.

serin bir yaz akşamı balkonda çekirdek çitleyip okeye dördüncü olma davetini reddeden kişi niye bu satırları çiziktirdiğini bilmiyor. ama ‘bilmiyor’ yazarken bile kafasından üç sebep geçiyor. aslında biliyor ama şimdi bilmiyormuş gibi yapmalı. kafası karışık. hiçbir sonuç net değil. şimdi de 'net mi olmalı' sorusu gelecek. ama kişi düşünmeyi bırakıyor. gidip çekirdek çitleyip hayatın sesini dinlemeli. okey şakırtısı, insan kahkahası, ağaç hışırtısı… algılar düşünceyi rafa kaldırırsa biraz sakinleşebilir.

ara ara herkesin başına 'gelmez' bu durum. gelseydi dünya çekilmez bir hal alırdı. hayatın gerçeğini yaşamayı bırakıp kalem ve dil sivriltmekle iştigal hale gelseydi herkes, beyin kıvrımlarının haritasını çıkarma işine soyunsaydı; dünya bu garabeti taşıyamaz infilak ederdi. şükür ki pek çok şanslı insan akşam serinliğinde nefes alıyor olmaktan ötesini düşünmez. çay içerken aldığı zevk onu dürtükleyen ‘şey’lerin önüne geçmez. birçok insan huzurludur. çünkü huzuru bulamamak için aramıyordur. ya da işi aramak değil bulmaktır diyelim.

bir de diğerleri var. `'düşünen insanlar'`. bunların besiyeri kaos ortamıdır. berrak ortam bulanmalı ki malzeme çıksın. malzeme de hiç eksik olmaz ya. siyaset, ideolojiler, bilim, felsefe, din, sanat, tüm –loji’ler. hepsi ayrı bir din olmuş müritlerini çoğaltır. akademik ve piyasa çalışan versiyonları mevcuttur. en ilkel örneği gündem telaşına düşüp köşe yazarlarında gelen vahiyleri değerlendirme derdindeki düşünce neferleridir. biz-siz-onlar.

evet… düşünce neferleri, onların efendileri, büyük üstatlar, sonracıma tanrılarımız. biz, sıradan insanlar değiliz(!)

bunları yazan kişi kendini ultra duyarlı bir übermensch olarak görmüyor. tersine o arızalı bir üretim. ama düşünüyor. çoğu kez 'diğerleri' hakkında atıp tutar. mesela cehaleti kötüler, düşük kitap-gazete okuma , sinemaya gitme oranlarından dem vurur. en son okuduğu kitap cin-ali serisi olanlar diye başlar cümlesine, ve tüm faturaları onlara keser. savaşı doğuran insan öfkesinin kaynakları üzerine bir şeyler okumuş, savaş fotoğraflarına vahvahlanarak bakmıştır. şimdi dünyanın neresinde kim kimi öldürüyor hepsini bilir. savaşların altında yatan gerçek sebeplerı ve asıl amaçları öğrenebilmek için didinir durur.peki bu kişi anadolu kasabasında yaşayıp gerçekten tek derdi eve akşam götüreceği ekmek olan eğitimsiz sıradan halk üyesinden daha duyarlı ve adil davranma becerisine sahip midir? kitap okurken karınca ezmez mi?

'her hazin hikaye gerçek hayattaki olaylarla çelişki içinde olur.' demiş stanley kubrick. bu demektir ki bir çok entelektüel, hatta eyleme geçebilmiş entelektüel kendi hazin hikayesinin kahramanı. buna niye katlanıyorlar? çünkü fikirler yüzyıllar boyu hatırlanacak, bir salgın gibi yayılacak.

ama fikirler hiçbir zaman kanamayacak, ağlamayacak. düşünceler sadece bu hayattan geriye kalanlar olacak. ve 'diğerleri' hep yönlendirmeye ve yönetmeye meraklı olanların onları düşürdüğü halde olacak.