başım ağrıyor anne, sen göremiyorsun, dişlerimi sıkarak duruyorum burada. bu oda misafir odası olarak tasarlandı ve benim devrim kapanınca kimse kullanmayacak burayı.

tırnaklarım dökülüyor anne, memleket kalkınma hamlesiyle q klavyeye geçti, yan yana dursalarda karıştırmıyorum s ve d'yi, anne canım senin bile hissedemeyeceğin kadar acıdı, inan burada değilsin.

bana tanıdık bütün kızları beğendin anne, şimdi onlardan birine anlatsam evvel hikayelerini, çok acayip adamlar gördüm anne, bilemiyorlar kapıdan çıkarken bana "az ye" tembihlerini. anne; komiksin, eni tıkarlarken ringe gözdene makyaj yapmaya çalışıp bir yandan ağlıyorsun, anne, harikuladesin.

parmaklarımda boğumlanan br tatsızlık var anne, tokadı yemediğimde yaptığım yramazlıklardan? anne, beni bir sana emanet ederken endişelendiler, inanılmaz kuralsızsın.

sıcak soba üstlerine oturttun beni, bilmediğin ne kadar ot varsa verdin, o tavuk biti kaynayan bodrumdan çıkardığın kurşunları unutmayacağım... gülmeyi unutmam gülm kocakarı. ve torunun biraz ateşlense bütün ordinaryus doktorları seferber edersin, deneyci kocakarı, torununu sevemeyeceğim kadar güveniyorum sana, niyeyse kurşun işe yarıyor.

ananı tanırdım, daha bir garip kocakarı, nazar için okurdu, pomakça söylerdi yarısını anlardım. nasıl anladığımı hiç bilemedim, biliyor musun, hiç konuşamadım pomakça, bulgarcanın yarısını anlamadım, ingilizce hazırlıktan handiyse kalacaktım ve hala bilmiyorum tete şeyde'nin bozuk bulgarcasını nasıl anladığımı. "dağlara git nazar, karşı bağın armut ağacına git, ahlattır meyvesi tatsızdır nazar, o yana git".
anne; her gün o ağaç altında içiyorduk biz, yaş 12 anlatamazdım. ve sabahın kör vakti tete şeyde okudu bana da yatsıdan sonra varıp ağacı yanık bulduk.

anne; doğururken bana acıdın mı, bunu merak ediyorum.

tete şeyde, dağda doğup şehirde öldün. bana doğduğum şehirde ölmemeyi nasip eyle, imkanın varsa dağda ölebilirim, bunu isterim.

karma;
biliyorsun tarih senden utanıyor ve kahrol!