napolyon denilen hazret para para para diye çiğirdiği cokca bilinmekte. gerçi ben bunu bilimsel anlamda bir kanıtı göremedim ama gercek kabul edilen bir efsane olarak lugatlarimize girmiştir.

kendisi en hakikî mürşit, kesin bir karardır diye buyurmuş hatta vakti zamanında yüce olarak bilinen şeylerden gülünç olana yalnız bir adım vardır.

evet kendisi cüceydi biraz da korsikalı oldugu için asağilik kompekleksi cekiyordu. hatta korsikalı bu ters herifin soyadinı bile değiştirmiştir. orjinal soyadi bounaparte gibi birşeyken ne sihirdir ne marifet el cabuklugu marifetcilik yaparak bonaparte'ye çevirmiştir.

üc tane bonaparte vardir. birincisi o meşhur cüce, ikincisi orjinal versiyonunun gayrıresmi tek oğlu ücüncüsü ise didon sakalları ile ünlü 1871 alamanya savasindan sonra tahttan el cektirilen kişi.

ilk napolyon'u öyle ya da böyle bilinir. ücüncü napolyon ise osmanlı'nın gümbürdeme devri padisahlarindan pehlivan padisah abdulaziz ile ilgilenenleringözüne carpmiştir.

ama ikinci naplyon hakkında diğerler napolyonlara kıyasla malumatimiz az. zaten kaynak az olunca ister istemez malumatimiz da az oluyor.

bence bu para para para lafini nedense ucuncu napolyon'a daha cok yakıştırıyorum. çünkü ücüncü napolyon devri anlamıyla fransa için toplumsal değerlerin ikiyüzlülükle sarmalandiği, suret-i haktan gözküenlerin boktan işler cevirdiği bir devir.

paris sehrine burgonyalı ayılar doldurmuş, paris müthiş bir imar hamlesiyle sahlanmakta rezaletin bini bir paradır. edebiyatta flaubert madam bovary romani ile tozu dumana katmiş bütün toplumsal ahlaki cöküntüleri parmaklamiştir.

hatta kendisine madam bovary kim denile denile bikmiş en sonunda madam bovary benim ulan demiştir.

cok ufakken bir yirmibinlik bankonotun üzerinde 'bir doştum bile yok düsmanıma diş bileyim' diye bir yazı görmüştüm.

bu yazı garibime gitmişti binbir türlü uhrevi düsüncelere gark olmuştum.

yahu bu para dedikleri bir canlı olsaydi ne olurdu diye ve bu kelami söyleseydi.

mesela bu aracın bir küpürü tedavulden kaldirildiğinda sonu ya koleksiyoncular yahut yanmak olsa nasil tonlayarak söylerdi bu sözü?

acaba hangi maceralardan gectikten sonra söylerdi. culsuzun cebinden, orospunun corabina kadar, en sık cüzdanlardan banka kasalarina kadar, bohcalardan yastık altlarina kadar bu put ne maceralar yasar acaba?

yeni bankonotlar hakkında bir televizyon programına denk geldim gecnlerde. ahali yeni bankonotlarin arkasindaki resimlerdeki kişileri tanımadiklarini baska bazi sahsiyetlerin olmasini istiyordu.

mesela mimar sinan olsun fatih sultan mehmet olsun diyenlerde vardi. belki geçmişe bir özlemle bunu söylemişlerdi. bir zamanlar mor binliklerin üzerinde fatih sultan mehmet'in resmi vardi. onbinliklerin üstündeyse mimarsinan'ın. binlik mor idi onbinlik ise gri. binliğin hükümdarliği besbinlikler cikti yok oldu. onbinlik hükümdarlık ise sari yirmibinlikler cikti yok oldu. bu küpürler 90'larin sonuna hükümdarlıktan köleliğe dogru bir yolculuk yaptilar ve gün geldi ortadan yok olup gittiler. sanki hiç varolmamiş gibi.

sanki varolmamiş gibi gidenn şeyler bir zaman gelince kendini hatirlatiyor. herhalde hatirlamanın da bir vakti zamanı var.

bu vakti zamanda neyi sevip neyi sevmediğini de anliyor. mesela peluşu, sahte deriyi, sehriyeli corbayi, plasik poseti, halıflexi sevmediğinizi ve nefret ettiğinizi anliyorsunuz.

bunlardan mumkun oldugu kadar uzaklasiyorsunuz.

sevdiğiniz seyleri anlamaya basliyorsunuz. soguk havada konyak icmeyi, icine pastirma dilimi konmuş snitzeli, dark bira ile hamburger yemeyi, tas dösemeyi, kağit poseti vesaire...

nedense insan sevdiği seylere ulaşmasi zor olmakta yahut yeteri kadar tadini cikartamamakta.

ama sevmediği seyler istemesede burnunun dibinde ne kadar kaçarsa kaçsin bir gölge izliyor onu....

evet napolyon ne demiş?

savunma halindeki birlik yenilmeğe mahkûmdur.

böylikle 5-4-1 taktiğini öven denyoların sonu bilinmekte...