http://www.ntvmsnbc.com

iş güvenliğinin armatörlerin kazançları ile ters orantılı olduğu tuzla tersaneleri'nde yaşanan en görkemli cinayette ortaya çıkan hazin tablo.

cinayet olarak nitelenmesinin sebebi şu: devamlı olarak ölüm vakalarının yaşandığı söz konusu yerde gerekli önlemleri almak bir yana ağır ihmal sonucu işçilerin ölmesine neden olmak sadece "kusurla ölüme neden olma" biçiminde nitelenebilecek kadar hafif olmasa gerek.

gözünü para bürüyen bu aymazları cesurca ve en ağır suçlardan yargılayacak hakim-savcılar aranıyor. ama aradığınız hakim-savcıya şu anda ulaşılamıyor. adli tatildeyiz diye mi acaba? yoksa bu tür tragedyalara karşı genelde çevrimdışı takılıp sessiz kaldıklarından mı? belki her ikisi de...

1992 yılından beri 103 kişi iş cinayetlerinde can verdi. düşünelim; bütün bu işçiler aynı gün ölmüş olsalardı toplumun yaşayacağı infialin boyutlarının büyüklüğü hakkında bir düşünceniz var mı? haşlanmış kurbağa deneyimize yeniden atıf yapıyoruz. ölümler takvime güzelce yayıldığı için toplumun ruhu duymuyor. çünkü biz toplum olarak narkozu hafiften yemeye, uyuşturulmaya, aslında normal bir insanın/toplumun asla alışamayacağı, alışmaması gereken ciddi olaylara karşı alıştırılmaya alıştık. feci bir tablo bu.

lastik sanayinde çalışan işçilere yüksek maaş verilir. çünkü iş bittikten sonra işleri de bitmiş olur. kimyası ağır iş yüzünden sağlıkları onamaz biçimde bozulur. peki buradaki işçiler? aniden öldükleri için mi gündelikleri otuz-kırk lira? hiçbir güvenceleri, sosyal devlet geçinen ama sosyalliğin s'sinden haberi olmayan devletçe temin edilen hiçbir hakları bu yüzden mi yok? acı çekerek ölmek mi prim yapıyor yalnızca? yanıt beklemiyorum. ölen işçilerin gözyaşlarını içlerine akıtan aileleri gibi. bir kez olsun ziyaret edilip başsağlığı dilenmediğini (armatörleri kast ediyorlar) söyleyen, bunu zaten beklemeyen, çünkü ölen kişinin iş kapısında kemik karşısındaki aç bir köpek olarak düşünüldüğünü bilenler gibi...