(yalnızca kaçıklar için.)

alman yazınının güçlü kalemlerinden hermann hesse'nin en az diğer yapıtları kadar düşündürücü,sorgulatıcı,rahatsız edici olan bozkırkurdu, çağın hastalığına yakalanmış dönem aydını üzerine bir inceleme ve aydına yöneltilen bir eleştiri olmanın yanı sıra kimi yerlerde kendini hissettiren otobiyografik tarafıyla da hesse'nin elli yıllık yaşamının bilançosu olarak da düşünülebilir.
kitabın başında,yayımcının önsözü karşılar okuru.kendini bozkırkurdu olarak adlandıran harry haller'in notlarından oluşan ikinci bölüme geçmeden evvel,haller'in bu notları bıraktığı ve romanın da bir karakteri olan haller'in kiracısı tarafından kaleme alınmış bu önsözde bozkırkurdu'nun bir eskizi çizilir ki şahsım adına bunu karmaşık ve zor bir anlatı tarzına sahip olduğunun farkında olan hesse'nin aynı zamanda okura küçük bir jesti olarak yorumladım.

harry haller ikiye bölünmüş kişiliği arasındaki sürekli çatışmaların sahne aldığı ruhunun ıstırabıyla mutsuz bir yaşam süren bir münzevidir.baştan ayağa her kurumuyla,ödevleriyle,düzenliliği ile yerdiği küçük burjuva toplumunun ortasında kalakalmış,dağdaki başıboşluktan gelip kentteki sürünün ortasına düşmüş bir bozkırkurdudur bir yanıyla,onun kadar ilkel,ürkektir ve onun kadar yabancıdır bu topluma.diğer yanda ise küçük burjuva bir ailede yetişmiş,burjuva kurallarına göre terbiye edilmiş,belli yaşa kadar bir görev insanı, meslek,kariyer sahibi,aile babası olarak yaşamış fakat sonraları bozkırkurdunun dürtüsü, başıboşluk isteği üzerine terk ettiği burjuva yaşamının parçası olan ve hala da içinde cılız bir yaşam süren insan harry. zaman zaman bozkırkurdu olarak başıboş; ama bu başıboşluğun ağır bir de bedeli olarak yalnız sürdürdüğü yaşamında ara ara küçük burjuva dünyasına,düzenli yaşama gıpta ve özlemle yarı yüz çevirmesine sebep olan,küçük burjuva insanıyla ilişkiye güdüleyen,yalnızlık canına tak etmiş insan harry dile gelir.bu iki harry arasındaki çatışmayla umarsızlığa sürüklenen yaşamında ara ara iki harry'nin uzlaştığı,üçüncü bir dünyanın kapısını aralayan geçici bir çıkışın varlığıyla nadir mutluluk anları da yaşar.ama kısa süreli mutluluklar, gölgeli yaşamının melankolisine dönmesine engel olamamaktadır.

insan harry'nin oyununa gelip de küçük burjuvayla doğrudan temasa geçtiği bir akşam,bir profesörün yemek davetinde,imparator politikasını destekleyen savaş yanlısı alman burjuvazisi miliyetçiliği ve soylu salonda tam burjuva asaletine yaraştırma hevesiyle devinen parmaklarca çizilmiş goethe portresinden gelen kibir kokuları alan bozkırkurdu harry'nin, burjuva tahrikleriyle ayaklanan 'kaba'lığı ve vahşiliğinin insan harry'nin nezaketine üstün gelmesi sonucu harry haller, profesöre burjuva nefreti kusan bir demeç verdikten sonra daveti terk eder. fakat bozkırkurdunun zaferi onu tekrar usandığı yalnızlığın kollarına bırakmıştır.

yaşamındaki sürekli çıkışsızlığın sadece bir örneği olan bu umarsızlıkla sürüklendiği intihar fikri ile ölüm korkusu arasında gelgitler yaşarken,bir meyhanede alır soluğu.meyhanede hermine'yi tanıması hayatında bir dönüm noktasının da başlangıcını oluşturur.yaşamsal zevklere teslim olan bir hayatı yaşamada kendisine rehberlik eden hermine sayesinde, içinde yeni bir harry filizlenir.artık yaşamsal zevklerle,o tiksindiği burjuva toplumunun insanıyla içli dışlı, dans salonlarının müşterisi yeni bir harry vardır.ve eski harry,hermine'nin emirlerini çaresizlik içinde en başından kabullenmiş olduğu için hermine'nin yarattığı bu yeni harry'ye başkaldıramaz.ancak harry haller'in hermine ile ilişkisi de aşama kaydettikçe hem netleşir hem karmaşıklaşır.hermine, haller'den yaşam sanatını ona öğretmesine karşılık haller'in da onu öldürmesini ister.böylece hermine daha sonra kendi sözleriyle de doğrulayacağı üzere, içinde karanlık bir tarafı barındırdığını gözler önüne sermiş olur.roman ilerledikçe aralarında yaşanan bir diyalogda hermine de harry gibi yalnız olduğunu,aslında onu anlamasının altında kendisinin de bu topluma karşı yabancı oluşunun yattığını itiraf eder.

haller'in da davet edildiği bir maskeli balo sonrası, hermine ve müzisyen pablo'nun girişimiyle harry haller sokaklardaki boş duvarlarda sanrılarını gördüğü 'sihirli tiyatro'nun kapılarından içeri adım atar.romanın en mistik ve çekici ; fakat aynı zamanda da en karmaşık bölümünü oluşturan bu son bölümünde aslında haller sihirli tiyatro diye kendi ruh dünyasının içine,bir düşler karmaşasının ortasına dalmıştır.

--- spoiler ---

burada bazı doğrularla yüzleşir,kaçırdığı fırsatları ele geçirerek yaşamının bir kesitini yeniden yaşar,olanaklarını ve düşlerini sanal olarak yaşama imkanı bulur ve sonunda hermine'yi öldürür.ardından idama mahkum edilir sihirli tiyatroda; yalnız bu idam kararı okurun ve de harry haller'ın sandığının ve beklediğinin aksine acı çekilen bu yaşamı yaşamaya mahkumiyettir,ölümün infazı değil.

karmaşık bir düşünüşten sonra anlarız ki hermine ile harry haller arasındaki benzerlikler, ayrıca haller'in onu eski bir arkadaşı 'hermann' a benzetmesi sonucu adının hermine olduğunu tahmin etmesi ve hermine'nin buna itiraz etmeyişi (ve bu hermann adının asıl yazara da ait olduğu) son olarak sihirli tiyatrodaki hermine'nin cesedinin bir satranç taşı gibi tutulup cebe atılması bizi tek bir sonuca, hermine'nin haller'ın yaratısı ürünü imgesel bir kişilik olduğu sonucuna ulaştırabilir.haller hermine'yi düşünde yaratmış ve öldürmüştür.çünkü hermine yaratım amacına ulaşıldığından artık gerek duyulan bir karakter olmaktan çıkmıştır.
--- spoiler ---

!:hesse'nin doğu dinlerine duyduğu yakın ilgiyi de göz önüne alınarak şu sonuca varabiliriz ki: :! sihirli tiyatro doğu dinlerinde önemli yer tutan bir 'içe bakış'ı temsil eder. haller, bozkırkurduna kimi zaman üçüncü bir dünyayı ve çıkışı aralayan bu fantazyalar aleminde kendisini yargılayarak kurtuluşu ölümde gören bozkırdunun (ve temsili olarak dönem aydının) sözde kahramanlığına sarkazmla yaklaşarak, onun yaşaması gerektiğine hükmetmiştir.

sihirli tiyatro'da yine düşsel yaratımla ete kemiğe büründürülen imgesel mozart'ın,müziğin gerçek estetizmini bozduğu gerekçesiyle burjuva icadı radyoları kullanmasını eleştiren haller'e verdiği cevap son söz gibidir : "nasıl radyo (...) bu müziği duyusal güzelliğinden yoksun bırakırsa,onu berbat edip çıkararak kazıntı ve sümüksü bir duruma sokarsa,bütün bunlara karşın yine de onun ruhunu tümüyle öldürmeyi başaramazsa yaşam da,gerçek de aynısını yapar bunun..."

işte bütün bozkırkurtlarının yapacağı da burjuva toplumunun değerleriyle, kurumlarıyla, kurallarıyla, düzenli yaşam tarzıyla yok etmeye çalıştığı güzellikleri yok edemediğinin farkındalığını duyumsayarak, bu duyumun verdiği haz ve alayla yaşamayı öğrenmek, yaşamakta diretmekten başka bir şey değildir.
eve gidemezdi. eve giderse bi daha evden çıkamayacaktı paltosunun ceplerinde elleri. bi daha şarap içemeyecek, konsere gidemeyecekti. eve gidemezdi. bir kadına gitti. bir kadın onu verdiği sözden döndürdü, bir kadın onu değiştirdi. bir kadın kişiliğinin yapıtaşlarıyla oynadı, bir kadın duygularını saklandığı yerden çıkardı ve ateşe attı. eve gidemezdi, gitseydi... keşke gitseydi.