.

bak bu kelimeye takığım still (ya da ne olduysa ismin).

merhaba sevgili still (ya da ne olduysa ismin);
ben bu kelimeye takığım, mesela kelime yerine sözcük kullanmak için zorlayanlara da takığım ama bu tam o değil. alanon anlatmıştı "sözcük" sözcüğünü ilk kullanan melih cevdet anday, şiir kitabına koyduğu isim, güzelmiş.

herneyse ben takık yerimden devam edeyim. bilahare "akıl" başlığı açıp çok şey yazasım var. askerlik ve akıl, kant ve akıl, post-modernite ve akıl ve tabii ki doğu ve akıl. çok kurcaladı bu konu kafamı, geçmişte kant'a sövdüğüm kadar değilse de yakınsayarak sövdüm kendime kant'ı anlamadığım için. ama bu sonraya kalsın, akıl önemli still (ya da ne olduysa ismin).

gelelim akıllıya. geçmiş dönemde de var mıydı bu, biraz eski popüler yayınlara bakmak lazım, ama çok önemli. eğer yoksa aklın inkârıyla başlıyor demektir, demektir ki post-modern hediyesi. "akıllı" hep bir küçüklük sıfatı genel kullanımda. küçümseme değil, ama sıfat sahibi kelime nedense küçük, küçüğümüz.
bak mesela:
"akıllı ama çalışmıyor."
uslu anlamına gelecek şekilde:
"bizimki çok akıllı." ('bizimki'den kasıt, çocuk olabilir, kedi olabilir, sıçan olabilir. bokundan bahsederken akıllı diyen insan vardır, eminim.)
smart phone: doğrudan çeviri "akıllı telefon" (sebep? oyuncağımız kendisi)
kurnazlık emaresi:
"akıllıca bir hamle" (zekice demediğine göre hafifi bir küçümseme anlamı var)
"akıllı siyaset" (ne demekse)
akıllı tabii adam, işin altına girmiyor" (plaza repliği, orada da bir küçümseme haliyle var)

sevgilimiz ya da küçük kardeşimiz değilse, bir insan için "akıllı" sıfatını kullanmıyoruz pek. tuhaf mı? değil.

akıl başlığıyla çok şey yazasım var still (ya da ne olduysa ismin);
ama bunları giriş kabul et.
şimdi tersine bak, iltifat ya da hayranlık ifadeleri:

- gece çıplak denize girelim mi?
- aklını yitirmişsin sen! (beni çiğ çiğ ye yakışıklı!)

- aklın olsa mühendis olmazdın!
- evet, doktor olurdum. (ben mükemmelim zaten, 16. tercihim de gümüşhane maden mühendisliği)

- bunu anlamak için akıldan ziyade (yerim seni...)

- akıllı adam işi değil (olmayabilir)

- akıllı ol! (kafa atılacak)

- aklı hür, vicdanı hür (akıl ve vicdanı ayırmakla başladı her şey, ama her şey)

son satırdan akıl başlığına biraz daha yaklaşalım. akıl ve vicdan nasıl ayrıldı, kiminle başladı. aklın kutsayıcı rahibi kant iki kere könisberg şehrinin saatlerini yanıltmış derler, biri öldüğünde, diğeri fransız devrimi'nin haberini aldığında. işte onun şaşakaldığı fransız devrimi mi akıl ve vicdanı ayırt etmeyi öne sürdü kemalistlerden falan vaktaki yıllar önce? bundan emin değilim, ama voltaire'i detaylı okursak biraz öyle. aklı tahta oturturken o kadar çok tepindiler ki çıkan tozlar arasında bir de ayrı vicdan türedi. ya da belki beyaz terör dönemine geçildiğinde akla karşı gericiliği savunmanın bir koşulu olarak ayrıldılar. bu önemli, ama benim dilsel ve düşünsel becerilerimi aşan bir konu.

sonuçta akıl ve vicdanın ayrıldığı, aklın, akıllılığın, kendimizden küçük nesnelere yakıştırıldığı bir zamanda biz "hangi akla hizmet" insanî, vicdanî vb. sıfatlarla bizden olmayanlara saldırıyoruz still (ya da ne olduysa ismin)?

akıllı olmak, hayatın değerini bilmemek, kolay yoldan köşeyi dönmek, çıkarları ya da uğrayacağı zararlar konusunda bilgisizlik, telefon, çamaşır makinesi, kombi, televizyon özelliği ve vicdandan yoksun olmak anlmalarını taşırken sen bana nasıl ve ne için yazmamı öneriyorsun still (ya da ne olduysa ismin).

akıl başlığını açacağım, işim ne. kavramın tanımını yapamam, ama ahlak ve vicdanın asıl temeli olduğuna dair bir şeyler diyebilirim. sahi still ne oldu ismin?

ekim (benim kedim) çok akıllıdır, çakmağı düşürdü masadan, 20 metre sürükledi, salonda onunla oynuyor, masanın altına sürüklemeden yakalamalıyım. akıl, varlığımızın anahtarı still, bir araya gelişlerimizde de önem taşısa fena olmaz sanki.

sağlıcakla.