senden sonra..
ikimiz niha-i çözümü uyguladıktan sonra
uzunca bir zaman unuttum seni
sonra günün birinde bana yine denk geldin
bir selam vermeden merhaba demeden geldim geçtim
ama aklıma o günler geldi
aynı yolu yürüdüğümüz günler
eski hastalıklarım nüksetti
subabım kapandı
aradan geçen yıllar
karşılaştığım
insanlar sanki varolmamışcasına silindi
ve seninle başbaşa kaldım
ne kadar kaçayım yine sen vardım
artık biliyorum kaçamayacağım
istesem de bu olmaz
unuttum sanırken yine hatırlayacağım
bu ömrüm boyunca devam edecek
senden sonra çok şeyler değişti
ama gölgen bile yine aynı yeksenak sıkıntıyı yaşatıyor
gaz sıkıntısı değil ki bu
soda içip geğireyim de çıksın gitsin
yine unutmanın kollarına dolanmayı umut edeceğim
ve bu çok güç olacak
daha o sabah adım attığım istanbul bir gün dolmadan çekilmez bir yer haline gelmişti bile. insanın hayalleri, umutları bir saat içinde nasıl sikilir; nefis bir ders vermiştin bana. ve ben o anda bile senin için mazeretler sıralıyordum kendime. neyin kafasını yaşıyordum acaba? haklı, diyordum; burada yalnız kalmak istemiyor tabii, diyordum. arkamdan koşarak döktüğün iki damla gözyaşı için yapıyordum tüm bunları. kararsız kalıp götün sıkıştığı için; o anda çat diye yanından kalkıp, siktirip gideceğim aklının ucundan bile geçmediği için döktüğün iki damla gözyaşı aklımı başımdan almıştı. bana doğru yürüsen aklım başımdan gidiyordu zaten, kaldı ki ağladığını görmek...

ben senden sonra uzun bir süre, ne ara hayatımı sana endekslediğimi, ne ara senin bunu çözüp beni parmağında oynatmaya başladığını düşündüm. hiçbir şey yapmayarak seni unutmak gibi dahiyane(!) bir fikrim vardı ve işe yaramasını beklerken günler kaplumbağa hızıyla, mevsimler tavşan hızıyla ilerlemekteydi. yüzlerce yıllık masal einstein fiziğiyle el ele vermiş benimle taşak geçmekteydi. izafiyet teorisi dedikleri aşkmış meğer, diyordum. diyordum çünkü her şeyle dalga geçmek seçim yapmaktan, devam etmekten, unutmaktan daha kolaydı. arkada bir fon müziği çalmadığı halde sanırım kendimi afilli bir filmde sanıyordum. neyin kafasını yaşıyordum acaba? ciddi ciddi hiçliğe poz kesiyordum.

ben senden sonra uzun bir süre müzik dinlemekten hiç zevk almadım. her şarkıda biraz sen vardın, her şey biraz da bizi anlatıyordu. çok hüzünlü bir şarkıdan gerçekten zevk alınmak isteniyorsa, çok mutlu olunan bir günde dinlenmesi gerektiğini o zamanlar anladım -sonuna kadar arkasında durabileceğim üç beş şeyden biridir bu. ve şu memlekette her dizi ve film istanbul'da mı geçmek zorunda; ben her televizyonu açtığımda seni hatırlatacak bir şey görmek zorunda mıyım; bu siktiğimin sanat yönetmenleri ışıklandırılmış boğaz, vapur ve kız kulesi görüntüsünden başka bir sik bilmez mi, diyerek ne küfürler ediyordum bir bilsen. her şey nasıl da batıyordu, ah canımı nasıl yakıyordu.

ben senden sonra bir gün bana ulaşmaya çalışacağını biliyordum. birileri canını çok fena yakacaktı, hayat birden nasıl da çekilmez olacaktı ve çekinmeden gösterdiğim için bedavaya gelen, bedavaya geldiği için gözünde beş kuruşluk değeri olmayan sevgim, ilgim yine kıymete binecekti. kendimle ilgili öngörülerim götümde patlarken senin atacağın her adımı bir bir gördüm.

ve ben, bunları tekrar yaşayamayacak kadar yorgun olan ben, üşenmedim, kalktım, yine oyununa geldim; bana ulaşmana izin verdim.

şimdi sana göre sonu belli bir filmin başındayız. ben karşılıksız vereceğim, sen bunu sonuna kadar kullanacaksın. canını sıkan bir şey olduğunda süslü sözlerin bol olduğu ancak hiçbir şey anlatmayan kitaplarda suni rahatlamalar bulacaksın.

hayır. istediğini alamayacaksın. ve hayatın boyunca dürüst davranmadıkça mutsuz olacaksın.

sen cesaretin olmadığı için avucunda birkaç damla suyla okyanusu izleyerek yaşlanacaksın.

* bir avuç deniz diye bir film varmış. ben izlemedim ancak filmi izleyip bu yazıyı da önceden okuyan arkadaşım yazının son cümlesine benzer bir cümlenin filmde de geçtiğini söyledi. böyleyken böyle; vay efendim araklamış yazmış olmasın.