bu adam hakkında aşağı yukarı birçok şey biliniyor. ülkemizde simyacı, veronika decide morrer gibi romanlarıyla tanınan brezilya'dan sadece futbolcu, samba ve kahve çıkmadığını bize deklare ediyor.

hakkında kitabi vermeye gereksinim fuymuyorum. çünkü burası laneth ortalama bir sözlük değil. ama buna rağmen yorum yapmadan belki fikriyatının bir nevi özeti olan şu yazıyı taktim edeceğim.

yazı şudur;

savaşcı asksız bir hiçtir

bir savaşçı ihtiyaç duyduğu şeyin peşindeyken kalbinin korkmasına izin vermez. çünkü o aşksız bir hiçtir

'çok garip' diye düşünür savaşçı; 'buldukları ilk fırsatta en kötü taraflarını göstermeye çalışan ne kadar çok insan tanıdım. içlerindeki manevi gücü agresiflikle saklamaya, yalnızlık korkularını bir özgürlük kisvesi altına gizlemeye çalıştılar. kendi kapasitelerine inanmadıkları halde sürekli kendi erdemlerini övdüler.'

sabır ve hız

savaşçı bu mesajı tanıdığı pek çok erkek ve kadında okumuştur. asla ilk izlenime kanmaz ve başkaları onu etkilemeye çalışırken sessiz kalmakta ısrar eder. ve bunu, kendi kusurlarını düzeltmek için bir fırsat olarak kullanır -çünkü insanlar aynı zamanda iyi birer aynadır. bir savaşçı öğrenmek için karşısına çıkan her şeyi iyi bir fırsat olarak kullanır ve çelişkilerini kabul etmeyi bilir.

işığın savaşçısının hem sabra hem de hıza aynı anda ihtiyacı vardır. bir stratejide en büyük hata, zamansız davranmak ve fırsatın elinizden kaçıp gitmesine izin vermektir. bu hatadan kaçınmak için savaşçı her bir durumu eşsiz bir durummuş gibi ele alır, hiçbir formüle, reçeteye ya da başkalarının düşüncelerine bel bağlamaz.

halife muaviye, hz. ömer bin el-hattab'a büyük politika yeteneğinin sırrını sordu. aldığı cevap şuydu: 'hayatımda hiçbir meseleye bu işin içinden nasıl çıkabileceğim üzerine hazırlık yapmadan girişmedim; öte yandan, giriştiğim hiçbir işin içinden hemen çıkmayı istemedim.'

işığın savaşçısı kalbini her zaman nefret duygusundan temiz tutar. bunu yapabilmek için affetmeye ihtiyacı vardır.

bir savaşa girdiğinde isa'nın şu sözünü asla unutmaz: 'düşmanlarınızı sevin.' ve savaşçı bu söze uyar ama isa'nın sözlerinin 'düşmanlarınızdan hoşlanın' anlamı taşımadığını da hep hatırlar.

affetmek savaşçı için her şeyi kabullenmek zorunda kalmak demek değildir. bir savaşçı asla başını öne eğmemelidir; çünkü bunu yaparsa hayallerinin yattığı ufku gözünden kaçırabilir.

dinlenme ve hareket

savaşa ara verildiğinde savaşçı dinlenir.

bu günlerini çoğunlukla hiçbir şey yapmadan geçirir; çünkü kalbinin buna ihtiyacı vardır.

ama duyuları hep tetiktedir. en büyük günahlardan biri olan uyuşukluğa kapılmaz; çünkü

bunun kendisini nerelere götürebileceğinin farkındadır: zamanın öylece akıp gittiği ve başka hiçbir şeyin olmadığı pazar öğleden sonralarının o ılık ruh haline.

savaşçı bu zamanı 'mezarlık huzuru' olarak adlandırır. ve mahşer'den bir alıntıyı hatırlar: sizi lanetliyorum çünkü siz ne soğuk ne de sıcaksınız. keşke soğuk ya da sıcak olsaydınız! ama ılık olduğunuz için sizi ağzımdan dışarı kusacağım.

savaşçı dinlenir ve güler, ama her zaman dikkatli ve harekete hazırdır.

melek ve şeytan

bir savaşçı, melek ile şeytanın, kılıcı tutan el için kavga ettiğini bilir.

şeytan, 'başaramayacaksın' der. 'doğru anı kaçıracaksın. korkuyorsun.' sonra melek belirir ve 'başaramayacaksın' der. 'doğru anı kaçıracaksın. korkuyorsun.'

savaşçı şaşırır. her ikisi de aynı şeyi söylemektedir.

şeytan şöyle devam eder: 'bırak sana yardım edeyim.' melek ise şöyle der: 'sana yardım edeceğim.'

işte o anda savaşçı aradaki farkı anlar. sözler aynı ama anlaşma başkadır. böylece zaferini tanrı'ya adayarak cesaretin verdiği güvenle meleğin elini tutmayı seçer.

günahlara inanmak

işığın savaşçısı sezgilerinin ne kadar önemli olduğunu bilir. savaşın ortasındayken düşmanının darbeleri üzerine düşenecek vakti yoktur; bu yüzden sezgilerini kullanır ve kendini meleğinin ellerine bırakır. barış zamanında ise tanrı'nın kendisine gönderdiği işaretlerin şifresini çözer.

insanlar onun için 'bu adam deli' ya da 'bir hayal dünyasında yaşıyor' ve hatta 'mantığı olmayan şeylere nasıl böyle inanabiliyor?' derler. ama savaşçı sezgilerin tanrı'nın alfabesi olduğunu bilir ve rüzgarı dinleyip yıldızlarla konuşmayı sürdürür.

aşka inanmak

bir savaşçı için imkansız aşk diye bir şey yoktur. sessizliğin, farklılığın ya da reddedilişin gözünü korkutmasına izin vermez. çünkü insanların yüzlerine geçirdiği buzdan maskelerin ardında ateşten bir kalp olduğunu bilir.

işte bu yüzden savaşçı, başkalarından çok daha fazla şeyi riske eder. birinin sevgisi için hiç yorulmaksızın çabalar -bu sürekli 'hayır' sözcüğünü duymak, eve yenilgi içinde dönmek, hem fiziksel hem de ruhsal anlamda reddedilmiş hissetmek anlamına gelse bile. bir savaşçı ihtiyaç duyduğu şeyin peşindeyken kalbinin korkmasına izin vermez. çünkü aşksız o bir hiçtir.

anlaşmaya inanmak

savaşçı savaş alanını her zaman kendisi seçemez. bazen kendini hiç arzulamadığı savaşların içinde bulup şaşırır, ama bunlardan kaçmanın hiç faydası yoktur çünkü bu savaşlar nereye gidersi gitsin onu takip edecektir. bu yüzden çatışmanın kaçınılmaz olduğu zamanlarda savaşçı düşmanıyla konuşur. korku ya da ürkeklik göstermeksizin karşısındakinin neden savaşmak istediğini öğrenmeye çalışır. savaşçı, kılıcını kılıfından çıkarmadan, karşısındakini bu savaşın onun savaşı olmadığı konusunda ikna eder.

savaşçı, düşmanının söyleyeceklerini dinler ve sadece gerekliyse dövüşür. eğer başka bir alternatifi yoksa, zaferi ya da yenilgiyi düşünmeden dövüşür: savaşı sonuna kadar sürdürür.

azme inanmak

işığın savaşçısı yargılamaları ve eleştirileri tevazuyla kabul etmek gerektiğini söyleyen eski öğütleri asla unutmaz. haksızlık yaşanır. savaşçı birden kendini hiç hak etmediği durumlarda bulabilir ve kendini savunmaya bile niyeti olmaz. böyle zamanlarda savaşçı sessiz kalır. enerjisini sözlerle harcamaz çünkü sözler bir işe yaramayacaktır. en iyisi gücünü direnmek için kullanmak, sabırlı olmak ve birilerinin onu izlediğinin farkında olmaktır. haksız yere acı çeken birini gördüğünde bu durumu kabullenemeyecek insanlar vardır. bu insanlar savaşçıya en çok ihtiyaç duyduğu şeyi verir: zamanı. er ya da geç, her şey yine savaşçının lehine çalışmaya başlayacaktır. işığın savaşçısı akıllıdır; yenilgileri üzerine yorum yapmaz.

kişisel efsanelere inanmak

savaşçı, kendi kişisel efsanesi olduğunu varsayar; bu onun yaşama sebebidir. çevresindekiler onun için şunu söyler: 'inancı takdire şayan!' savaşçı bir süreliğine duyduğu bu sözlerle gururlanır, ama sonra bundan utanç duyar; çünkü ortaya koyduğu inanca aslında sahip değildir.

o an meleği gelip kulağına şunu fısıldar: 'sen sadece ışığı taşıyan bir araçsın. kendinle gurur duyman için de, kendini suçlu hissetmen için de bir sebep yok; sadece kaderini gerçekleştirmek için bir sebep var.' ve savaşçı sadece bir aracı olduğunun farkına vardığında kendini daha sakin ve güvende hisseder.
paulo coelho hakkında ne kadar şey yazabilirim ki? romanlarını çok sevdiğim, kısa ve öz yazan bir adam. ''veronika ölmek istiyor, şeytan ve genç kadın, zahir '' bu üç kitabı ayrı ayrı içime işlemişti. veronika ölmek istiyor yaşamı ve ölümü basitçe ele aldığı ama çokta güzel anlattığı bir kitap. şeytan ve genç kadın her insanın bir katil olabileceğini gösteriyor. insanların içindeki doğru yanlış, iyi kötü ne? zahir ise beni çok etkilemiştir. zahir paulo coelho' nun soyutlaştırdığı, yücelttiği, etten kemikten çıkarttığı bir kadın. ama zahirde buna yanlış diyor. kimse zahir olmamalı. bir adamın serüvenini anlatıyor.

nedendir bilmiyorum onu okurken brezilya' nın havasını soluyormuşum hissine kapılıyorum. ben onun basitçe, iyi bir yazar olmak için her şeyi karıştırmak gerektiğinin ne kadar saçma olduğunu gösteren o basit, az ve net anlatımını, kişilerini çok seviyorum.

zahir;

birileri giderler, diğerleri gelebilsin diye.