daha önce hiç film eleştirmenliği yapmışlığım yoktur. still'e söyleriz, hemen yana da posterini koyuverir. ukteci de, z oluyor bu, tam olarak neyi istemiştir, onu da bilemiyorum. ben salak ile avanak'ın film noir olup olmadığını bile kestiremem aslında. ama iyi bir film zevkim olduğunu düşünüyorum. yani hollywood filmi de izlerim, avrupasını da izlerim. gerçekçiliğin akım olarak en kralının işlendiğine inandığım iran sinamasını da izlerim.

en sevdiğim film, paris varoşlarında yaşamakta olan eşcinsel bir sovyet subayının mahalle bakkalının 6 yaşındaki kızıyla kurduğu sımsıcacık bir dostluğu anlatan "iki ekmek bi hürriyet" filmidir. gayet dingin bir filmdir.

solhaf iken hocası tarafından sağhaf oynamak zorunda bırakılan, her iki ayağını da kullanabilen kadife bilek sosyalist bir futbolcunun çelişkilerine odaklanmış "muz ortalar ve goller" filmini de gayet başarılı bulurum. ikinci sıraya koyarım.

üçüncü sıraya da "the darjeeling limited"i alırım. niye alırım?

öncelikle bir wes anderson filmidir, ondan alırım. wes anderson beş sokak öteye bakkal açsa, gider ondan alırım. ikincisi biz de üç erkek kardeşiz. bu filmde anlatılan kardeşlere pek benzemesek de, filmdeki karakterlerle empati kurabilmem filmi benim için daha da sevilesi yapıyor.

sinema tekniklerinden zerre anlamam. kamera açısı filan benim için paralelkenarların tümler açısından daha önemli olmamıştır hiçbir an. ama anlamıyoruz diye de beğenmeyeceğiz diye birşey yok. özellikle hindistan gibi bir memlekette çekilmiş bu filmde, hindistan iyi bir arkaplan olmuş. öyle vizontele'nin başlangıcındaki gereksiz, abartılı ve elitist helikopter çekimleri gibi saçmalıkları bu filmde istesek de göremiyoruz.

hikaye, enfes. anlatım, enfes. bu haliyle, sanki bir salinger hikayesi okuyoruz. zaten wes anderson'ın yaptığı her şeyde, pastanın üstüne sıkıtığı kremşantide bile görebileceğimiz bir salinger etkisi vardır. bunu penguenler bile fark edebiliyor artık.

lirik, pastoral veya idilik veya karanlık bir anlatım değil bu. spoiler vermeyi de okumayı da zerre sevmem. o yüzden üstünden geçelim. o nehri sandalla geçme sahnesinde ve hemen sonraki sahnelerde insan kime üzüleceğini şaşırıyor. mizahi kesim ise size kahkahalar attırmıyor belki. gülümsetmiyor da. sadece ben neden bu kadar komik olamıyorum diye düşünüyor insan. o nehirde yıkanma sahnesi nedir arkadaş. ben gidicem başka tanrıya dua edicem diye seker mi insan abisine?

ne oldu? incelemiş mi olduk filmi? hayır. filmin arasında bi yerde natalie portman gözüküyor.

filmin en iyi performanslarından birini de bill murray veriyor tabii ki.

dip not: filmin bir de öncesi var. yaklaşık 15 dakikalık bir kısa film. "hotel chevalier" . paris'te bir otel odasında geçiyor. müziğe dikkat. natalie portman olayını bu kısa film ile çözüyor insan.

still, yan tarafa posterini alabilir miyik arkadaşlar ısrar etti?