bir süredir özenle üzerine çalıştığım yakın bir zamanda tamamlayarak kitap halinde siz sevgli okurlarımla buluşturacağım "yukarı galatya: medeniyetin beşik kertmeliği" çalışmam üzerine bana sürekli sorular soran bir arkadaşım var. onu yanıtlamaya çalıştım bir parça, dedim ki bu kısa ve popüler yanıtları burada da yayımlayayım, galatya konusunda bir ilgi alanı oluşur, kitap satışlarını da etkiler. ayrıca halil berktay'a dava açacağım haberini de sizlerle paylaşmak isterim. pelin de az içsin de çay getirsin!

yukarı galatya halkının garip bir inanışı var, bunların bir tanrıçaları var herdinua, onun her bin yılda bir geri döndüğüne inanırlar, ama tek bir bedende değil, özel olabilecek bir çok bedene küçük parçalar halinde gizleniyor tanrıça. bu kadın bedenlerinin ortak özellikleri ense ve kolun sırtla birleştiği nokta arasında ince belli belirsiz bir çizgi olması, yani tanrıça çizgilerle gösteriyor kendini. ve buna diyor ki yukarı galatyalılar, tanrıçanın bulutu. bulut demeleri başta bana da garip geldi, ama düşününce haklı buldum onları. tanrıça bin yılda bir kere sayılı bedende hayat buluyor, dünyalık topluyor sevişmeyi öğretiyor unutanlara. tabii yukarı galatya'da bu çizgiye sahip kadınlar asla evlenemiyorlar, hatta galatyalılar'a sorarsan evrenin hiçbir yerinde evlenemiyorlar, bu tanrıçayı fazla dünyevileştirmek sayılıyor.

yukarı galatyalılar çocukları leyleklerin getirdiğine inanırlar örneğin, bu açıdan eski dünya halklarına benzerler, ama aşkında kırlangışlar tarafından getirildiğine inanırlar. bu sebepten yukarı galatya'da aşklar baharda başlar, evlilikler kışın başında yapılır, kırlangıçlar gider gitmez. yukarı galatyalılar evliliği aşkın değil, dostluğun taşıdığına inanırlar, dostluğu ise bulutların getirdiğine.o yüzden galatya'da düğünler ekim sonu kasım başı yapılır. tarihleri böyle sınırladıkları için düğünleri münferit değildir, o yıl evlenecekler birlikte düğün yaparlar. tabii bu bizim memleketin toplu sünnet ve nikah şölenlerinden farklıdır. kocaman bir kırlıkta yapılır düğünler, buraya onlar yerbekun derler. koca kırlığın çevresinde yağmurlar başlayana kadar yaklaşık 10-12 gün sürer düğünler.
evlenen çiftler, yerbekun'un farklı noktalarında toplanırlar, onları kutlamak isteyenler bulundukları yere giderler. galatyalılar bencil değildir, o yüzden davetiye basmazlar, zaten bütün galatya halkı o tarihlerde yerbekun'da olduğundan herkes herkesi kutlar, şarkılar söyler, oyunlar oynarlar.
bolca hukirasn tüketilir bu törenlerde. hukirasn dediğimiz garip bir çeşit ot, bir söylentiye göre ünlü çizgi roman kahramanı red kit galatyalıdır ve o yüzden ağzındaki ot da husirasndır. sıradan gbi görünen husirasn insanları uyuşturmadan canlandırır ve mutlu eder. gerçi galatyalılar zaten mutludurlar çoğunlukla.
bunları anlattığım bir başka arkadaşım gerdek meselesini sordu, dediğim gibi galatyalıların böyle bir sorunu yoktur, günlerce çayırda yıldızlara bakarak birlikte uyurlar. evlenecek çiftin yan yana yatması adettendir, ama başka hiçbir şey için acele etmezler. bir başka söylenti yıldızlara bakmanın, aslında mutluluğumuz yıldız kadar uzun ömürlü olsun demek olduğunu belirtir. yazık ki bu konuda yazılı kaynaklar bir şey söylemez. ama galatyada yüzükoyun yatmak nezaket gereği pek uygun sayılmaz. insanlar genelde sırtüstü dediğimiz şekilde yatarlar, bu yıldızlara ve göğe ve tanrılar ile tanrıçalara ve kırlangıçlara ve leyleklere saygıdandır, galatyalılar gündüz uyumadıkları için bulutları burada saymıyoruz.

anlattığım arkadaşım tanrıça herdinua'yı sordu burada onu yanıtladım.

herdinua, aslında bir tanrıçadan çok farklıdır. onun insanlar arasında ilk görünüşü bir çeşme başındadır, bir delikanlının ellerini tutar, çok utanır kıpkırmızı kesilir. sonra, delikanlı yukarı galatyanın tarihindeki birkaç savaştan biri olan, finsunia diyarları büyük zaferinde ölür. genç kız çeşmeye gider, yüzünü yıkar, saçlarına su sürür, saçlarını kırmızı gerginku ağacının özü ile sıvar ve bir uçuruma yanaşır -sana demedimdi galatya denizi ve uçurumları ile meşhurdur diye- bir uçurumdan bırakır kendini, işte suya düşünce yunus kesilir. o yüzden onun işaretidir sırttaki çizgi.
bunun ne tip bir tanrıçalık olduğunu soracaksın, tanrılara inanmaz galatyalılar, insanların tanrısal eylemlerine inanırlar ve çok üzüldükleri için o çeşme başında görüp kızı utandırdıklarından, ona bir ağıt yakarlar. bir de galatyalılar her mum ya da kandili bu tanrıçanın adını anarak yakarlar. galatyalılar tek taraflı aşkı yangın sayarlar ve kandillerin düşüp devrilmemesi, yangın çıkarmaması için tanrıçayı anarlar.
yukarı galatyalılar birbirleriyle iletişim kurarken son derece özenlidirler. bunun nedenlerini, galatya tarihi ya da dinsel inanışları içinde arayıp bulabiliriz elbette. fakat şu kadarını söylemek gerekir ki bunu tarihten ya da dinsel metinlerden tek başına çıkarmamız diğer tüm alanlara haksızlık etmemiz anlamına gelecektir. çünkü hem dinsel inanışları, hem de tarihleri ve bunun yanısıra tüm diğer özellikleri ile galatya toplumunda insan ilişkilerinin bu şekilde kurulması toplumun temel yapıtaşıdır. galatyalıların kutsal kitabı galendis neta sun'da (bu isim eski galatya dilinde "başka galatya yok" demektir) şöyle bir bölüm bulunur: "her kim ki komşusunun paspasında bıraktığı ayak izine mum diker; her kim ki komşusunun pastasının çamurunu doldurur; her kim ki komşu patpatın paçalarını çiviler; ve her kim ki komşusunun pantalonunun pudralığını üsteler; o bizden değildir" bazı tarihçilere göre sayfaları ve cümleleri karışmış olan galendis neta sun'da geçen bu bahis galatyalılar için çok açıktır. buna rağmen kimi din işleriyle ilgili kişiler tarafından 37 sayısından yola çıkılarak farklı bir deşifrasyonla okunan galendis erta sun bu yoruma göre de özetle komşuyla kurulan ilişkinin öneminden bahseder. yine bir başka tarihçi ve dilbilimci olan murat abim buna eşsiz bir yorum getirerek galatya'daki herkesin zaten komşu olduklarını, bunun için buradaki emrin galatyalılar tarafından çok geniş algılandığını belirtmiştir, sonra da "pelin bi sus be artık" buyurmuştur.

galatyalılar gün içinde birbirleriyle karşılaştıkları her fırsatta selamlaşırlar. "iyi sabahlar", "iyi günler", "iyi akşamlar" ve "iyi geceler" bu selamlaşmaların saatine göre söylenir. ancak galatyalılar daha samimi oldukları insanlarla -diyelim anne, sevgili ya da özel dostlar- günün hangi saati olursa olsun sadece "günaydın" diyerek selamlaşırlar. bendeniz bu durumu ilk farkettiğimde alan çalışmasına yeni çıkmış bir doktora öğrencisiydim, kaldığımız evde (yukarı galatyalılar bütün ziyaretçileri misafir kabul ettiklerinden burada otel yoktur) evin insanları bize günün zamanına göre iyi dileklerini iletiyor, birbirlerine ise "günaydın" diyorlardı. bu duruma anlam veremeyip sorduk, galatyalılar bize sadece gülümseyip sessizce geçiştirdiler. sorumuzu onlarla daha yakın dost olma isteğimiz ya da bizimle dost olmayışlarına sitemimiz sayıyorlardı. uzun araştırmaların ardından ve yıllar sonra bu duruma açıklık getirmiş oldum. bir gün bir galatyalıyla çok samimi olmuştuk, bu ilişkinin tarzını anlatmam tarihçiliğime uygun düşmeyeceği için sadece samimi olmamızı bilin isterim. böyle pamuk gibi elleri, uzun saçları olan bir galatya insanıydı, saçlarını açtığı zamanlar sanki güneş dalların arasından yüzünüze damlıyor sanırdınız, insan insan bakan gözleri vardı hatta. daha fazla ayrıntı vermek istemiyorum! o bana "günaydın" derdi, böylece ilk defa bir galatyalı'ya bunun anlamını ve nedenini sorup öğrenebilmiştim.

galatyalılar'ın bir başka nezaket göstergesi ise galatya'da insanların hiçbir şekilde birbirlerine hediye vermemesidir. gerek özel günlerde gerekse de sıradan durumlarda galatyalılar bunu yapmazlar, fakat bir galatyalı, bir başkasına ait bir eşyayı isterse alabilir ve dilediği gibi kullanabilir. mesela genç galatyalılar arasında bizdekine benzer diyaloglar görülmez. "olm ver takılayım iki gün gözlüğe, manita yapayım" yahut "aga mont acayipmiş, kimden hacıladın" gibi cümleler sarfetmezler.

bugün biraz da bana gelen soruları yanıtlayayım istedim:
- bir okurumuz neden yukarı galatya tarihine saplanıp kaldığımı merak etmiş, içinde bir takım iktisadi ve zoolojik terimlerin de geçtiği bu mesajın dökümünü sizinle paylaşamayacağım.
cevaplayayım, tarihin spesifik alanlar üzerine kurulması gerektiği kanısındayım, elbette her tarihçi gibi ben de diğer toplumları anlayabilmek, karşılaştırmalar yapabilmek için dünya tarihini genel hatlarıyla bilirim. fakat başarılı bir çalışma bir alana yoğunlaşmayı gerektirmekte ve ben de bu yüzden yukarı galatya ile ilgilenmekteyim. aşağı galatya üzerine de çalışmalarım oldu, fakat bilindiği gibi 4792'de yaşanan büyük fyort savaşlarının ardından bu iki toplum kesin olarak bölünmüş ve çok farklı şekillerde özgün birer gelişim kaydetmişlerdir.

- bir başka okur, galatya diline hakim olduğum kadar kendi dilime hakim olamadığım yorumunu yapmış. asıl kendisi diline hakim olsun, biz burda çalışıyoruz, kafa patlatıyoruz, o orada oturduğun yerden bize hakaret etme hakkını nerden buluyor. olmaz efendim öyle.

- bir başka okur ise kitabın yayınlanmasının ardından bir tur firması ile anlaşıp galatya turları düzenleyip düzenlemeyeceğimi soruyor. bunları zaman gösterecek efendim.

- bir başka okur demek isterdim ama sanıyorum bütün okurlarım bu kadarmış. yukarı galatya ve diğer konulardaki sorularınız için mesajlarınızı bekliyorum efendim.
bu ırk konusuna hiç girmek istemiyordum aslında, zira galatyalı dostlarım bu tür tartışmaların parçası olmamdan pek hoşlanmaycaklardır. buna rağmen bir kısım okurun -okurları kısımlara ayırmam her tarihçi gibi tasnife duyduğum ilgidendir- ısrarlı soruları karşısında bu konuyu açmak durumundayım. okurlarımızın bu konuya ilişkin sorularından bir bukleciği sizinle paylaşmak isterim:
"sayın z hocam;
galatyalılardan genelde övgüyle bahsediyorsunuz, övmediğiniz ve nesnel davrandığınız zamanlarda bile öyle güzel anlatıyorsunuz ki bu övgü gibi oluyor. fakat merak ettiğim bir şey var, bazı notlarınıza bakarak ben galatyalıların kafkas kökenli olduğu düşüncesine kapıldım ve ısrarla sormama rağmen bir yanıt alamadım. beni aydınlatır mısınız" soruyu soranın ismi unisex olduğu için bu hayranlıktan ekmek çıkar mı bilemedik, o da bizi o konuda aydınlatırsa müteşekkir oluruz, erhan burnunu kurcalama.
"z bey;
binlerce yıl önce asyadan göçerek bu diyara yerleşmiş, türk oğlu türkler hakkında onca gereksiz bilgiyi paylaşıp da bunu atlamanız dalgınlığınızdan mı yoksa sütü bozukluğunuzdan mıdır?. akıllı mı olacaksınız, bir gece ansızın gelelim mi? sizin de bildiğiniz gibi kurdun adı börteçine, yurdun adı galatyadır" bu okurumla didişmek istemem, bir de bu gece gelirse illa ekmek getirsin isterim. kendisine şöyle bir ipucu vereyim yalnız, börteçine sözcüğüne benzer bir sözcük galatya dilinde de mevcuttur, galatyalılarelma kurduna ve bazı tenya türlerine bortsençine derler. o kurt o kurt mudur bilememekle beraber, bu dil benzerliği etnik köken açısından önemli olabilir.
"z;
yavrum anlamadın sen, milliyetçilik yükselen değer, bir yerinden herkes milliyet sorgulayıp duruyor. yok mudur yavrum bu galatyalıların türklerle bir yakınlığı felan. bak okurların ilgisini çekmek lazım, bunları yaz da biraz okunsun" pek sevgili editörüm still cursed'ten gelen bu notu yorumsuz bırakmak ve akademik çalışmanın zaman zaman yusuflasa da bağımsız kalması gerektiği konusundaki inancımı burada paylaşmak zorundayım.

işte bu tür sorular karşısında bu konuya açıklık getirmek gerektiğini düşündüm, erhan ve pelin de düşünmüşler. galatyalılar, kendilerinden önce yaşayan atalarının burada bu yurtta ortaya çıktıklarına inanırlar ve bir ırk kökeni ya da tarihi üzerinde durmazlar. zaten galatyalılar birçok şeyin üzerinde durmazlar. yine galatya'da farklı dil konuşan topluluklar olmamasına yani üniter bir ulusal varlık söz konusu olmasına rağmen galatyalılar kendilerine ırk ya da milliyet çağrıştıracak isimler vermezler. sizin de dikkat ettiğiniz gibi bu sebeple "galatlar" yahut "galatça" gibi terimler bulunmamaktadır. dolayısıyla galatyalıların çokça önemsedikleri gibi bu konuda yapay ayrımlar yaratabilecek her tartışmadan kaçınılmalıdır, aynı şekilde galatyalılar, tüm diğer ulusları eşit mesafede ve kardeş olarak görürler. hatta tüm diğer ulusları ulus olarak görmemeyi tercih ederler, zira pek fazla olmasa da galatya tarihinde yer alan savaşların ve dolayısıyla acıların müsebbini mevcut dünyada aramaya karşıdırlar. misal yakın komşuları ustiyinya ile zamanında savaşmışlardır, ama bugün ne bu ülkeye ne de düşmanlarının uzak torunları olan bu halka karşı nefret gütmezler ve bunu başarabilmek için de ulus tanımlamasından uzak dururlar.
biz de onların bu aktine sadık kalmak isterdik, lakin gerek bir gece ansızın gelebilme olasılığına karşı kıçımdaki üç buçuk ritimli (bazen 9 8lik bile oluyor) damar, gerekse de editörümün yerinde uyarısı ile bu konuda derin araştırmalarımı sizlerle paylaşma ihtiyacı içindeyim. galatyalılar, birebir etnik ve genetik uyuşma görülmemiş olsa da türk kökenli sayılabilirler, hiç değilse akdeniz havzası, güney kafkaslar, ortadoğu'ya ait gen örneklerini taşımaktadırlar. bu karışık yapı ve genetik kaos bir dizi araştırmacıyı yutan bir kara delik sayılmakla birlikte ortus gevendesan bu konuda daha açık fikirler sunmuştur. gevendesan'ın tezlerine göre galatyalılar, memleketlerinden çok sıkılmış, çok daralmış türkiyelilerdir. en eski yazıtlar da bunu doğrular belgeler içermektedir, bu yazıtlar da bir parçası kayıp olmakla birlikte kurucu galatyalıların "hafız alıp başımızı gidelim buralardan, yeni bir ülke, dil falan, bir yerinden tutar götürürüz, iki koyun iki keçi yaparız" şeklinde beyanları vardır. buradan anlaşılabileceği üzere galatyalılar, türkiye dolaylarından göç etmiş olabilirler. fakat bu durum hala milliyet sorununu aydınlatmamaktadır. buna rağmen galatya'da, özellikle yukarı galatya'da 73.5 sayısının kutsal sayıldığını söyleyerek milliyet konusunda da bir ipucu vermiş olalım. bu bilgiye göre galatyalılar türkler'i de dahil ederek bir tezi baştan ve hatasız kurmuş olabilirler.

elimize ulaşan soruları da yanıtlamak isterdik, ancak maalesef zaman yetersizliğinden ötürü bunu yapamıyoruz. şimdi bendeniz ork çalayım yaprak da galatya havaları okusun dilerseniz.

ayrıca bu haftanın asıl notu şudur: 27 mayıs'ı yalayan deniz, evren'i de yalasın, zekası, saçları, postalı parlasın.
geçen süre boyunca bazı sorular geldi, haliyle yanıtlamak isterim. ayrıca denizin yalaması konusunda pek hınzırca espriler yollayan okuruma ben de sevgilerimi iletiyorum, elbette bu soruyu yüce yargıya çıkaracağım.
bir okurum güncel bir olaydan yola çıkarak soruyor:
"galatya'da tarihi mekanlarda konser yapılabilir mi, yapılırsa bu konserlerde çay mı içilir şarap mı çaykovski ayakta mı dinlenir, yoksa misal yayılma pozisyonu caiz midir? galatyalı aydın ve tosunlar bu konulara nasıl eğilirler, eğilmek demişken yayılma caiz olsa bile domalma caiz midir, çaykovski de bize bozulur mu?"
sorucu arkadaşın bir parça kafasının karışık ve canının sıkkın olduğunu düşündüm hemen -ben zaten her şeyi hemen, anında düşünüveririm. benzer bir soru daha olduğu için onu da ekleyip ikisini birlikte yanıtlayayım.
"sayın hocam z;
galatyalılar'ın tarihlerine ve kültürlerine nasıl sahip çıktıklarını görüyoruz, zaten tarihine sahip çıkmayan uluslar solucan olmaya mahkumdurlar. hocam, bakın bizim burada 7 ceddimizin 7 bin cariye ile 7 gün ve gecelerce ne işler gördükleri saraylarda yapılanlara. hocam yakışık oluyor mu hiç, bir de barbar diyorlar bize, biz şimdi bunu galatya'da yapsak halk kahramanı oluruz değil mi hocam, oluruz yani. ondan sonra, hocam, bir de geçen hafta çok iyi bir noktaya değindiğiniz hocam, dediğiniz gibi 'kurdun adı bortsençine, yurdun adı galatya' gözlerimiz yaşardı hocam okurken, sizin gibi milletine bağlı araştırmacılara hasretiz hocam. ellerinizden öpreiz hocam" bu soru telefonla geldi. okurların telefon numarama nasıl ulaştıklarını devletin çok derin katlarındaki kayınçoma sordum, öğrendim, ister istemez milletime biraz daha bağlandım.
şimdi, galatyalılar tabii konser seven insanlardır, galatyalılar müziği çok severler. ve dahası özel bir türe saplanıp kalmaz, dünyanın her yerinden çok çeşitli müzikleri toplayıp dinlerler. çaykovski de dinlediklerini düşünüyorum, bununla beraber galatya tarihinde kaydedilmiş bir çaykovski konseri yok. çaykovski'nin bir dönem galatya turnesine çıkmayı planladığı ama ereğli belediye başkanına verdiği söz yüzünden bu planın iptal olduğu söylentisini duymuştum. dolayısıyla galatyalılar'ın çaykovski konseri olsa nasıl davranacaklarını bilemiyorum, fakat mercan dede bir konser vermiş, müziği o kadar sevmelerine ve oldukça güçlü bir müzik kültürüne sahip olmalarına rağmen galatyalılar bile durumu anlayamamıştır. konserde bir kısım galatyalı, anlamak için gözlerini ve kulaklarını dikip sahneye bakar ve hiç hareket etmezlerken, bir kısmı "adam ta buralara gelmiş ayıp olacak boş boş bakarsak" diyerek pogo da içlerinde olmak üzere çeşitli dansları icra etmişlerdir. yani özetle galatya'da konserlerin nasıl dinlenileceğine dair bir protokol bulunmamaktadır. şarap konusunu daha önce açıklamıştım galatya'da şarap değil ve diğer alkollü içecekler üretilmez, pek ilgi de uyandırmadıkları için satışları da yok gibidir. galatyalılar hukirasn tüketmeyi severler. demek ki bir konserde şarap içildiği pek görülmüş değildir, yine de bunu engelleyen bir yasa ya da toplumsal bağlaşma olduğunu zannetmiyorum. galatya'da aydın diye bir kategori yoktur, galatyalılar herkes aydınlanırsa aydına gerek kalmaz derler ve buna uygun bir eğitim sistemi ile toplumsal yapı oluştururlar. mesala galatya'daki çok ender yasaklardan biri okullarda ezberlemek ve öğretmeni taklit etmektir. tosunlar için de aynı şey geçerli galatyalılar herkes kendisnin tosunu olursa bunu yazan'ın zahmete girmeyeceğini savlarlar ve imrenilesi nezaket ve saygıları ile bunu yazan'ı zahmete sokmamak için kendi kendilerinin tosun'u olurlar.

bir diğer okurum, daha önce bu sayfalarda yazılmış bir yazının kendisine ve kendisi gibilere alenen hakaret içerdiğini, hukuki işleme başlamadan önce bana da danışmak istediğini belirtiyor. epey dertli ve uzun yazdığı için tamamını aktarmayacağım sadece soru cümlesi olan kısmı almak istiyorum:
"hocam derdimi bir tek sizin anlayacağınızı düşünüyorum. yeri gelince türbanı savunan bir yazar var ki bizim insani değerlerimizi vurgulamak için giydiğimiz 'yazın askılı dar bir atlet, kışın boynunda üç kez dolanmış fular, erkeğin her daim mesaj içerikli t-shirtü, bir yerlerden muhakkak fırlayan che figürü, kıyafetindeki kasveti bastırmaya çalışan kızın üzerinde renk renk ve bol bol takı, ki her takısının taşının ve kancasının bir anlamı vardır, totemler fışkırır ordan burdan; saçlar genelde bonus, kız-erkek gözlerine bakış derinleştirme amaçlı siyah kalem çekerler; yazın sadalet, kışın yırtık spor aykkabı, bağcığı bağlanmamış bot'ları zan altında bırakacak şeyler söyleyip duruyor. ve üstelik hayvan sevgisinden yoksun bu zat, kittyleri tekmeleye tekmeleye... hocam ben buna sormak isterim onun petine yapılsa hoşuna gider miymiş ha hoşuna gider miymiş. hocam insanlık bu mu hocam, galatyalı insan yapar mı mesela bunu?"
okuruma yer yer hak vermekle birlikte her saygın tarihçi gibi ben de siyasetle temas etmekten pek hoşlanmam. iktidar ve geniş kitleleri etki altına alabilecek, kitap satışlarıma ve başbakanlık ile genelkurmay arşivlerinden yararlanma hakkıma tesir edebilecek iki ucu soru işaretli değneklere ilişmiyorum. fakat söz konusu yazarın, siyah kaleme, yırtık ayakkabılara gösterdiği tepkiyi ben de aşırı buldum, yalnız okurum müsterih olsun bunlar münferit davranışlardır ve sadece yazanı bağlar. bir yazarın söyledikleri ile bütün bir laneth kurumunu zan altında bırakmak doğru bir davranış değildir.
galatyalılar, her türlü giyime ve takı taklavat salavat mücevherata saygılıdırlar, böyle işlere kat i surette karışmazlar. hayvanlar konusunda ise galatyalılar'ın bir parça tuhaf olduklarını teslim etmeliyim. örneğin galatyalılar evlerinde evcil hayvan beslemezler, hayvanların beslenecek şeyler olmadıklarını düşünürler. bu sebeple galatya sokaklarında bolca sokak hayvanı yaşar, üstelik bunların sıkıldıklarında gidip yemek yiyebilecekleri, uyuyabilecekleri noktalar da bulunur. daha garibi galatya gibi yüksek medeniyet sahibi bir ülkede -hem de hayvanlar için bizdeki diyanet işlerine yetecek kadar bütçe ayrılırken- hiç belediye itlaf ekibi yoktur. sokakta samur, kunduz, hay bin kunduz gibi hayvanları bile görebilirsiniz. buna rağmen sokak hayvanlarına yemek verilmesine, yahut dokunulmasına pek iyi gözle bakılmaz galatya'da. hayvanların rahat bırakılması tercih edilir, tabii güç koşullarda kalmış bir hayvan gördüklerinde galatyalılar vazife başında olmayı da iyi bilirler. galatya'da hayvanlar özgür oldukları için ve muhtaç sayılmayacak kadar rahata erdiklerinden ve biraz da mağruriyetlerinden kendileri tekmeletmezler. dolayısıyla galatya mahkemelerinde görülmüş "kitty tekmelemek" gibi bir dava bulunmamaktadır.

bugünlük bu kadarıyla yetinmek gerekiyor, bize ayrılan sürenin sonuna geldik. bu arada bir duyurum daha olacak, galatya'da ilk kitabım basıldı ve raflarda yerini aldı. "tursinso: komo lin pariante" ismiyle e-bay'dan da sipariş verebilirsiniz. türkçe ismi "türkiye: bir bıyık cenneti" olabilir, ama sanıyorum türkçe çevirisi bir süre bekleyecek. galatya'da düzenlenecek ilk imza günüme bütün okurlarımı ve galatya dostlarını davet ederek bugünü noktalıyorum.
bir okurum soruyor; neden "yeni başlayanlar için" diye. tabii pek çok nedeni var, her şeyden önce bu bir kalıp. 90 dakikada nietsche öğrenirken sorun olmuyor, o 90 dakikalık kursla karı kız avına çıkarken kimse vize bakmıyor da galatya'ya gelince sanki hepiniz mütehassıssınız ya. hayır efendim, ayrıca bilindiği gibi uluslar arası ilişkiler alanında pek depreşmeyen yukarı galatya konusunda akademik bir eğitiminiz yoksa ve ilgiliyseniz yeni başlayan oluyorsunuz. ya da varsayalım bu sırf benim ukalalığımdan, lakin bu yazıları okuyor, üstüne üstlük soru soruyorsanız zaten yeni başlayan olduğunuzu kabul ediyorsunuz. okur olarak kalınız, her şeyi kurcalamayınız, pelin esneme.

avni bey gibi yapmamı öneren okurlarım var, güncel konuları galatya üzerinden işlemeliymişim. baktım ben de gündeme bu ısrar üzerine. ne vakittir bakmadığım ülke gündemi pek bir değişiklik arzetmiyor, kürtler nasıl kurtulurmuş, bunun neresini işleyeyim afedersiniz galatya üzerinden? galatya'da daha önce belirttiğim gibi milliyet sorunu bulunmuyor, olsaydı da gayet kolay çözülürdü. galatyalılar akıllı insanlar binlerce kişinin binlerce zamandır söylediğini bir gözü kör ademcağız deyince dönüp bakmazlar, sorun varsa baştan ele alırlar. bir de galatyalılar öyle her şeye hop oturup hop kalkmazlar, iki adem konuştu diye hezeyanlar içinde nutuk atmayacakları gibi afedersin arka taraflarına zil de takmazlar. bunun dışında galatya'da kürt sorunu yok ki, bölücülük, terör, ulusal sorun, yarmacılık, yarma buğdaydan hedikçilik, yok yani bunlar... gerçi birkaç yıl önceydi, bir akademisyen arkadaşın göstermesiyle izlemiştik, 15 şubat'ta tokyo'da yunan büyükelçiliği önünde 500 kürt toplanmıştı, gösteri yapmıştı. akademik ölçülerimi aşmayacaksam bu hayli şaşkınlık veresi olayın aktör ve aktristlerine sormak istiyorum, tokyo'da 500 kişi toplandınız da gide gide yunan büyükelçiliğine mi gittiniz? bu minval üzere galatya'da da kürt diasporası olduğu şüpheleri oluştu bende, araştırdım, zaten araştırırım. midyecileri aradım önce, midyeci bulamadım. pilavcılara bakmaya karar verdim, nohutlarının arasına yüce galatyalı etnisitesini bozacak soslar ilave eden pilavcılardan da iz yoktu. bilcümle mafyoza bakındım, bulamadım. bana selpakçı çocukları araştırmamı salık verdiler, elbette baktım, fakat onlar da sırra kadem basmışlardı. bu konuya hakim ve haiz bir arkadaşım galatya'nın kuzeybatısına doğru yol alarak tekstil sektörünü araştırmamı istedi, fakat uzun uğraşlarımıza rağmen bir şey bulamadık. sonra meyve ve sebze toplama işlerini kimin yaptıklarını sordular, ona da baktım, galatyalılar kendileri yapıyormuş bu işleri. bütün bunları rapor ettiğim araştırma bürosundaki bir arkadaş çok içerlemiş, son bir ümitle sordu: "soğan da mı yenmiyor len orada" diye. bu üslubu karşısında derinden yaralandığım için hale gitmedim ve bu konuya ilgi duymadım. öyleyse galatya solu ne iş yapar ne üzerinden birbirini yer dediler, bu zamana kadar anlattıklarımı tekrar etmemek için buna da girişmedim.

galatya'da kürt sorununa rastlayamadık. yalnız bazı kaynaklar ibo show'un bir bölümünün melinsiya yaylalarında çekildiğini rapor etmişler. konu üzerine galatyalı arşivcilerle görüştüysek de "ibo'nun neresi kürt, saçmalaşmayın" diyerek bizi kovaladılar. ayrıca bütün araştırmalarımıza rağmen galatya'da halay çeken birilerini bulamadık, hele de galatya tarihinin hiçbir sayfasında 3 gün aralıksız halay çekebilme özelliğine sahip gruplarla karşılaşmayınca tümüyle vazgeçtik bu boş çabadan.

bizim bu işlerden vaz geçtiğimizi duyan kimi fırsatçılar bizi "ver kurtulcu" olmakla itham ettiler. galatyalılar'a böyle bir tutumları olup olmadığını sorduğumuzda gülümseyerek, insanın ancak vermekle mutlu olabileceğini, istenen bir şey verilmediğinde nazar değmek suretiyle elde patlayacağını ifade ettiler. işin içinden tam çıkamadık. zaten tarihçi olmamız hasebiyle işin içinde ne işimiz olduğunu da anlayamamıştık.

son olarak galatyalı bir türkolog bularak konuya yaklaşımını merak ettiğimizi ibraz ettik. sayın abimiz, çok komik olduğumuzu, ülkede ne kürtlerin ayrılıkçı ne türklerin birlikçi sayılamayacağını, tam tersinin daha olası olduğunu ama onun da tuhaf kaçacağını belirterek bizi aydınlattı. nasıl olması gerektiğini sorduk, kürtlerin ayrılmak istiyorlarsa bunu apaçık ve dümdüz istemeleri gerektiğini, rehine bırakılmış kol saatlerinin hatırası ile vakit kaybetmelerinin saçma olduğunu, türklerin ise zaten bir nane olamayacaklarını söyledi. teşekkür ederken bir parça yusuflayarak, memlekete döndüğümüzde bu konuşmadan ötürü başımıza geleceklerin hesabına giriştik.

velhasıl, oldu mu sayın okurum, gündemle galatya arasında bağ kuruldu mu; ben o 301'den yargılanayım da o zaman ara bulurum seni, aklına mukayet ol sayın okurum.
bu aralar galatya üzerine daha derinlikli tahliller, analitik yaklaşımlar sunmak istiyorum aslında. fakat okurların soruları beni rahat bırakmıyor. okur sorularını yanıtlama zorunluluğum yok, zaten hiç zorunluluğum yok, fakat soru soran editörüm olunca ister istemez bununla ilgilenmem gerekiyor.

sevgili still cursed şöyle demiş: "galatya'da devlet misal sigara gibi bir şeyi kullanarak kendi halkını bölüyor, bir de gelecek yeni yasaklara basamak olan bu tür yasakları halka sevdire sevdire sokuyor mu?"
sonuna soru işaretini ben ekledim, eklemem gerekip gerekmediğini de epey tartıştım kendimle, zaten biliyorsunuz ben kendimle tartışabilecek kadar yüksek bir akademik potansiyele sahibim, içimden birkaç akademisyen çıkarıp tartışabiliyorum. tartıştım kendimle soru işareti konusunu. burada bir soru mu vardı, yoksa alenen propaganda mı yapılıyordu, hatta bu propaganda doğrudan devletin milleti ile bölünmez bütünlüğünü tahkir ve teyzif mi ediyordu, bu durumda yayınlayan olarak ben de suç ortağı mı oluyordum? ürktüm haliyle bu tartışmayı yaparken. fakat still cursed'ün ısrarları ve tehdit dolu bakışları üzerine soruyu ele almaya karar verdim.
karar verdim ama bu soruyu nasıl ele almalıyım, konu yasaklar mı sigara yasağı mı, yoksa devletin halkı bölmesi mi?
sigara, tütün, şarap gibi konulara daha önce değindiğimi sanıyorum; hatırlatmak için galatyalılar'ın bunları pek kullanmadıklarını, ama buna rağmen bir sorunları da olmadığını belirteyim. sigara alışkanlığı izmariti dolayısıyla pek sık rastlanmayan bir huydur, buna rağmen bizdeki pipoya benzer ama haznesi daha küçük ubeytler vardır, hemen her galatyalı bunları kullanır. yine de bu bir tütün alışkanlığı değildir, kekik, fesleğen kurusu gibi otlarla yapıldığı ve içe çekmek yerine üflenerek burna doğru hoş kokular gitmesini sağladığı için daha çok tütsüye benzetilebilecek sıradan bir şeydir. buna rağmen galatyalılar günde sadece 10-15 dakika kullanırlar ubeytlerini. onların asıl zevki farklı ağaçlardan bu ubeytleri kendileri oymak ve çeşitli figürlerle süslemektir. birkaç ubeyt örneği göstermek isterdim fakat teknik nedenlerle bu mümkün olmuyor.
yasaklar konusu da haliyle galatya için komik bir durumdur. galatyalılar'a halkı sigara yasağıyla bölüyorlar derseniz size nezaketi elden bırakmamak için ağızlarıyla gülerler, amma illa ki gülerler. aksine galatyalılar hiç kullanmasalar bile bu tip ritüellerin yaşatılması için çaba harcarlar. örneğin a fistfull of dollars izleyen bir galatyalı, böyle değerli sanat yapıtlarının gelecek kuşaklarca da anlaşılabilmesi için sigara kültürünün öğretilmesi gerektiğini düşünür. aynı şekilde şarapçılık kurumuna çok değer verirler. birçok büyük edebiyat eserinin içerisinde kendini var etmiş şarapçılığın ve şarapçıların bir düşkünlük değil, tasavvufi bir yaklaşımla bir çeşit ibadet olduğunu sanan galatyalılar çoğunluktadır. galatyalılar zaten bazen biraz saf oluyorlar, yolda gelip omzuma elini atıp "abi beni döven mi" diyen bir deliyi anlattığımda hayli şaşırdılar mesela. gerçekten buna ihtiyacı olan bir kimseyi mağdur edişime anlam veremediler, kendileri şiddetten hiç hoşlanmasalar bile bu tür bir durumda bütün insancıllıkları ile kafa göz dalarlarmış. velhasıl galatyalılar kimileyin bir parça saf olabiliyorlar. işte bu sebeple önemli edebi eserlerin anlaşılabilmesi için şarapçılık, torbacılık, teşhircilik gibi kurumları hiç değilse kültürel olarak yaşatıyorlar.

bu soruyla işim bitsin istiyorum ama uzadıkça uzuyor. son olarak galatya'da halkın bölünmesi diye bir şey söz konusu dahi olamaz. zira galatyalılar zaten fazlasıyla bölünüktürler ve bununla gurur duyarlar. eğer her bir galatyalı'nın bağımsız fikirleri yoksa ve eğer halk herhangi bir konuda yekpare tutum alıyorsa bu galatyalılar'a göre galatya uygarlığının sonudur. demek ki galatya'da bu tür girişimler pek de tutmayacaktır. tabii herhangi bir ysak gündeme geldiğinde durum değişebilir, şimdilik böyle bir deneyimle karşılaşmadım. ama tıpkı buralarda olduğu gibi kırk yıllık esnaf komşusunu sigara içirdi diye ispiyon edenler, meyhanesinin tuvaletinde sigara içen müşteriyi polise teslim edenler çıkabilir galatya'da da.

türkiye'deki bazı esnaflar da bana sormuşlar, sigara içme bahanesiyle hesap ödemeden kaçan müşteriler konusunda neler yapabileceklerini, yüksek galatya uygarlığının bu soruna çözüm üreteceini düşünmüş olsalar gerek. biz de galatyalı bir kısım uzmanla oturup bu konuyu ele aldık, yoğun bir bilimsel çalışma ve çeşitli deneylerin ardından esnafımızın bu durumu için gerekn yanıtları bulduk. yapılması gereken bu müşteri yakalanabbilirse eşek sudan gelene kadar dövmek ya da o hin gözler ç apkın bakışlarla daha sigara pakedi elinde dışarı çıkarken dövmektir. bunun bazı masum müşterilerle ilişkileri yıpratacağı savı ise geçersizdir, sigara içen bir müşterinin masum olmadığı devletin tahlilleri ile de apaçık ortaya konmuştur.
aynı şekilde sigaraya çaktırmadan izin vererek haksız rekabet yaratan esnafların durumu var, bunu da inceledik. birçok mağdur esnaf, polise ve devletin diğer kurumlarına gitme yolunu seçmekte. bu davranışı anlamakta güçlük çektik galatyalı uzman ve bilirkişilerle birlikte oluşturduğumuz meclisimizde. devlet zaten bir adım atıp yasağını koymuş, daha o yüksek mercileri yormanın ne gereği var, al eline molotofu bas camdan içeri, onu bulamadın, yapmayı bilmiyorsan, yakın civarda boş bir araziyi iki metrekare kaz zaten el bombasıdır, roketatardır bilcümle malzeme çıkar. bu malzemeler bilindiği üzere sivilleri gerektiğinde bir topyekûn savaşa katılımları için oralara konuluyor ve sigarayla savaş bir milli mesele değilse milli mesele ne ola ki? yine sınırdan vergilendirilmemiş sigaralar sokarak, halkı kin ve nefret duygularına gark etmek isteyen, bölücü örgütlerle pek ilişkili kişilerden bahsediliyor. bu konuda da çözüm ortadadır, vereceksin mayını, vereceksin kurşunu. yeri geldiğinde silahlı kuvvetlerinin gücüyle övünen bir ülkenin bu tür yıpratıcı ve çökertici çalışmalara izin vermemesi gerekmektedir.

editörümün sorusunu çok yönlü biçimde yanıtlayabildiğimi düşünüyor ve bu defteri kapatıyorum. ayrıca milli konulardaki hassasiyetimi de sergilemiş olduğumu sanıyorum, yeterli olmadığını düşünen kurumlardan özür diler gereğini yerine mutlaka getireceğimi arz ederim.
şimdi bir dizi okur, sanırım can sıkıntısından bize sardırmaya başladılar. burada soytarılık yaptığımız hislerine garkolmuş olalar ki tuhaf sorularıyla değerli akademik vaktimi çalmayı iş edinmişler. bunlardan bir tanesi, sanıyorum yanında arkadaşları olmasına rağmen (bu da ne acayip eski bir kalıptı, okurken anlamak için yırtınırdık) beni arayıp şöyle bir soru sordu: "hocam galatya'da cinsellik var mı... eki keki... galatyalılar'ın cinsel şeyleri ne alemde... eki keki..." artık kıkırdamasından mı yoksa benim söyleyeceklerimden çekinmesinden mi bilemem kapattı o arada. haliyle bozuldum. hatta üstüne editörümü aradım durumu bildirdim, telefon numaramı yeni değiştirmiş olmama rağmen (bu rağmen farklı mesela) beni nasıl arayıp bulduklarını sordum. sevgili still cursed de "ben vermedim eki keki... bilemiyorum, mehmet dur bir olm ya, anlayacak eki keki..." türünde bir yanıt verdi. editörüm bana hep yanıt veren güzide bir insan zaten, yalnız o mehmet dediği tipten fena halde kıllandım. neyse, böyle sorularla gelmeyiniz bana. galatyalılar'da elbette cinsellik var. kadınlar var, erkekler var, eşcinseller var, var yani, mars değil ki burası sporlarla üresinler. hayır bazen galatyalıları çok üstün bir yerlere koyduğumuzdan mıdır nedir, bunların tuvaletle yatak odasıyla işleri yokmuş gibi geliyor. tamam sizin böyle saçma sapan hissiyatlarınız oluşmuş olabilir, ama bu hissiyatların muhatabı ben değilim ki, varın bir psikanaliste sorun, ebeveynleriniz için düşündüğünüz tuhaf cinsellik içermeyen düşüncelerinizi galatyalılara niye mal ettiğinizi. yahut biyologlara danışın ne bileyim ben, beni yormayın.

bir başka soru ise galatya'ya gitmeyi ve bir süre kalmayı düşünen bir arkadaşımdan geldi. oradaki fiyatları ve alım gücünü merak ediyormuş. iktisadi ve idari bilimler akademiği olan bu arkadaşım, tavuk dönerin fiyatını sormakla başladı, sırasıyla big mack, donut gibi şeylerin fiyatlarını sordu. haliyle yanıtlayamadım, zira bu ürünlerin galatya'nın neresinde bulunduklarını bilmiyordum. meğerse bu arkadaş bilimsel bir bakışa sahipmiş, big mack kuru diye bir şey varmış, gerçek para piyasası öyle açığa çıkıyormuş. ancak bundan sonra daha ciddi bir soruyla durumu anlamaya çalıştı, galatya'nın kişi başına düşen gayri safi milli hasılasını sordu bana. şaşırdım, üstelik bunca yılımı bu konuya vermişken bilemediğim bir şeydi. utandım inanın, derhal google'ı açtım, telefonda bekleyen arkadaşıma anakronikleri karıştırdığımı söyledim, pelin'den de sayfa sesleri çıkarmasını istedim. google bana ülkelerin 2008 yılı indekslerini verdi derhal. bakınız şöyle mesela:

http://kuantum0.blogcu.com

neyse baktım galatya yok, "vallahi ihsancığım, konu çok derin, biraz araştırmak ve bakınmak lazım, ben seni sonra arayayım" dedim. inanmamış olabilir, ama büyük bir akademik vakarla kabul etti söylediklerimi. telefonu kapattık, konuya hayli canım sıkılmıştı, bu arada hala sayfa karıştırma sesi çıkaran pelin'e patladım.
bu ağır sıkıntı hissiyle kendimi bir kez daha akademik çalışma alanımdan çok uzaklarda türkiye sorunlarıyla baş başa buldum. bu türkiye çok ilginç bir ülke, çok tuhaf işler oluyor. mesela bu sayfada 179 ülkenin durumu ele alınmış, ama yorum yazanlar -bu ülkelerin yarısının yerini bilmezler belki- hiç oralı değil, varsa yoksa türkiye. bakınız yorumlar şunlar:

"çok ama çok yazık daha bı tarihi bıle olmayan norveç isveç gübi ülkeler bile bizden çok maaşla çalışıyorlar.yani anlıyacanız bir norveç li parasıyla 10 türkü alabilyorr . ah bu başımızdakilerr emdinizz emdinizz sadece iskeleti kaldıı"

"60 lı sıralarda olmak türkiye için kötü bir tablo.türkiye 'ye ilk 20 ler yakışir...

çok çalışmamız lazım çoookkkkkk....."

"yaşa türkiyem daha ileriye daha güçlü olmak ümidiyle yarınlar bizim."

"vay be turkiye 60 larda bence fazla bile,kime yada neye gore yaptılarsa bu arastırmayı bence hic inandırıcı deil"

tek tek incelemek mümkün değil, sanırım sosyolojik boyutları çok yüksek histeri dalgaları bunlar. "çok çalışmak" hatta "çooookkkkk çalışmak" gerektiği hissine kapılmış insan var yahu. ama bunun konuyla ilgisinin ne olduğunu bildiğini zannetmiyorum. tamam kabul ediyorum benim de alanım bu değil, ama hiç değilse sıralamadaki yerin bir spor müsabakası gibi ele alınmayacağını biliyorum. bunlar üzerinde durulabilecek şeyler değil, benim asıl ruhumu yaralayan akademiye karşı bu kadar fütursuz bir saldırganlığa ve bu ölçüde güvensizliğe varabilen arkadaşın durumudur. "inandırıcı" olmadığını düşünüyor, kime göre yapmışlar, yahu ortada değil mi kişi başına düşen milli gelir diyor, neye göre yapacaklar... nasıl anlıyor ki her ülkeden kura yoluyla seçilmiş birer kişinin gelirlerinin karşılaştırması mı? örovizyon mu bu çocuğum! türkiye çok tuhaf çok acayip ülke, insanlar gerçekten biraz kafası güzel geliyorlar burada dünyaya.

ben şimdi galatya'nın finansal yapısını araştıracağım, pelin de sayfa sesleri çıkaracak. bunu havaya girmek için yaptırtıyorum sadece, yoksa türkiye'de ilk laptop'u alan da benim, ilk internete giren de benim, biliyorum yani oraları da. sağlıcakla efendim, pelin yüzüme yüzüme sallama şunu!
geçenlerde bir tanıdık işyeri açtı, hayırlı olsun gezisine gittik. çok zor olduğunu söyledi, o devlet dairesinden bu devlet dairesine koşturmuş. "hocam" dedi, bana zaten hoca derler, "mesela beş ayrı yerden beş kağıt topluyorsun bunların beşini bir yere verip bir tane kağıt alıyorsun, sonra böyle bir bir toplayıp yine beş-on tane yapıyor bir tane kağıt almak için götürüp veriyorsun. bak aklımdayken sana bunu sorayım" dedi. sözünü keserek kendime duyduğum akademik saygıdan ötürü farklı alanlarla ilgilenmediğimi belirttim ve ekledim: "tanıdığım matematikçiler var beş doğal sayısının üslerini o saniye söylerler sana, istersen tanıştırabilirim" dedim. derin derin düşündü bir süre, sanırım gerçek akademik etiğin aslında ne kadar ince olduğu üzerine kafa yordu. sonra toparlanıp devam etti: "peki hocam, şöyle sorsam; galatya'da bürokrasi nasıl işler? mesela işyeri açmak için askerlik tecil belgesi gerekir mi, ya da örneğin burası mobilyacı ama benden verem testi ile bok örneği istediler, bunlara gerek var mı galatya'da?"

önce bunun bir iş teklifi olup olmadığını, bana acentelik teklif edip etmediğini düşündüm gözlerimi kısıp. mobilyanın kar marjını ve çalışma sistemini hesap ettim. bu konuyu ailemle görüştükten sonra ele almaya karar vererek sorusuna döndüm, hiçbir şey olmamış gibi yanıtlamaya başladım. "evvela galatya'da askerlikle ilgili bir belge olduğundan haberdar değilim, sonra bilemiyorum ne tip testler ve raporlar gerekiyor" diyerek girdim konuya. tanıdık çok tezcanlı bir insan olduğu için sorusunun tam olarak bunlar olmadığını, daha genel anlamda galatya'da resmi işlerin nasıl yürüdüğünü sorduğunu açıkladı. elbette onu kınamadım alandışından birçok insan tarihin spesifik bir iş olduğunu anlamıyor zaten, yine de misal viyana seferi sırasında kös vuran mehterana bahşiş dağıtan ilmiyeli muvafık paşa'nın atının rengini bilmiyorsanız tarih biliminin bu dalında uzman değilsinizdir, değil mi erhan?

velhasıl bunun ardından küçük bir araştırma yaptım. önce burada bir işyeri açmak için gerekli olanların listesini çıkarttırdım. epey uzun bir soy ağacı çıktı. mesela defterdarlıktan belge almadan belediye ruhsatınızı alamıyorsunuz, o belgeiçin de nakil ilmuhaberinden başlayarak ve 7 sülalenizin hatırı da dahil olmak üzere 20 çeşit evrak topluyorsunuz. elbette bu evrakların da herbiri için çeşitli alt kümelerden oluşan evraklar gerekiyor. evrak biliyorsunuz osmanlıca'da varak'tan geliyor, sayfalar yani, ancak sözcük sizi yanıltmasın, öyle sayfalar diye bir şey yok. her bir sayfanın her bir satırına bakan bir memur var, onları görmek, kapı çalmak, selam vermek, ön iliklemek, birkaç gün beklemek gerekiyor genelde.

sonra galatya'da bu işlerin nasıl yürüdüğünü sordum. galatya'da böyle bir şeyin olmadığını, aksine planlama ve hesaplama ile ilgili işler yapılırken durumun not edildiğini söylediler. yani bir galatyalı herhangi bir işi yapabilmek için bir yerlerden izin almıyor ya da işini tebliğ etmiyor, bir takım kurumlar onun yaptığı işi bilmek istiyorlarsa bulup öğreniyorlar. hiç de sorun olmuyormuş bu yolla. bunu öğrenince derhal galatya'da bir mobilya mnağazası açmaya karar verdim, siz bu yazıyı okurken ben çoktan malları yüklemeye başlayacağım.
geçen hafta küçük bir araştırma işi için galatya'ya gitmiştim, bu arada memleket biraz hareketliymiş, takip edemedim. yazılarımı takip edenler "galatya'da ham ve mamul kereste işleri" konusunda bir çalışma yaptığımı, özellikle maliyet ve karlılık konusu üzerinde durduğumu hatırlayacaklardır. böyle hassas bir akademik konuda çalışırken pek de uzmanlık alanıma girmeyen memleket meselelerini takip edemediğim için okurlarım beni bağışlasın. lakin gelir gelmez baktım, evet baktım, gazeteleri tarih sırasıyla taradım mesela, anladığım kadarıyla artık kürtlere demokratik diyormuşuz, bunu olumlu bir gelişme addettim, zira kendileri yıllardır her kurdukları oluşuma demokratik diyorlardı, konuyu bir tarihçi arkadaşıma sordum, "ya evet öyle oldu, medlerden kürtlere, kürtlerden demokratiklere, bitmiyor işte değişim." hayırlısı olsun deyip galatyalılar'ın da ilgisini çekecek bu konuda bir galatya gazetesine yazı yazmaya başlamıştım. bu arada bilmeyen okurlarım için not düşmüş olayım; ben galatya basınının galacticasında yazılar yazarım kimileyin. o arada bir başka arkadaşım aradı, akademisyendir bu arkadaş da, zaten ben akademisyen olmayan insanla arkadaşlık etmem. askerin önemli açıklamaları olduğunu, kürtlerden hala türk olarak bahsedilmesi gerektiği konusunda kesin direktifler yayınlandığını söyledi. derhal kaynaklarımı arayıp teyit ettirdim, onlar da benzer şeyler dile getirdiler.

asker diyesiymiş ki, "ağustos çok sıcak geçiyor lan bu yıl, bu karadeniz sel falan derken, yanıyoruz yaw, hayır iş güç de yok, asker çıkmıyor araziye, klimayı açsan toplanıyorlar. geçen torunu okuldan alıyordum, milli şuur kalmamış azizim, lavuğun biri spor giyimci açmış adı yutheiyc, yanındaki çay ocağı berivan, oldu mınıskim, götüme de arapça yazsaydınız. zaten bak bu arap ipneleri bizi sırtımızdan vurduydu, sonra, yaw bu çocuklar vardı, kandan bayrak falan, hiç uğramıyor onlar da yahu! biri haber etsin de biraz badana işi var, uğrasınlar. garnizonun arkasına çiçek diktiydik, açmamışlar, ceza verelim, nöbetçi koyalım"

biraz abartılı buldum bu meali, derhal açtım okudum, şu cümlenin karşısında inanır mısınız gözyaşlarıma hakim olamadım: "demokrasinin sunduğu fırsat alanlarını kullananların, bireylerin en temel hakkı olan yaşam hakkını hedef alan terör faaliyetlerini hiçbir nedenle hoş görmelerini kabul edemez." kürdisi dillerin oldum olası bir parça elastiki olduğunu kimileyin yanlış anlaşılabileceğini ben de zamanında farketmiştim. kürdisinin sunduğu fırsat alanları üzerinden bu tür uyanıklıklar yapılmasını benim de akademik terazim tartamıyor.

ben tüm bu konulardaki düşüncelerimi galatyalılara saklasam daha iyi olacak, zira türkiye'de etnisite sorunları ve dilbilim konularında, üstelik büyük uzmanlar var iken konuşmam yersiz oluyor. bakınız hatta bir başka örnek vereyim, prof. dr.devlet bahçeli adlı bir akademisyenimiz konu üzerine sayfalarca süren bir araştırma yazısı yazmış, böyle üstadlar var iken bizim görüş bildirmemiz beyhude olacağı gibi etik açıdan da uygun düşmeyecektir. sayın hocamın yazısından öğrenip de galatya'da anlattım bu yeni bilgileri, malazgirt savaşıyla kapıları açılan anadolu'nun o vakitler boş olduğunu, kıpçak, gagavuz, kürt gibi türki kavimlerin bu savaşta birlikte yer aldıklarını söyledim, galatyalılar'ın böylesi büyük bir bulgu karşısında hayret dolu bakışlarla baktıklarını itiraf etmeliyim.

konu çok uzadı. ben en iyisi yakında gelmiş sorulara geçeyim. bir okurum, "hocam galatya tarihindeki ayrıntılarla insanlar ilgilenmiyor, hatta dalga geçiyorlar. mesela alinin eskisi kazan'da konuşuyor bunları, neden ilminizi popüler yayınlarda tüketime açıyorsunuz?"
alinin eskisi'ni tanırım, bir akademik kariyeri henüz bulunmasa da iyi ve çalışkan birisidir, kötü bir niyeti olduğunu sanmıyorum.

bir başka okur: "hocam sevgiliniz bile 'sen bana yazma git galatya yaz' diye sitem ediyor, niçin hala ısrar ediyorsunuz, galatya kimsenin umurunda değil" diyor, kendisine sadece densiz demekle yetiniyorum.

son olarak bu haftayı galatya'da türk demokrasi anlayışının güzide örneklerinden birini anlatırken kullandığım yavuz sultan selim şiiri ile kapatmak istiyorum. bugün kendisini bir takım açılımlar yapmakla mükellef sanan taife, atalarımızın çoktan açıp da kapadıkları büyük ilim ve hürriyet deryasının sularında hiç yıkanamamışlardır:

"kürt'e fırsat verme ya rab

dehre (memlekete) sultan olmasın

ekmekleri kuru olsun, pekmezleri duru olsun

yesin yesin doymasın

ayaklarını çarık sıksın, başlarını bitler yesin

bu çeşmeden rum içsin gavur içsin;

fakat kürt'e nasip olmasın."
ülkenin çok satılan bir gazetesinden teklif aldım bu hafta. derhal soruşturdum halk tarafından çok okunan, asker kısmısının er gazinosu tabire edilen cenahı içinde pek popüler olan birgazeteymiş. ordunun yıpratılması konusunda nahoş girişimlerin yaşandığı bizzat ordunun başı tarafından açıklanan bir dönemde bu gazetenin teklifini geri çevirmenin densizlik olacağı kanısına vardım. ayrıca berberler odası, bütün mensuplarının desteğine sahip olan bu tür bir güzide yayında yazmamın kariyerime faydalı olacağı gibi son zamanlarda krizin etkileriyle boğuşan meslek erbabının çenesini ve işlerini açacak bir girişim olacağını kaydederek benden ricada bulundu. saç kestirmenin bile ekonominin önünü %000 8 açtığını hesap eden ekonomist arkadaşımın tavsiyesine de kulak vererek bu gazetede tefrika edilmek üzere galatya yazılarına başladım.
ancak geçtiğimiz hafta, kısa süren iş seyahatimi fırsat bilen gazete redaksiyonu yazmadığım bir yazıyı benim adıma yayınlamıştır. işte burada tam metnini verdiğim yazı kesinlikle bana ait değildir. sadık okuyucularım, üslup ve akademik temelin noksanlığına bakarak bunu anlayacaklardır.

bir dizi okur sorusu aldım bu hafta, kimisini çok ciddiyetsiz bulmama rağmen paylaşmak istiyorum.

okur alfa soruyor:
"değerli hocam;
bildiğiniz gibi, ülkemizin de yer aldığı gelişmekte olan ülkeler kategorisinde töre cinayetleri son on yılda %13.6 oranında artmıştır. [biliyoruz bunu yani sence] bu durumun bağıl sosyoekonomik verilerini incelediğimizde asıl etkenin bu ülkelerin çevresini oluşturduğu merkez sayılması gereken gelişmiş ülkelerdeki sosyal hak ve imtiyazların tasfiyesi olduğunu görmekteyiz. [görmek kısmını anlayamadım] kuşkusuz beynelmilel ilişkilerin yansımalarından etkilenen galatya'da da bu sürecin bir dizi sosyopsikolojik, sosyokültürel, sosyokriminal ve sosyokundistriyal yansımaları olmak gerekir. [italyan lokanta mönüsü sanırım] konunun galatya ayağını anlatırsanız müteşekkir kalırım, saygılarımla."

evladım sen git götünü tespit et önce, kaç bin kere anlatacağız, galatya'da töre cinayeti falan yok, bana öyle kurdelalı yaqzılar yazacağına, evvelki söylediklerimi karıştır. ayrıca yer alan ve bulunan arka arkaya yakışık almamış.

okur beta soruyor:
"sevgili hocam;
erkek arkadaşımın bornozunu kedimin maması dökülen mutfak parkelerini, laminant hocam, silmek için kullandım. ardından ziyadesiyle birikmiş bulaşıkları yıkarken, elimi lavaboya soktum, erkek arkadaşım da daha evvelinde o lavaboda pek afedersiniz küçük abdestini icra etmişti. hocam, hamile kalmış olabilir miyim? lütfen yardım edin çok korkuyorum."

yavrum, sanırım yanlış adrese gönderdin, benim araştırma konum tam olarak bu değil. fakat senin gibi kıymetli bir gence yardımcı olmak isterim, bu sebeple mektubunu karşı masadaki akademisyen arkadaşıma vermek yerine ben yanıtlayacağım. öncelikle sevgili yavrum, o erkek arkadaşının tenasül uzvunu lavabo, sifon gibi noktalarda değerlendirmesi seni irkiltmiyor mu? irkiltimiyorsa ve her türlü fantezi ile bu derece haşır neşir isen, adresini bana da yollamalısın ki konuyu yerinde değerlendirebileyim. hamilelik konusu ile ilgili ise -adresine baktım sana en yakın köşem eczanesi var- bir adet test çubuğu alıp bakıyorsun. iki çizgi varsa derhal haber ver, olayı değerlendirmek yerine oraya gelemeyeceğim, nasa yetkililerini sevkedeceğim.

okur omega soruyor:
"sevgili hocam;
ilk günden beri yazılarınızı takip ediyorum. galatyalılar'ın türk olduğunu açıklamıştınız. hocam fakat biz türkler bir türlü birleşemiyoruz, adriyatikten çin seddine uzanıp da birleşemeyen türk budununun kaderi nasıl ve nerde değişecek, galatyalılar bu konuda nasıl bir katkı sunabilirler?"

evlat, galatya'da kongreyi yaptık, durumu inceledik. seni de tunguz bölgesi emsilcisi olarak atadık, derhal resmi evraklarını hazırlayıp yola çık, kışın bölgeye gidişler özellikle zor oluyor. ayrıca çoktan seçmeli olsun diye silivri seçeneği ekledik, buyur seç.

...................................................

pazartesi ilk iş beşiktaş adliyesinde suç duyurusunda bulunacağım, beni ve haklı davamı içlerinden hisseden galatya dostu okurlarımı destek vermek üzere beşiktaş adliyesine bekliyorum.

/