zır delilik.

kuzenimin yalancısıyım. bu hastalığa kimin yakalandığı belli değil. genelde lise gençliğinin cool insan profili çizme yolunda kullandığı önemli silahlardan biridir şizofreni. ama olaya biraz daha fantastik bakacak olursak; herkesin başında bulunan bir bela olabileceği gibi, belki de yer küre üzerinde normal insanın bile olmadığını önerebiliriz. şöyle ki;

suppose that; ben şizofrenim. yaptığım herhangi bir hareket bana gayet normal gelecektir. etkileşimde bulunduğum insanlar tamamen hayal ürünü olabileceği gibi, yaşadığım bütün olaylar halüsinasyondan ibaret de olabilir. şayet şizofrensem, hiçbirşey mantık dışında değil. tuvaletteki fayansın içinden çıkıp gelen amcaoğlumla, çilingir sofrası kurabilir, duştaki giderden çıkan siyam ikizi dansözü masamda oynatabilirim ve hatta gögüslerinin arasına julius sezar'a ait hanedan nişanlı altın bir florin bile sıkıştırabilirim. gayet mantıklı herşey, anlayacağınız üzere. işin ilginci; benim dışımdaki insanların beni yadırgaması da önemli değil. çünkü onların şizofren olmadığının mutlak bir delili de yok ortada. ya ben gayet normal yaşıyor fakat karşımda beni şizofreni ile damgalayan kişi siyam ikizi bir dansözü masamda oynattığımı bana isnat ediyor ise? ancak onda da kendisinin gayet aklıselim biri olduğu düşüncesi hakim olacaktır. o kişi beni saçma sapan halüsinasyonlar gören birisi olarak düşünecek ancak ne ben ne de bir başkası aslında isnat ettiği bütün şizofreni belirtilerinin onda olduğunu ispat edemeyeceğiz. iki ucu pis bir değnek anlayacağınız. çünkü insan kendini normal olarak gördüğü müddetçe, çevresinde olan herşeyi anormal hissedebilir ve kendi mantığı dışındaki herhangi bir eylem/durum karşısında muhalif olma hakkında sahiptir. onun evreninde mantık, onun izahları ile çevrelenmiştir. burada önemli olan görecelilikten uzaklaşarak, kimin normal olduğunu nesnel bir biçimde ortaya koyabilmek. peki bu nesnellik nasıl sağlanabilir?

aslına bakacak olursanız, bir kişi hakkında şizofreni teşhisi koymak için bilimsel tekniklere ihtiyaç olduğu su götürmez bir gerçek. çevrenizde anormal hareketleriyle, size çok saçma ve korkutucu gelen tavırlarıyla dikkat çeken birine şizofren demenizin bilimsel bir geçerliliği yok. bu işe psikiyatri ve nöroşiruriji gibi pratiklerin ışığında bakmak doğru olacaktır. peki olayı daha ütopik bir hale getirirsek, buradan da hikayeler yaratabilir miyiz? mümkün gözüküyor.

bilindiği üzere bu tip nörolojik vakaların anlaşılması için hastanın eeg'sine bakılıyor. sismografların veya ekg'lerin benzeri bir karalama metodu ile beyindeki dalgaların hareket aralıklarına göre kişinin nörolojik durumu incelenmekte. nasıl ki ekg'deki çizgi düz bir hat haline gelince ölümün gerçekleştiği anlaşılıyorsa bunda da benzer durumlar var. şizofreni hastalarının eeg'lerindeki çizgilerle normal kişilerinki arasında gözle görülür farklılıklar var.

şimdi işin fantastik tarafına girecek olursak; bu dalgalara bakan doktorun/bilim insanının, gördüğü bu görüntüler[eeg dalgaları] zihnin ürünü olamaz mı? ya tıpkı kendisini çok normal sanan bir şizofreni hastası gibi kafasında kurduğu senaryoların etkisinde bir teşhis koyuyorsa? veya bu şizofreni semptomu eeg çizgileri koskoca bir halüsinasyonsa? bu sefer o doktorun şizofren olmadığının ispatını nasıl yapabiliriz? ya da bütün dünya insanları şizofren ve gördüğümüz herşey mutlak bir yanılsamadan ibaret ise, bunun garantisini kim verebilir bizlere? o yüzden binlerce black box ile dolu ve aydınlatılamamış bir beynin fonksiyonlarının bilimin bile ötesinde başka bir evren ile alakalı olduğunu düşünmek pek de yadırganmamalı. sonuçta elektrik sinyallerine dönüşmüş bilgilerin ve elle tutulmaz verilerin depolanıp, yaratıldığı bir organdan bahsetmekteyiz. ve acaba doğru bir yolda mı ilerliyoruz, bunu da merak etmekteyim. hasılı, kimin zır deli olup olmadığını hiçbirimizin bilemeyeceğine inanıyorum. belki tımarhanelik olanlar biz normallerdir, belki birilerine acaip haksızlıklar yapmışızdır ve belki de ortada haksızlık bile yoktur. herşey mutlak bir halüsinasyondur!
bir arkadaşımın bir arkadaşı yakalanmış bu hastalığa. ama şizofreni değil hastalığın adı onlara göre. hatta hastalık hiç değil. hastanın kendisine cinlerin musallat olduğu kanısındalar. tıp biliminin de bu konudaki çaresizliği savlarını desteklemekte onlara göre. tedavinin tek yolunun okumak olduğuna inanıyorlar. okumaktan kast ayet.

kendisinden başka kimsenin görmediği, duymadığı varlıklarla konuşan bu arkadaş, bir kaç defa kendisine zarar verici harekette bulunmuş. uçacağına ya da havada yürüyebileceğine inandırmışlar bunu. bu da onlarla beraber havada kalmak için adım attığında 3. kattan aşağı düşmüş haliyle. garip olansa , düştükten sonra o halde bir kaç kilometre yürüyebilmiş olması. bulduklarında öldü ülecek denilen kişi bir kaç ameliyat ardından omurgasında hasar olmasına rağmen sağlığına kavuşmuş.

değinmek istediğim konu insanların çoğunun, halen bu hastalığı cinlerin musallat olması olarak görmesi. cahillikten kaynaklanan birşey değil bu kesinlikle, inançla alakalı. gittikleri bir doktorun biletavsiyeleri bu yönde. diğer gidilen doktorlar ise sadece hastanede yatışı uygun görmüşler. tedavi adına ortaya somut bir öneri koyan yok. hastanın kendisi de aynı inançta. cinlerin musallat olduğu ve onlara karşı koyamadığını söylüyor kendindeyken. hatta kapı ve cam kollarının sökülmesini istemiş tekrar atlamaktan korktuğu için.

tedavi için tek yolun, kendisine musallat olanlarla barışık yaşamayı öğrenmesi olduğunu düşünmekteler. akıl oyunlarındaki gibi. ne diyelim allah şifa versin bu hastalıktan muzdarip olan herkese.