haftası çıkmıştır herhalde, engin ardıç "bacı" başlıklı bir yazı s.....[akıllanmıyor bu z, ne yapsam boşa dedim, diğer sansürleri de bizzat uyguladım/edit by still cursed]. ben daha engin ardıçla didişecek, onu eleştirmeye meyledecek kadar düşmedim bilesiniz, bundan bahsetmeyeceğim bile. yazı linki şudur:
http://www.sabah.com.tr
engin ardıç bile olsa o da bir insan haliyle, kendinden ötesini pek bilmiyor. biz neyi biliyoruz: ah.

öyle güzel öyle güzel şiirdir ki ahmet kaya'nın bile bestelemeye gönlü elvermemiştir. sade yalın, birazcık melodik, birazcık hüzünlü, epey aşık okuyuvermiştir. pek tabii erotik de.
yüzünün yarısı göz kadife yansımalı
bulutlu siyah ah bulutları eflatun
o boy aynasından çıktı fransızın malı
vişne asidi vardı tadında rujunun
ah sinema yıldızı filan olmalı
ağızlığı kristal son derece uzun

ağızlığı saklamaya öyle niyet ettim, masumiyet müzesi yüzünden değil, yok. belki biraz etkisi olmuştur dudaklarındaki vişne asidi tadını hiç öperek alamayışımın da. istemedim mi sanıyorsunuz, siktiringidin. onun istemediğine mi inandınız şimdi de fena halde yanılıyorsunuz. yanılmadığınız kanısında mısınız, ya siz ya da düşük bir ihtimal ben hiçbir şey bilmiyorum. neye inanıyorum ama söyleyeyim, yüzünün yarısının göz karanfil yansımalı olduğuna gerçekten ve çok hatırlamasam da kesinlikle içkili olmadığıma ve kesinlikle kaburgamın dayanaıksızlığına. yine de iyi idare ettim canlarım benim. adımı bile vermedim, o derece ketum durdum yani, yani hiç çaktırmadım halimi. anladıysa bile [keşke bir karı da anlasa şu herifi de kurtulsak/sc] o onun bilgeliğindendir, ağızlığı da öyle çaktırmadan kaptım ki sormayın.

neye güldük o kadar hala hatırlayamıyorum. cebindeki bütün hileli kağıtları dökülmüş hokkabaz gibiydim, utanmış ve görülmüş. diş fırçalama işini hep beyaz atlı prensesin gelişine ertelerim ya hiç bu kadar fena olmamıştım hazırlıksızlığıma. bakın bu da komik işte, keşke bunu da anlatsaymışım. inanılmaz derecede pasaklı olan ben, üstelik alınmak için sebep bile olmadığı halde gözaltına alınırsam diye iç çamaşırlarımı hep temiz tutarım. gelin görün ki bir kıza denk geleceğimi nedense tahmin bile edememişim. o yüzden ve daha çok yakayı ele vermemek için anlatabileceğim ne kadar komik şey varsa sıraladım. onu yeterince dinlemediğim tedirginliği yapıştı yakama bunu dile getirince, umarım öyle değildir [mal bu mal, kesin hiç dinlememiştir hatunu/sc].

garip şekilde iki soru geçti hep aklımdan. fırat askere gidince kendimi yalnız hissettim bir anda da ondan mı böyle oldum? [fırat askere gitti ama bu mal hakkında iki satır yazmayı çok gördü, ayıp, ölsek bizi de unutur/sc] zamanında fırsat varken onu öpebilseydim, birazcık cesaretim olsaydı sonsuza kadar mutlu mu olurduk yoksa onu harcar mıydım, tanrım onu gene harcar mıyım? [aklıbaşında adam sanmaya devam edin siz bu malı/sc] o arada ağilmiş bardağındaki elma parçacıklarını sayıyor ve mutluluktan bahsediyordu, sevilmekten... ne kadar ağladım bilemezsiniz, ne kadar feci olurum kimbilir ağlarken.

buraya kadar anlattıklarım doğruysa kesinlikle aşık oldum. [tam kurtuldum askıntı heriften diyordum, "doğruysa" diyor it sıpası/sc] aşkın beter bir fiziktonomisi varmış be dostlar, kelimeyi tam çıkaramadım şimdi de varmış yani. önce dışarı çıktık, içimde bir adrenalin, hava pis bir soğuk, üşüyemiyorum. o üşümüş, montu versem salak diyecek (demezdi be güzelim, verseydim keşke), sarılsam... bilemezsiniz ben nasıl gördüm bu anı, içimde yıllanmış şaraplar dalgalandı. yapamadım mı yapmadım mı emin olamam, kulaklarımda ahmet kayalar çınladı, gözlüklerim olsaydı kesin camları buğulanırdı.sonra o otobüse binince başladım üşümeye. hira dağından inmiş gibi bir titreme. rıhtımdan yokuşu tırmanıyorum, rüzgarı arkama almışım, gene de beynim donuyor. tabii normal aslında biliyorum havanın soğuk olduğunu ama aklım almıyor. bir de mevzunun muhasebesini daha yapmamışım, aşık olduğumu bile bilmiyorum. üç gecedir uyumamıştım pek, o gece sabaha karşı yola düşecektim, içtimdiydi de [dilbilgisinden mi sınıfta bıraksak, öküzlükten mi emin olamadım/sc] uyuyamadım. ne etsem boştur otobüslerde içim geçer kalırım. bakın sabaha otobüsten inip bir fabrikaya çalışacağım da ama yok, saçmasapan bir uykusuzluk. onu mu düşündüm ellerindeki ruh gibi portakal kokusunu mu? siyasi bir şeylerdi düşündüklerim, kaç gece sürse konuşturamazlar ve de dünyayı yaşanabilir kılmak gibi bir terörist eylem geçti aklımdan.

şiiri vardır bilmemhangi dilde; "gülüm/ biliyorum/ siz bir arbalet yayısınız/ menziliniz içinde minyon/ ve düşük kalibrede öldürücü". ben ona ne vakit şiir okumayı düşünsem saçlarından incecik su tozu dökülür, bilseniz o kadar düşerim ki karartma başlar ışıklar örtülür. ve bilmemhangi dilde şiirin devamı gelebilir: "daha vurulmadım/ tesadüf kan akması/ destur/ orman karası/ bahtsız derinlerde/ aklımdan ne kıyametler geçer/ zerresi bile/ yıkıcı ve bölücü"...
fiziktonomi demiştik, sonra, sonrasını kimse yazmamış da, boktan be arkadaş, ishal olmuşum. bir de garip bir şekilde insanlara karşı daha olumluyum, o 21. yüzyıl akademisinin yeniyetmeleriyle sohbet edebiliyor, hem de utanmadan keyif alabiliyorum. bir de bakın bundan biraz utanacağım, yıllar sonra ezginin günlüğü dinleyebiliyorum.

............................................................................................................
................................................................... ..............................................................................................................
................................................................ ..............................................................................................................
................................................................ ..............................................................................................................
................................................................
..............................................................................................................
.................................................................
................................................................................... [oha ki ne oha, hiç gözümde yeri kalmadı diyeceğim nasılsa/sc]

tavana asılmış sosyalist saçlarından
ah sabah sabah omuzları kan içinde
işkence sonrası genç bir kadın militan
yığınlar uğulduyor hummalı gençliğinde
adı bile çıkmamış dudaklarından
doğru yaşadığının sımsıkı bilincinde ...

işte buna dayanamayacağımdan eminim. ne işkencesi, gül dikeni çizse elini ölecek olurum. hele bir de sevdiği oğlan kalbini kırmış ki hangi uçurumdan atlayayım.
beni sadece satırlarımdan tanıyan ve her söylediğime inanacak kadar saf olan güzellerim, inanın bu sefer bir mucize sonucu o neyse ki ezgi değil. still cursed mü, yahu buna aklınızdan geçirebilecek kadar safsanız laneth okuma lisansınızı iptal ederler [yalan söylüyor, deliler gibi aşıktır bana, bana, bana, bihterine/sc]
adını verir miyim sanıyorsunuz, onun dudaklarından çıkmamış, bense doğru sevdiğimin sımsıkı bilincinde kalacağım bu kez, bir de bir kere daha görebilsem. bakın adağım olsun, ne sarılırım ne öperim, yeter ki görebileyim.
[oğlum, dalga geçtim epey ama var ya doğruysa sağdıcın olurum ak. gaza gelme ama daha inanmış değilim, getirip kızı gösterecen/sc]