tez yeni sayılsın: robbiefowler

küçük bir giriş: bazen başkaları bir olayı ya da durumu daha güzel tanımladıkları için ukte güzel bir şey. uktelere bakıyorum birkaç gündür, yazabileceğim bir şey var mı diye. cehalet diz boyu olduğu için bilgi gerektirenlerden uzak durup, rahat rahat sallayabileceğim bir başlık/? peşindeydim. bu yazacağım husus için biraz tereddütüm olsa da, çünkü henüz tam olarak oturtamadım ukteyi bir kenara, dahası ilk bakışta herkesin de bildiği gibi alelade bir cümle gibi gözükmekte, yazmaya gayret gösterip perde üstüne perde açmaktır niyetim. söylediğim gibi, sadece yazıyorum, herhangi bir iddiam, bitirici vuruş yapma niyetim yok.

küçük bir hatıra konuyla alakalı: seneler evvel, kıçında kısa etekle fink atmaktayken yeryüzünde, bizim pederin bir ahbabı vardı osman isminde(çok alengirli oldu hatıra girişi). neyse, bir gün misafir olarak gitmiştik, büyükler sohbet ededursun, ben evin avlusuna çıktım, sonrasında bahçe gibi bir yere indim, hemen yan taraftaki eski püskü eve girdim, kimseler yok gibiydi. birkaç oda daha geçince yatakta yatan onu gördüm.(onu gördüm diyorum ki daha filmvari bir şey olsun; bu arada hemen söyleyeyim gördüğüm o, geçen senelerde hakk'ın rahmetine kavuştu) boylu boyunca yatıyordu, ve benim anlayamadığım garip sesler çıkartıyordu. gözleri yukarıdaydı, sanırım ağzının bir kenarından salyalar akıyordu, bacakları yorganın dışındaydı, o kadar ince bacakları vardı ki, sanırsınız onlar bacak değil kol. bir müddet onu izledim, benim orada olduğumun farkında değildi. sanırım genç biriydi ve tek işi yatmaktı. o ana kadar fark etmemiştim ama yatağın tam karşısında yaşlı bir kadın oturmuş öylece bakıyordu. korktum, sonuçta kimsenin haberi olmadan girdim eve. bana gülümsedi, kimsin dedi, ben de kaçtım oradan. çünkü düşününce garip bir kare. yaşlı bir kadın, tülün altında inleyen, çöp adam gibi bir adam, insani bir ses yok, eski püskü ev içindeki kıytırık bir oda...

her neyse, sonrasında validemden öğrendiğim kadarıyla bu genç bir adammış, zihinsel ve bedensel özürlüymüş, hayatı boyunca o yatakta yatmış ve geri kalan ömründe de orada yatacakmış. o kadın da annesiymiş. ilk başta ne güzel diye düşünmüştüm, hayatı boyunca yatacak, okul filan yok. tabii ki sizin de tahmin edeceğiniz gibi hiç de o kadar basit değil. öyle doğdu, öyle yaşadı ve o yatakta öldü. ama sanırım allah'tan annesi ondan önce vefat etmemişti. sanırım ondan sonra toprağa karıştı. çünkü her işini annesi görüyordu. dedikleri gibi allah elden ayaktan düşürmesin.

sonraki hatırlatma: yine seneler evvel, mel gibson biraderin hz isa'nın çarmıha gerilişini anlattığı tutku filmini izlemiştim. kötü hissediyordum kendimi. islam inancına göre orada çarmıha gerilen yüce peygamber değil, ona ihanet eden havarilerinden birinin onun suretine büründürülmüş haliydi; bunu bilmeme ve inanmama rağmen üzüldüm o adam için. çok acı çekiyordu; ama bildiğinden ayrılmıyordu. ve şu geldi aklıma peygamberler bu dünya denen yere varlık alanında kapsayıcı, dünya malı ve zevki hususunda kendilerini sınırlayıcı olarak gelmişler ve yaşamışlardı. her türlü kötü şeye karşı durmuşlar, inandıklarına sarılmayı görev bilmişlerdi kendilerine. şunu sordum kendime(öbür tarafa inananlar için bir manası olacaktır): bu tarafta bir halat etmeyeceksen eğer ne tarafta edeceksin?

iki hatırlatma arası bağlantı: bir insanın bu dünyayı pas geçmesi ancak ve ancak akıl noksanlığı ile mümkündür. bedensel kusurlar da bir pas geçme durumu doğurabilir; ama nasıl olduğunu tam olarak idrak edememekteyim.

kelle denen bir şey vücudun tepesinde. dediklerine göre akıl denen şey de orada ikamet ediyormuş. hatta dediklerine göre akıl yaşta değil baştaymış. kellenin üst tarafta olduğunu dikkate aldığımızda, gözlerin de kellenin ön tarafında yer aldığını(vücut referans noktasıdır) hesaba kattığımızda, olay ileridir. ileri marş marş! tabii burda mühim olan ileri nasıl gidileceğidir. yani yatarak da gidebilir insan; ama o zaman sürünme mevzu bahis olacaktır. insanın fıtrata uygun değildir yatmak. bilirsiniz ki uzun zamanını yatakta geçirelenleri döndürmek lazımdır. çünkü yattığınız yerle o kadar temastan sonra et çürümeye başlar. insan tonlarca eklemden, kastan meydana gelmiş bir yığınken onu yatırmak ona hakarettir. çünkü o kaslar o eklemler yatıp da kıçını büyütsün diye verilmemiştir. dahası akıl, her şeyiniz yatsa da aklınızın yatmaması lazımdır. hoş akıl da bir yere kadar ama... kalp tabii ki aklın bekçisi, onu da yatırmamak lazım. şunu demek istiyorum: insan ne bedensel ne de ruhsal(ruh hareket içinde olmalıdır ruhî kokuşmadan kaçmak için) aklî ve kalbî yatay pozisyonda olmamalıdır.

olursa ne olur, eh o kadarını da yatan düşünsün.

yattım çayıra
mevlam kayıra