(gerçek yolculuklarda kullanılmış cümleler.)

otobüste en arka koltukta oturmayı, uçakta da arka koltuk vereceklerdi diye düşünerek içselleştiriyorum.

bir uçakta asla "yenisahra'da indiriyomusunuz?" diye soramazsınız.

"bi kenarda durabilirmisiniz?" çocuğun çişi var diyemezsiniz.

kaptanın kelini yukardan izleyemez, aralarındaki sohbeti dinleyemez, içinizden "yavaş lan napıyo bu adam" diyemezsiniz..

muavine "molaya ne kadar var, terminale giriyomusunuz?" diye soramazsınız...

herşey bi yana,

bir uçakta asla;

otogarlardaki banklara oturup sizden önce yaşanmış hikayeleri hissedemezsiniz yüzünüze vuran peron soğuklarına karşı...

gittiğiniz yöne göre mutluluğu, mutsuzluğu beklemeyi o kadar tadamazsınız...

mola yerlerine yüzlerce hikaye taşıyan otobüslerin tıslamalarına karışan gece ayazını suratınızdan söküp atamazsınız...

otobüs camından merak ettiğiniz kadar düşünemezsiniz, uzakta görünen evlerin solgun pencerelerinin ışıklarına vuran silüetleri...

ve asla bir uçakta asla bunca uzun zaman valizlerinize doldurduğunuz gibi dolduramazsınız zihninizi, yol çizgilerini sayarak...

mersin'den izmir'e gelirken otobüs yazıhanesinde bana bilet satan kız ben mersine dönerken manisa salihli'de sanki kırk yıldır tanıyormuş gibi sordu:

"aaa! mersin'emi dönüyorsun?"

cevapladım:

"yani senin salihli'de olman tuhaf değil de, benim mersin'e dönmem mi tuhaf?"

bu yeni bol özellikli otobüslerin her koltuğunda yer alan kişisel tvler sosyolojik anlamda kişilik bozukluklarını yansıtabilir...

yanımdaki hanzonun buz devri izlediğini düsündüğümüzde bu sonuçla karşı karşıya kalıyoruz...

yıl olmuş 2012. hala ve hala mola yerlerinde 303'lerden kalma şarkılar:

"bu sevdalar boşuna le bu sevdalar boşuna..."

eskiden çaylar şirketten vardı. şimdi çay verip başında para torbasıyla bekleyen siyah giyen adamlar:

"1 milyon abi"

"milyonmu kaldı lan?"

bir mola yerinde sigara içilebilecek en güzel yer molaya yeni girmiş otobüslerin motor ızgaralarının yanıdır...

eskiden poşet sular vardı. evde kendim yapmayı denemişliğim var. sırf bu yüzden annemden azar işitmişliğim de...

"allah seni kahretmesin, bu mutfaktaki poşetler nerde?"

bir keresinde hiç unutmam, malatya'dan ankara'ya giderken altıma yapmıştım. yıl 91 falan...

hep o poşet sular yüzünden...

"anne bi su daha iste..."

...

"anne bu altımdaki gaste ne ya?"

mercedes'in kronolojik olarak gelişimini bunca yılda en iyi satış müdüründen daha iyi, ancak ve ancak bir uzun yol yolcusu bilebilir..

"abi bu motordaki hırıltı ne?"

"kesin kombinatöründe arza var bunun..."

her seferinde yanıma düşen adamların cins sorularına maruz kalmamak için 1582. kez gerizekalı numarası yaptığım gündür bugün...

"öğrencimisin?"

"oha öğretmenim lan ben..."

ve korkulan olur...

"öğrencimisin?"

"öğretmenim"

"hangi okulda?"

"abi şimdi ne desem sana?" (işin ironi kısmı, bir zihin engelliler öğretmeni olmamda yatar.)

en azından "öğretmenim" dediğimde "olsun" diyerek manalı manalı bakan bundan önceki 732 koltuk arkadaşımdan daha iyi çıktı bu adam...

"abi buz devrimi bu? hangi kanal?"

yanımdaki yine sordu...

"internet'mi o?"

"o değil de beyaz çorap mı o?"

size de oluyor mu?

önünde panayır yeri gibi masayla koridorda ilerleyen muavine şunu diyesiniz geliyomu?

"espresso... nasıl ya? yok mu?"

bir yolculukta insanı en çok korkutan şey, sen dizini ön koltuğa dayayıp uyuduğunda öndekinin koltuğunu yatırması ve o an dizinin kırılacağı düşûncesidir...

"arkadaşım bi dakka koltuğunu kaldırır mısın?"

"sol omzum sağ omzumdan daha düşüktür benim... çok adam uyudu üstünde, ondandır..."

"nasıl yani?"

otobüs diyorum, herşeyi kötü yöne çekmeyin...

sen daha yeni kahveni içmeye başlamışken muavin elinde poşetle gelir ya hani "çöp var mı?" diye sorar. ve sen elinde bardakla kala kalırsın...

işte bunun adıdır: hayal kırıklığı...

"çöp varmı?"

"daha yeni içiyorum lan, sıcak bu sıcak insafın yokmu senin?"

aslında otobüslerde koltukların arasına tel örgü falan çekilsin.. biri alman otobüs üreticilerine bu fikrimi acilen ulaştırsın. yanımdakinin omzumu kangren yapması bi şekilde engellenmeli...

her yolculuk başında muavinin yaptığı uyarı anonslarına bir yenisi eklenmelidir:

"lütfen kişisel televizyonlarınıza dokunmatik ekran muamelesi yapmayınız..."

"bozdun lan ayı!"

aynı şehre giden iki otobüs yolda birbirini sollar ya hani.. yolcular böyle birbirine bakıp birbirine gerizekalı muamelesi yapar... sanki bulundukları otobüsün yada firmanın sahibiymiş gibi...

pencere kenarını severim... geceyi izlemek güzeldir... ah bide yanındaki adam yüzünden tost gibi büzülme problemi olmasa...

otobüslerde tuvalet vardır ve kullandırmazlar ya hani... içeriyi merak etmiyor değilim...

otobüslerdeki klimaların ayar düğmelerinde şu seçeneklerin yazdığına inanmaya başladım:

"cehennem sıcağı, kışta üşüten, yazda kavuran, derin donduran..."

kesinlikle orta karar bi seçeneği yoktur bunun...

kışın dondurup, yazın erimene yol açabilir...

en arka koltukta, şoförün uyuyup uyumadığını anlamanın en iyi yoludur motor sesini dinlemek...

yanındakini dürtmek istersin:

"dörde attı bax!"

gece yolculuklarında otobüs şoförü ani fren yaptığında 56 yolcunun 56sı birden,müslümanı, hristiyanı, budisti, ateisti tek bi ağızdan seslenir:

"bismillah, bismillah, bismillah, bismillah..."

normalde koridor tarafındasındır ama çaktırmadan pencere kenarına oturursun. sanki oturacağın yeri bilmiyormuşsun gibi. ve sonra o adam gelir ve senin o beğenmediğin yere sessizce oturur. bunun verdiği zevk pahabiçilemez... işte bunu yaptım bugün...

belirli saatlerden sonra otobüste koli bandı servisi yapılmalı. ağlayan bebekler susturulmalı...

"zzzzzz!!"

yolculukta nefret ettiğim bir diğer şey ben pencere tarafındayken yanımdakinin horul horul uyumasıdır. eskişehir'de nasıl sigara içicem lan ben?

32 numaralı yolcunun seyahatnamesi yıllar sonra bulunur: "iş o ki on saati aşan yolculuklarda converse giyilmeye, giyilse de bağlanmaya..."

inegöl'deki köfte heykeli başta olmak üzere bilimum kavun karpuz heykelleri tarzı eserleri sanatsal buluyorum ve belediyecilere öneriyorum.

"bak yine yol. ama binalar boş, işıklar değil eskisi gibi. kuşlar terkediyor şehirleri..."

bu arada yanımda oturan adamın overlokçu olduğunu söylemiş miydim? biraz daha kalsa cebimdeki parayla otobüsteki halıları yaptırabilirdim.

en arka koltukta yolculuk ta güzeldir, motorla kanka oluyosun... ne güzel sesi var mersedes'mi bu?

"-soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim çocuk olmaktan. "

"+abi tamam diğer yolcuların yanında ayıp oluyo. firmamızın prensipleri var."

"klima neden sıcak üfler? sabah beni otogardan alın. eriyik halinde."

hep merak edyorum ben, otobüsçüler federasyonunun "otobüslerde recep ivedik izletilecek" falan gibi aldığı bi karar mı var?

bence her otobüs yolcusu şu soruyu en az bir kez mutlaka sormak istemiştir: "kim osurdu lan?"

"oha muavin de twittera bakıyo. abi bu tweetimi görüyosan bi su getir. 43 ben."

"neyse az kaldı lan, 1100 kilometre."

muavin sordu:

"- nerde ineceksiniz? "

"+ intiharın eşiğinde..."

o değil de biri şoföre söylesin buralarda radar var.

aha korktuğunun başına gelmesi de budur: adam "meraba" demeden "dur sana bişey dinletem" dedi. ayrıntılar birazdan.

şive komiği dinliyorum adamın telefonundan. ben dinliyorum adam gülüyo, niye lan? abi dişinde maydanoz var...

otobüslerde kişisel tv'ler yasaklanmalı. eğer olmasaydı yanımdaki hödüğün kendi tvsinde buggs bunny izlediğini espri mevzusu yapmayacaktım.

her otobüs yolcusu en az bi kez söylemiştir: "aslında uçakla gitmek lazım."

sıradaki kavşaktaki direk yanımda ayakkabılarını çıkaran beyaz çoraplı telefonu elazığ dik halayı şeklinde çalan 44 numaralı yolcuya gelsin.

"hep yolculuk hikayeleri biriktiriyoruz heybemizde / belki yalnızlıklarımızı savurmak için / uzun yol rüzgarlarında."

adam overlokçuydu. nasıl unuturum?

tv'sinde bugs bunny izliyordu.

ve en çok sevdiği sanatçı hakkı bulut'tu..

adama üzülmüştüm aslında.

bir ailesi vardı ve sırf bu yüzden ülkenin dört bir tarafında kamyonetiyle dolaşıyordu.

babası rahatsızlandığı için memleketine gelmişti bir kaç günlüğüne...

inerken bir kağıda yazdı numarasını:

"hocam her zaman arayabilirsin..."

ve indiği yerde uzakta karanlıkta duran eskimiş kamyonetini gösterdi...

"orada!"

ve kayboldu gecenin karanlığında..

böyle de duygusalım...

ama yalan söyleyemem kağıdı kaybettim...

zaten overlok yaptırabileceğim bi halım da yok...