.

böyle bir lanethli var. yıllardır var. kimse kendisini pek fazla bilmese de, onun eski/yeni her huyumuzu bizim kadar bildiğinden eminim. tanımadığımız insanların başlığında kafamıza göre takılmayı sevdiğimizi de, mesela. bu başlığı bunca yıldır bekleten ne? sessizliği çok sevmesi mi? orada öylece durup sadece izlemesi mi? yıllardır yazdığım onca şeye, yıllardır yazmadığı onca şeyi ekleyip baktığımda, şu laneth denen kafası güzel alemde, kafamda birbirinden güzel bi ton şey uçuşuyor ama, biraz zamanlama yüzünden, biraz da kendisi sözlerden fazlasıyla uğraştığı için, özet geçip gideceğim;

dünya tuhaf, laneth tuhaf, sen hepsinden tuhafsın rain.

.

iki dakika nefes alayım, bir şey düşünmeyeyim diye her zaman gittiğim bir yer var, oraya gidiyorum. dört kat yukarıda. kimse çıkmıyor lan. kimse çıkmadığı için o eşek osurtan merdivenleri her defasında çıkıp oraya gidiyorum. mekana bir ben gidiyorum, bir de servis yapan elemanların arkadaşları filan. herkes fit. o kadar merdivenden sonra sıkıysa olma. ben fit değilim. sanırım daha sık gitmem, gidince de daha az bira içmem lazım. tanıdık biriyle karşılaşma ihtimalim sıfıra yakın. bu yüzden orayı çok seviyorum. "hocam şu listeye bir iki radiohead sıkıştırsana" diye hatırımın geçtiği bir eleman da çalışıyordu bir ara. bayağıdır yok. yeni gelenlerden böyle bir şey istemedim daha. yeni gelenler "gene bekleriz" filan diyorlar. kibarlar. ve küçükler. vize ve finallerden bahsediyorlar. mutsuz oluyorum. ben hayatının büyük bir bölümünü bir şeyleri ve birilerini kaçırmışlık hissi ile geçirdiğimden ve bu duyguları en çok üniversitede hissettiğimden konuştuklarında kötü hissediyorum. onlar yokken de mutsuz olacak bir şeyler bulmakta zorlanmıyordum ancak onlar beni bir şeyler bulma zahmetinden kurtarıyorlar bir süredir. onlar vize ve final dedikçe benim kafamdaki plak dönmeye başlıyor. şöyle yapsaydım o zaman, şimdi nasıl bir hayatım olurdu diyorum. potansiyeller. ihtimaller. olasılıklar. hepsi ölü. bir orada böyle oluyor. gözlemliyorum hareketlerini. konuşmalarını duyuyorum ister istemez. onlar gibi olmak istiyorum. onların yaşlarında onlarla hemen hemen aynı duyguları içinde taşımış ama dışarı çıkmasına izin verememiş, kendini neden tuttuğunu bilmeden hep tutmuş, hiçbir tepkiyi zamanında verememiş, hep geç kalmış, hep bir 'o gün' beklemiş ancak yeterince çaba harcamamış, 'o gün' için yıllarını sikip atmış, belki 'o gün'ü kaçırmış, belki geldiğinde anlayamamış biri olarak onlara imreniyorum. hayat dolular ve hayatı siklemiyorlar. ama hayattan da vazgeçmiş değiler. anlatabiliyor muyum? muhtemelen hayır. olsun.

.

üniversiteden mezun olduktan iki gün sonra "ben öğrenciyken buraya çok takılırdım" diyen bir insanım ayrıca.