düştüm yeniden!
dalsız ve tırnaksız.
ihmal edilmiş bir uçurum kenarıyım...

ve yeniden çocuk.
bağışıklıklarından arındırılmış,
bildiği her şey unutturulmuş.
yeniden kırılgan, yeniden savunmasız...
yeniden büyütülmeye hazır,
bir çocuk...
elma şekeriyle kandırılmış.

şekerim bitti,
çubuğunu alın elimden.
düş bitti,
düştüm içimdeki şiirden...
...
damdan dama atlarken düşen bir kedinin gözleri
var işte şimdi kana batan yüzümde
yüzümü ellerinin arasına al
hani tutarmış gibi bir sincap, cevizini
...
vurdum kendimi.
başka bedenlere,
sen olmayan yüzlere...
kimsenin kızacak bir şeyleri kalmasın diye.

biraz sen, biraz ben,
ikimiz de aşkı biraz kirlettik.
affetmek zor olmasın diye seni,
biraz da ben öğrendim ihaneti,

ödeştik.
ben cok yavsak bir sekilde 8 dedim
o cok yavsak sekilde 9 dedi
ben gaza gelmiş bir yavsak gibi 10 dedim
o da dayanamadi 11 dedi
öyle mi dedim 12 dedim
o çiz anasini dedi
koz maca dedi
ben 2 parca koz cikti
paşa paşa battik ve hesabi ödedik

kendi t-shirtünü boxerini tangani
istediğin yazi ve grafikle yarat
kafam dumanlı
üstümde selimlik var
yeraltından notlar ciziktiriyorum
lastik gibi çeke çeke çektiriyoruz hayatı
girmesin başka hayaller gözlerine hayaller diyoruz
ama ikibuçuk miltona tavuk dönerle
nefsimizi köreltiyoruz
anabel bu iş nasıl olacak peki?
saçmaladımn kabul ediyorum
yol benim ne yapayım saçmalamaktan gayri?
(bu şiir akrostiş şeklinde ve haiku vezninde yazılmıştır)

lüzumsuzca ve
öküzce yediğimiz
yalan golleri

lodos esince
özel günlerimizi
yad ettikleri

lakin sen benim
özümden bir parçasın
yasaklı aşkım

lanethli bir gün
özlettin kendini sen
yittin ansızın

lütfen kabul et
özür diliyorum ben
yaban kokulum

leylayım sana
öteki dünyada da
yarin olurum

lüle saçların
örüldüğünde bizler
yandık tutuştuk

limon sıktılar
öksürmeyelim diye
yaladık yuttuk

lale tozları
öksürttüğünde bizi
ölümlerden döndük biz
ölümlere gittik biz
ölmelere yattık biz
öldürmedi ki rabbim
yorduk yorulduk

ondandır gulüm
ondandır o sefalet
o günlerdeki

bana senden yar
ecel gelse bilene
şen olurum ben

içim ağlasa
kalbim dursa bilene
terk etmem seni

aşkın bendedir
şanın cihanda!
gecemi aydınlatan yıldız gibiydin,
uzak ve parlak,
hiç kaymamış olmanı dilerdim...
okyanusların dibindeki planktonumdun benim,
o hayat denilen balinanın ağzında,
hiç kaybolmamış olmanı dilerdim...

geçen gün gördüm seni yine,
"oo hocam naber ya" dedim,
ama eğer dikkatlice baktıysan
gözlerime,
anlardın gerçek düşüncelerimi,
yüreğimden kopup gelen gerçekleri,
baktım gözlerine ve içimden senin dedim,
senin...
senin ben amına koyim...
çekirdeksiz üzüm alıp eve geldiğinde,
bilir misin ki ne hazindir içinden çekirdek çıkması.
oysa ki ne hayaller kurmuştun sabah,
bal gibi tatlı, çerkirdeksiz üzüm yemek hakkında.

moral vermek için ruhuma,
yine de şükretmeli duruma.
ya bir de ekşi çıksaydı üzüm,
katlanırdı büyük üzüntüm.

kar kaplı yolda
geçmiş, ayak izleri
rengini kaybetmiş şehir
kovulmuşları sürüyor.
doğurduklarını kustu
ve kimsesi kalmadı.
şimdi rüzgarıyla
rayların uzaklaştıramadığı intikam esiyor.
sofrasında kovulmuşların ekmeği var
sözlere karnı tok olan istanbul'un
ekmeğe açların kardeşliği kaldı bir tek
ve iflah olmayacak...

ayak izleri çıkmaz sokakta.
iki farklı ip çilesiydik,
tek elde tek yürekle birleşen.
çilelerimiz eğirildikçe inceldi,
biz birleştikçe büyüdük.
yürüdüğümüzü düşledik
olduğumuz yerde sayarken.
çok yol aldığımızı sandık, oysa
sandık lekesi düşen
ak yüreklerimize.
sahnedekine uzanmış bir kız eli vardı.
kızın ellerini tercih eden bir çift göz.
ve artık ellerini iki yana açmış
kimseyi düşünmeyen bir peygamber.
peygamberin bacakları arasından
kafasını uzatabilmiş bir çocuk.

işte komutansızca dizilmiş cesur askerler.
işte orduların büyük yalanı.
bütün rivayetler gerçek kabul edilsin bu gece.
son arzu, son istek budur denilsin.
sorgulamasın insanlık bir geceliğine.
deliliğin kanıtlarını.
kabul edilsin rivayetler.
ve bahsetsin bütün gazeteler benden.
çünkü biraz önce.
tanrı'nın elinden su içtim ben.

değil mi ki,
kendi suretinden yaratmış tanrı bizleri?
ey sevgili,
deliliğim şahidimdir.
tanrı yaratırken seni,
alnıma kazımış seni sevmenin vebalini.

tanrım kabul et
defalarca bozulmuş tövbelerimi...
cennetlikse eğer sevgili,
ben o'nu böyle severken,
cehennemine koyma beni.
"azla yetinmeyi bilmeyiz biz.
mango kızları vardı büyüdüğüm şehrin,
otobüs duraklarında.
bir öpücük daha ver sigarana korkma,
daha boktan öpücükler de gördüm,
parmaklarıma parmak olma yetisi kazandıran,
ve yaratmakta yaratılmak kadar acı verici,
geçiyor ömrümüzde büyüyen yüzlerce figüran

büyüyoruz,
bir uyurken bir de yalnızken.
uyuyabilmeye bu kadar yaklaşmışken,
bir öpücük daha ver sigarana,
korkma,
uyudukça unutacağız o günleri."
şehir desen, şehir değil.
şiir desen.

iş günü bir sessiz emekçinin. işitme körü. fakat, birden bir ses sessizliğin bileklerini bıçak gibi kesmiş. gres akıyor gres!!! hani olur ya, yanağında bir siyahlık olur. bilmezsin nerede oldu. ne zaman oldu. olalı çok oldu. genç wurther'i aday gösterdiğinde oldu.
cumartesi offff günüm.
pazartesi doğum.
salıları yoğum.
sekiz kere kaçırmış aynı kızı, vermemişler yine de
hiç değilse çabasını takdir edebilirlerdi
tamam, erotik kırmızı bir ampul yanabilir kızların tepesinde ancak ancak bizim aklımıza bir fikir gelirse ;-)
gönlü bile yokmuş oysa o kızda
yalnızca çok yanlış anlıyormuş kendini
çok ayıp ediyor hakkaten kendine
kekeme değil ki o, kekeliyor sadece
hep gürültü içinde oturuyor niyeyse
ta ki biri gelip şu camı örtecek / biri gelip buzdolabının fişini çekecek de.
öl eşşeğim öl diyor
bir mevsim eksik yaşayacağız, anlaşıldı
ağla sevdam ağla
sana da o yakışıyor...
post-modern aşık atışması

aşık 1 :
senkronize klavye sanki dilin eşi
oysa plastik kokan gerçeklik leşi
bu kadar yetmez der gelsin peşi
id susamış olmayan hazların keşi

aşık 2:
tarz ki sanki deccalın kusan ateşi
uydursam doğru çıksa der üçü beşi
alınıp gidilmez miydi bu sabrın beleşi
sürekli hep-yek mi gösterirsin düşeşi

aşık 3:
post-yüzdüren şairler alırım elime keleşi

aşık 4:
evelallah hepsi aynı sözün kardeşi

aşık 5:
eyvallah.

aşık 1,2,3,4,5:
hay hay eyvallah.
az değilsiniz işlem süreleri, az değilsiniz kestiğimin tırnakları,
az değilsiniz bir uçtan bir uca, az değilsin düldül.

kimse yok migros kuyruğunda, kimse yok dur demek için,
kimse bilmeez, her kimse siktirip gitsin.

yollar uzun acelesi yok, yollar uzun hönkürmüyor,
yollar uzun marşlarla aşınmaz, yollar sen iyi misin, ben değilim.

balkondaki güvercine dedim, onları çin'de yediklerini,
inanmazsın 1732'de doğmuş, ben hala doğmadığımda
giderden toplayıp dikkatle inceledim saçın tellerini
kimdim ben, neler yapmayı severdim sen olmadığında?

pulunu tokatlarım böyle mektubun,
amına koyayım böyle hayatın,
ve deyim yerindeyse, bırak orada kalsın.
bir de sus artık yeter,
sus ki ellerin yıkansın.

schubert'e saygılarımla....
http://www.youtube.com