halden anlayan adam. ama en çok, anlattığı konuyu absürt örneklerle bezemesine bayılıyorum. bilmediği şey de yoktur ha, hani herşeyden az biraz bilenler ile bir şeyden çok bilenler diye bir ayrım vardır ya, bu adam 56 model şavröleden yeşilçam artistlerine, tiyatrodan siyasete her konuda çok çok fazla bilgi sahibi; her şeyde ziyadesiyle dolu. kendisini dinlemek ayrı bir keyif.
bu yazıya herhangibi başlık uydurup altını gönlüm çektiği gibi doldurabilirdim. şaşmaz üslubu katık eder üstüne bunu biliyor muydunuz babından bir kaç bilgi şıkıştırıp olur biter geçer giderdi.

ama gerek duymadım. nasıl olsa esasında sanal dünya görünen ama öyle olmayan ersun yanal dünyada - oha tanıma gel, siz ciddiye almayın öyle dediğime laf cambazlığı yapıyorum, elbette ersun yanal tamlaması ile- bunları yapmak son derece basit iş.

yazım metodumda; mesela uydurmadır bütün bunlar tabii - kaynak kurt vonnegut'un şampiyonların kahvaltısı sahife 75, birinci basım e yayınları- diye başlık açmak sonra yaldır allah yardımak falan filan...

geçelim bunları sadede gelelim.

çoktur insanların arasında yaşıyorum, çoktur insanlar lak lak edip dereden tepeden konuşup onların benim şaçmalamalarımı yahut onların saçmalarını dinleyerek idare edip gül gibi geçinip geçiyoruz.

bu gül gibi geçinmelerde - gül sevmeyenler deve tabanı alabilir- dikkatimi celb eden birşey oldu. bazen bunu höt höt söyledim bazen klasik bir nicelikle deklare ettim o kişi ve kişilere. bazende boş abi dalgana bak diyerekten umursamadım geçtim.

bu farkettiğim şey üzülerek söyliyeyim ki insanlar ne istediklerini bilmiyorlar. vaktiyle bernard shaw hayatta en büyük trajedi isteklerine kavuşamamak yahut kavuşmaktır diye buyurmuştu, ona ayrı gelicem. tekrar edeyim insanlar ne istediklerini bilmiyorlar.

şimdi diyeceksiniz ki bana yahu sen ne istediğini biliyor musun diyeceksiniz. ben ne istediğimi biliyorum. benim tek arzum yaşarken geride bıraktığım yola utançla bakmamak, gururla bakmaktır.

son nefesimde layıkıyla hayat ne güzel demektir. ne alacağım ve vereceğim kalmadan gözüm açık gitmemektir. ben bunun için uğraşıyorum. yapsaydım etseydim diye hayıflanmamak için çabalıyorum. çünkü hayıflanmak bir pişmanlıktır. ve son bir pişmanlığın mala da davara da faydası yoktur.

whatever....

gerçi elbette bir çk falsosu oluyor hayatta. çünkü bir senaryonun planı programı mantığı vardır ama hayatın yoktur. bu yüzden dolayı ne kadar dikkat etsemde bir çok eşeklik yapıyorum ve yapacağım.

ama eşekliklere tutsak kalmamaya bakıyorum, eşekliklerden ders çıkartıp üstümün başımın tozlarını silkeleyip kaldığım yerden yolumu adımlamaya devam ediyorum.

whatever...

konumuzun özüne geri döerim. bir çokları kadidi çıkmış boksörler gibi bir ana takılı kalır. son knockoutlarında yedikleri yumrukta takılı kalmışlardır. maçta onu yapmasaydım bunu yapmasaydım falan filan diye kendi enselerinde boza pişirirler falan filan...

ben bu kişilere de şasıyorum. herşeye şaştığım gibi.

bazı insanlar vardır. biraz makul ve vakur insanların tırnağını bile atmayacakları şeyler uğruna bin bir türlü hokkabazlıklar yaparlar.

bu hokkabazlıkları savuşturmak basittir sonrası onların kendi cehennemlerine ışınlamak falan filandır.

benim anlamadığım şey insanlar kendilerini bu kadar nasıl düşürüyor ve kendilerini nasıl bu kadar ucuza hıyar ağası olabiliyor.

şahsen bu insanları görünce yahut onların eylemlerini görünce hayretler içerisinde kalıyorum, bana daha hayret veren şey bu insanlar bunları kendilerine nasıl yutturuyorlar.

elbette yutturduklarını zannediyorlar etrafada öyle lanse ediyorlar ama nihayetinde için için içlerini yiyorlar ama birşekilde o vartayı atlatıp kuzu gibi uyuyorlar hiç birşey olmamış gibi.

sonra arsızlıklarına yüzsüzlüklerine devam ediyorlar falan filan.

ufak tefek hokkbazlıklar karşılarındakini keriz yerine koyma çabaları falan eh bunlara karşı höt ulan deyyus diyip yürü ulan git kumda oyna çöp batmasın diyerek etkisi hale koymak var ama sayıları o kadar çok ki.

hangisiyle uğrasacaksın birader?

dur demesen bir türlü dur demesen bir türlü. ayrık otu gibiler. biliyorsunuz ayrık otları bir yere çöreklendi mi oranın canına okuyana kadar durur. oranın canına okuduktan sonra devam eder.

çünkü bu ayrık otları gerçek manada mutluğu ve huzur tatmadıkları için huzur ve mutluluk içinde olan kişi ve kişilerin huzur ve mutluğunu bozarak tatmin sağlarlar.

şahsi kanatim balta bilenmeden horoz ötmeden bunları söküp atmak ve fezaya fırlatmaktır. elbette diplomatik bir dille ve kibarca.

çünkü bu icra edilmediği vakit biraz hoyratça davranıldığında bunları kullanıp tabiri caizse yavuz hırsız ev sahibini bastırır durumu ortaya çıkar.

ama bunlarla uğrasıldıkça insanın hayatı öfke ve kinle dolar ve dolaylı olaraktan kişinin hayatı zehirlenerek o ayrık otlarının istekleri gerçekleşir.

iki uçu boklu değnek diyeceğim iki boklu değneğin hiç olmazsa temiz tutulur. bu komple boklu değnek.

bunları geçelim. dışarda yeni sulanan bahçenin toprak kokusu burnuma geliyor. günü karşılamışım gök kubbede güneş yükselmekte. dışarda bir huzur var. şehir fosur fosur uyuyor. bense bu satırları kaleme alıyorum. uykusuzluk üzerime çöreklenmiş. sarhoşluktan sonra ayılmışlığın üzerimde ağırlığı var. ama herşeyi net olarak görmemi sağlıyor. elbette ağırbaşlı bir şekilde.

ufukta zorunlu birşeyler var. zaten içimden gelen garip bir ses tam zamanında o zorunlukları icra ediyorsun diyor.

bir dostum madem istediğim gibi bir hayatımı yaşıyormıyorsam benden istenen hayatı yaşayım demişti. galiba ben de buna teslim olacağım.

bohemliğimi, aklıma eseni yapmamı, hovardalığımı bir kenara koyup ellerim havada teslim olacağım. arada çaktırmadan da olsa martinimi yahut viskimi yudumlayıp teslim oladuğum yerle hiç alakası olmayan uğraşlarımla çaktırmadan uğraşacağım. ahali hande yenerle kop kop yaparken onlara uyacağım ama çaktırmadan operaya gidip operadan sonra o müziği ve o dünyayı içimde taşıyarak etrafımla gırgır geçeceğim.

üç parça takım elbise ile ne benim anlayacağım ne de onları anlayacak bir insan olacağım.

durup dururken aklıma carl sandburg'un o şiirini düşeneceğim;

kendimi öldürmeyi düşündüm, ben olup olacağım bir duvarcı,
sen eczanesi olan bir adamı seven bir kadınsın diye.
alıştım, umurumda değil; tuğlaları eskisinden daha düzgün diziyorum
ve şarkı söylüyorum inceden, elimde mala, öğleden sonraları.
güneş gözlerime gelip de merdiven titrerse altımda ve tuğlaları da
yanlış yere koyarsam, anla ki seni düşünüyorum.

düşünceler her tarafımı sardığında unutmaya gayret edeceğim.

bu unutma öyle birşey olacak ki zamanı gelince köle gemisiyle birleşik devletlere gelmiş zenci köleler gibi olacağım. hiç birşey hatırlamayacağım.

sadece işini düşünen 75 yaşında olsa bile pazar günü sabahın 7,30 dükkanı açan bakkal amcalar gibi olacağım.

bunları kabullendim.

mukadderat böylemiş diyip geçeceğim.

belki belki raif efendi gibi kim bu insanlar diyip berlin günlerini hatırlayacağım.

bana bir çok kez deklare edildiği gibi bizde senin gibiydik sen de bizim gibi olacaksın korosuna bas bariton olarak arz-ı edeceğim.

zaman doldurmaktan gayrı arzm olmayacak belki.

geleceği bilemeyeceğiz belki bütün bunların tersi olur.

ama şans yüzdelerine inanırım ve ne yazık ki şans yüzdeleri bunu gösteriyor.

belki bu boktan senaryo olmaz. bir bakarım işlerin tersi olur.

kimbilebilir ki bunu?

vaktiyle iyi bir yazar olmanın sırrının kendinin dışına çıkmak olduğunu söylemişlerdi. ben hep bunu yaptım ama bu seferlik kendi dışıma çıkmayarak bir kerelik olsa da bu şansı kullanıyorum.

kısa kesiyorum artık adetim olduğu üzere bir şiirle bitiyorum. havanadaki adamımız kitabından geliyor;

dört yanından çevrilisin
akıllı uslu hepsi
aile dostları, eski
dünya yuvarlak diyorlar
delirmeyeceksin.
armudun sapı diyorlar,
üzümün çöpü dinleyeceksin.
bana sorarsan eğer
gündüzdür tüm geceler
bahardır bütün kışlar
ve de kimseyle
alıp veremeyeceğim yok

fondaysa bedia aktürkten niye çattın kaşlarını ile fikret kızıloktan kalbim makamından birşeyler işte....

"iyi niyet" bi insanın sahip olabileceği erdemlerin, nevadasmith de "iyi niyet" denince aklıma düşenlerin başında geliyor. yani uzun bi hikaye değil ama, güzel bi hikaye. ne zamandır yazacağım, unutuyorum.
aradan yıllar, yollar geçiyor; mekanlar değişip duruyor ama bu adam değişmiyor. beş sene önce itü sözlükte neyse, bugün de laneth'de o... şimdi ben buna tutarlılık mı diyeyim, yerinde sayma mı diyeyim, nevada aslında bir vampir mi diyeyim? ardımda diş diş sarımsak bırakarak kaçacağım bu pis kiliseden...