...

biri kalmıştı içeride
kapıyı yumrukluyor bağırıyordu.
karanlıktı içerisi,
anahtar deliğine sokulmuş tuvalet kağıtları delikle tek vücud olmuştu.
biri kalmıştı içerde
duvarları yumrukluyor ağlıyordu.
dardı içerisi
sanki tüm havayı tuvalet deliği yutuyordu.
sadece biri kalmıştı içeride
sadece bir kişi girebilirdi içeri
sadece içeride kalmıştı biri
sadece içeri bir kişi girebilirdi
yumruklarının yankısında ritim tutuyorduk
çığlıklarına ıslık uyduruyorduk,
taa ki sesler kesilene kadar..
biri susmuştu
kimdi susan
yazı tura attık bizde
yazı gelirse bendim tura gelirse sen.
kim gelecek diye beklemeye koyulduk,
koyulduğumuz bekleme karanlık ve dardı
hava bir delikten çekilircesine azalıyordu
yukarıdan ıslık sesleri ritim yankıları geliyordu.
ama susan biri vardı.
kimdi susan.
biri sesini kesip el ele vermiş iki insan figürü çıkarmıştı
kalan hıçkırık parçacıklarını da ağlarsa diye cebine koymuştu
tüm bunları bilip de susan biri vardı dışarıda.
sadece biri çıkmıştı dışarıya
sadece bir kişi çıkabilirdi dışarı
sadece dışarı çıkmıştı biri
sadece dışarıya bir kişi çıkabilirdi
bıraktıklarının önünde koşuyordu
yerde el ele yatan iki kişiyle karşılaştı
birinin kafasına yazı diğerininkine tura düşmüştü
dağılan gözyaşlarını topladı yakalanırsa diye cebine koydu
tüm bunları görüp de ağlayan biri vardı içinde
yolunu kesip bir kapı figürü çıkarttı
kalan umut parçacıklarını da diğer cebine koydu
kapıyı açıp dışarı çıktı
biri kapıyı yumruklayıp ağlıyordu
biri kalmıştı içeride
kapıyı kapatıp içeri girdi
sadece bir kişi dışarı çıkabilrdi
ceplerini boşalttı
taa ki sesler kesilene kadar..

bu kadar kolaymış demek kadar kolaydı oysa
ama o'ysa zaten yalnızdı; sustu.
alabildiğineydi yalnızlığı; yüksek alım kapasiteli kalabalıkların içinde kalakalmışlıktı
olabildiğinceydi suskunluğu; alçak tavanlı odaların içinde yerden yüksek tavandan alçak bir oluşumdu
mutlak bir muğlaklık yaratılmıştı o'nun için, bunun için secdeye kapandı
bedenin oluşturduğu köprüden bedeli ödenmiş gözyaşları aktı
her biri kendi yatağında saf saf gözyaşları, geçtikleri yerlerden kopardıkları avuntuları bırakıp kurudular aniden
artık köprü olmanın da anlamı kalmamıştı; yıkıldı
ayağa kalktığında yaratılan yaratanını çoktan yok etmişti; varoluş yokoluşuydu
yokluğun varlığı varlığın yokluğuyla doğmuştu
yeni doğanı beslemek lazımdı
kollarında bacaklarında biriken avuntuları topladı ve onu doyurdu
lazımlık alışkanlığını bırakması için kendi birikintilerini oluşturacak akıntılara ihtiyacı vardı ilk ölümlünün
tüm o yokoluşu onca anlattı ama o'nu duymadı
bu kadar kolaymış demek kadar kolaydı oysa
ama o'ysa zaten yalnızdı
sus'tu.
-ölümlerden ölüm beğenemeyen, gözü yaşamdan başka bir şey görmeyen bir sevdalı var içimde -neye sevda? demezsin ya hoş, ne sor sen ne ben söyleyeyim derim ben yinede
-hayatı seviyorum mirim.hayatta olduğumu fark ettiğim anları.hayatında olduğum insanların hayatımda olmalarını, en az onlar kadar seviyorum.hayattayım ya, yaşıyorum da arkadaş.hem de dibine kadar.dibini görmeyenlerin gördüğünün, yolunu bilerek üstüne üstlük.altına da altlık olsun çay bardağı hatırına- ya ben çay içmeyeyim sana afiyet olsun malum karıştırınca bozuyorum midesizm'i - nerde kalmıştık?heh! yaşıyordum. yaşıyorum.. kendi hesabıma ayyaş yaşıyorum, hesabımı da ödüyorum. zevkin veresiyesi olmaz ki üstadım -yok olmaz!bu gece bendensin hatta ezgini günlüğünü çağır o da gelsin..-iğrençsin! bu arada söylemeden de edemicem, bu ne hocam yaa... şu altlığını boşalt her eline aldığında şak şak şak! çay içmenin de bir adabı var di mi adabına kurban olduğum kardeşim..- ben de onu diyordum; hem onca kalabalığın ağarlığının altında ezilirken hem de onca dediğin kalabalığı yaratıyor olmak; ezen hem de ezilen olmak ya da olmamak.yan yana olmak.korkuyorum be arkadaş.ne olur sonum bilmiyorum.vücudumda ki izlerden aynayı göremiyorum.kendi elimde kimin işkencesi allah aşkına bu.bak allahın adını verdim.word'de yazarken bile a'sı otomatik olarak büyüyor düşün. teknolojisine de senden büyük allah var diyorum -o diil de kimlerin kalkmayan kalafatlarının ağarlığı oturuyor ömrümüze.katafalkımızı önceden yatıp ısıtacak baba yiğit nerde -uyaklı oldu evet bende fark ettim- bu kalemi de burada kırıyorum.-nerde mi?haa sen neden demek istedin.çok konuştuk arkadaş.öyle alışıla gelmiş bir öykü oldu ki dilimizde sesimizi duyamıyorsunuz artık; alıştığımız otoban gürültüsünden farksız anlattıklarımız.. sorduğumuz soruların da içi görünmesin diye astarı bilmeceler, cevap beklenenler de bilmiş bilmeciler.. yanıtsa ya süpürge ya sabun ya dondurma o değilse önce zürafayı çıkarır, fili öyle sokarım.. haa ben de öle yaparım...neyse nerde kalmıştık? heh! içiyordum- beni en son gören sanırım sendin, hadi biraz benden bahsetsene-hiçbir şey söylememiş gibi susabilirim şimdi_