'ler adaleti sağlıyor. her keseye uygun alışveriş yapma fırsatı sunuyor. ben ikea varken beni kazıklamaya kalkan mahalle mobilyacısından neden alışveriş yapayım? yahut pek övülen veresiye defterinin, kredi kartından farkı nedir mesela.

bilmiyorum ben mi çok modernist bakıyorum olaya yoksa insanlar mı çok nostaljik takılıyor lakin dünya var olduğundan beri değişmeyen tek şey var ki o da arz-talep dengesi bence. insanları daha ucuza, daha çok ve kaliteli alışveriş yapma hakkından mahrum etmek pahasına küçük esnafı korumak sınıf ayrımcılığına girer. eğer rekabet edemiyorsanız başka iş alanlarına yönelirsiniz. elinizde sermayeniz var ne de olsa, ya olmayanlar?

avm güzel bi şey, bi de sigarayı yasaklamasalardı, işte bu küçük esnafı bi süre daha idare eder.

ps: yazıda bir miktar ironi vardır ama çok değil.
veresiye defterinin toplumsallığı ve e-mail adresine gönderilen ekstrenin bireyselliği arasındaki farkı anlatmaya gerek var mı? bence var. veresiye sözlü, kredi kartı ise yazılı sözleşmeye dayanır. "ne var bunda, hayatın olağan akışı bunu gerektiriyor" demeden önce biraz düşünmekte yarar var. alışveriş merkezleri ile kredi kartı kullanımı arasında sıkı bir korelasyon mevcut. cepten sıcak para çıkmayışının verdiği rahatlıkla ve veresiyenin tahsilindeki aksak usule alışmışlığın verdiği rehavetle, karşısında bütün ihtiyaçlarının çırılçıplak kendini beklediğini gören yurdum insanı elbette limitin dibini görene kadar asılacaktır. sonrası ise büyük olasılıkla hüsran, 'aciz vesikası'. bir bakkal veresiyeyi keserse bir başka bakkaldan alışveriş yapabilirsiniz. iki sokak öteye kadar adınız duyulur belki ama sonra unutulur. ama kredi kartıyla aldığınız sakıza ait borcu vadesinde ödemezseniz, fizan'daki bankadan kredi almaya kalktığınızda önünüze sürecekleri kredi sabıkanızla bu sakızın bedelini ödeyeceksinizdir.

avm'nin handikapı iradesine hakim olmakta güçlük çeken bireyleri tüketim rahatlığına bulaştırıp, gelir-gider arasında olumsuz bir uçurum yaratmaya gebe oluşundadır bence. bu tür mikro ekonomik riskler, biriktikçe makro ekonomik problemleri tetikleyen sakatlıklardır. yoksa her şeye ama her şeye ulaşılabilen bu mekanlar dünya gözüyle görülen cennetten başka nedir ki?..