isyanın zamanaşımı yok!

birkaç haftadır gündemde olduğu üzere sivas katliamı davası zamanaşımına uğradı. bu dönem boyunca zamanaşımı uygulamasının bu dava için geçerli olamayacağını, insanlığa karşı işlenmiş suçlar dahilinde ele alınması gereken bu katliamın hiç değilse göz önündeki sanıklarının cezalandırılmaları gerektiği binbir dille ifade edildiyse de sonuç getirmedi. tezgah kurulmuş, bilinen yol izlenmiş, dava boşa düşürülmüştü. bu nasıl mümkün olabilirdi? iki yıl önce uğur kaymaz'ı vuran polislerin tümüyle suçsuz çıkması, maraş katliamı örgütleyicisi ökkeş şendiller'in milletvekili olması, hizbul-kontracıların serbest bırakılması nasıl mümkün olduysa öyle mümkün olabildi.

bilmek acı çekmemek değildir ve acı çekmenin özgürleştirici etkisi sıcak koltuklarda otururken gerçekçi değildir. dünyanın en büyük tıp alimi, kansere yakalandığında bunun tam olarak ne anlama geldiğini bile bile iki damla gözyaşı dökebilir. devletten adalet beklemeyecek kadar kendi ellerinin hüneriyle yaşayanlar ve harami devletinin töresini kendi kanının kristal küresinde kitaplar kadar açık okuyanlar gene de böyle bir kararın karşısında irkilebilir. hatta ağlayabilirsiniz, hatta isyanınızı ağır bir zincir gibi taşıyarak boynunuzda bütün inançlarınızdan korkabilirsiniz bir an, küstahça gömülmüş olduğunuz bütün açıklamaları yakmak ve başka dünyalara kaçmak isteyebilirsiniz. size şimdi demiri kör sapı kanlı bir bıçak da verseler, bir doz morfin de ya da sadece karanlık kadar bir sessizlik onu ellerinizden düşürebilirsiniz. bundan utanmayın!

ankara'da adliye önünde veya işyerinde işinizin kendisi olduğunuz saatlerde hükmü duyduğunuzda hissettiğiniz hınç. ama yetersizsiniz, yetersiz hıncımız, öfkemiz, ellerimiz ve kafamız. çünkü onların hıncı bin misli. gömemediğimiz ölülerimizin başında şenlik ateşleri tutuşturup, bunu bir de aklamış oldukları halde, onların hıncı bin misli büyükmüş ki gaz bombaları, panzerler ve mesai kurallarıyla bağladılar bizimkini. kızılay'da hala çatışanlar varmış, onların büyüklüğü bizim merhametimiz, çekinmeyin kapınızı açın onlara. ama unutmayın, şimdiye kadarkilerin başına ne geldiyse, sizin başınıza da gelebilir. affetmeyecekler, unutmayacaklar, cezalandıracaklar ve tetiği çekenleri ödüllendirecekler.
bu kararın ne anlama geldiğini bırakalım ekran efendileri konuşsun, biz hepimiz biliyoruz. biz hepimiz en azından bir kere yaşadık katliamı, biz hepimiz en az bir kere haksızlığa uğradık ve daha o anda bütün dünya farkındaydı bunun haksızlık olduğunun. biz hepimize diyorlar ki: asarız, yakarız. şimdi bundan korkmamak mümkün mü, mümkün mü bu derece büyük bir nefret karşısında çaresiz hissetmemek, mümkün mü çocuklara bomba yağdıranların, aslan gibi delikanlılara ve türlü çeşitli eziyete sahip olanların karşısında korkmadan durabilmek? korkunuzun karşı kefesine hıncınızı koyun, ne kadar çekerse sola o kadar kızılay sokaklarındasınızdır. ve anlaşılan henüz erken bunun için, çünkü koca ülkede bu gece dolu olan meydanlar yok, vicdanımız kadar sessizler şimdi şehirler.

katliamcı da aklayıcı da tetikçi de devlettir!

devlet içinde devlet, devletin gizli yapılanması, darbeciler, balyozcular, diktacılar, umacılar... hangi büyük buluş sağlayacak şimdi tüm bunları anlaşılır kılma hünerini bize? kimler neler yazacaklar, kimler kimleri aklayacaklar ve nasıl başarabiliriz yeniden inanmayı? katliamdan önce elazığ'dan ve diğer çevre illerden gelenlere çekilen fakslar sivas emniyeti'nden çekilmiş, mehmet gazioğlu (zamanın içişleri bakanı) düpedüz saf tutmuş, bütün bir devlet mekanizması küller soğuyana kadar izlemiş olanları. utanmamışlar devam etmişler bu işe, aziz nesin'î yargılamaya kalkmışlar, sağ çıkabildiği için yangın yerinden. utanmamışlar "pkk yaptı" demişler, utanmamışlar katilleri vekil adayı göstermişler. utanmamışlar, davayı takip edenlerin üzerine sürmüşler panzerlerini. utanmamışlar, utanacakları bir şeyleri yok, hepsi işlerini yapmışlar. "bir grup", "münferit", "kazara" ve ama sizin uykularınızı kaçıracak kadar gerçekten olmuş her şey, şimdi vardiya amirinin yüzüne ters ters baksan bir yerden yeşil çıkacak, bir yerden topal osman, bir yerden karamollaoğlu, bir yerden bakanlar kurulu ve uçaklar ve bombalar ve panzerler. zamanaşımı dediğiniz nedir ki ona da bir çare bulunur bir dahaki referandumda, onu da size fatura ederler ve gene panzerlerle servis ederler.

isyanın zamanaşımı olmaz!

fail devlettir, bizim bilmediğimiz şeyler değil, açıklamayın yeniden. bugün haberi aldığınızda içinizde yerini herkesin bulabileceği hınç var ya asıl, işte o bir gün korkunuzdan da ağır basarsa ve artık bütün o bildikleriniz, inandıklarınız, güvendikleriniz değil, yumruklarınızla konuşmaya başlarsanız, bunu hep beraber yapabilirsek o zaman kuracağız yargıyı. bizim adaletimizin zamanaşımı yok!

inanın o gün ateşi kullanmayacaksak bunun tanrı'ya ya da tanrılar'a ait olduğunu sanıp da saygıyla geri çekildiğimizden değil, hak etmedikleri için de değil, çocuklarımız gene de daha rahat soluyabilsin ileriki günlerde diye.

biraz daha doldurun hıncın kefesini haramiler, biraz daha odun atın bu ateşe, biraz daha pişkin sırıtın, biraz daha; yalvararak istiyoruz sizden biraz daha katlayın zulmünüzü, mahşer sandığınız kadar uzak değil!