still cursed kıvırıp fırıttığı için görselleri ekleyemedik, mümkünse yazıyı okumadan önce iki fotoğrafı indirip bakınız. yok bakmazsanız hiç okumayınız.

http://img40.imageshack.us
http://
img223.imageshack.us


üçü bir plantasyondan kaçmıştı, artık geceleri ağrıdan uyuyamayanların seslerini dinlemeyeceklerdi ve kimse onlara saygısızlık etmeyecekti. maurinho, ormanda yaşıyordu, orada doğduğunu sanıyor, ama bununla pek ilgilenmiyordu, herhalde yerliydi, ama yerini o da bilmiyordu, dünyada bir yerdeydi. silahları severdi, silahlara aşıktı, kabzası süslemeli ilk tüfeğini eline aldığında daha çocuk yaştaydı ve onunla büyük amazon kurbağalarını vurmak dışında bir şey yapmayı kurmamıştı. vargas'tan nefret ediyorlardı diğerleri, vargas'ı bir gazetede görüp yüzüne tükürdüğünden beri kaçaktı luis ve biraz daha kalsa onlarla beyaz olduğunu kendisi bile unutacaktı.
bir kuytulukta mola verdiler, sıcaktı. henüz nehir yükselmeden bastırmıştı sinek istilası, sanki her şey planlı bir pusuya işaret ediyordu, herendiz eğilip matarasını doldurdu. uzaktan bir ses duyar gibiydi eurico, boyu tüfeğinin boyuna denk geldiğinden beri kendini erkek sayan ve bir ay sonra köyüne varıp yatağına bir kadın alacak olan eurico, aldırmadı, aklında bir biftek ızgarası vardı, bir kadın kalçasına benzeyen bir biftek parçası. dönüp sordu yoldaşlarına ne zaman avlanabileceklerini, havadaki ılık ağırlık habire alçalmaktaydı. henüz geçmemişlerdi andeiras ırmağının karşı kıyısına, avlanmak sakıncalı, çok konuşmak yorucuydu. çantayı sırtından attı maurinho, belki balık diye düşündü, ince ve çıplak yerli ayakları üstünde sessizce yürüdü, içine girdikleri çukura en yakın ırmak mutlaka güneyden geçiyordu, durdu sesi dinledi

***

askerler bayılacak gibiydiler, bu lanet olası ormanın lanet olası havasını onlara kim ödemişti ki ve ne ödemişti. michel düşündü anasını, yalnız bırakmak istemezdi onu, hem dinleseydi sözünü ve girmeseydi kanına pereiraların küçük kızının şimdi hala köylü olsa da bu lanet ormandan uzak duracaktı. balıkçıydı birkaçı, anlamsız uzanan okyanus kıyılarından ve aylar var ki onlar balıkları değil balıklar onları kovalıyordu amazon deltasının bulanık sularında. şaşsalar da bu duruma, o balıkların da tıpkı orman gibi, hava gibi lanetlendiklerine inanıyorlardı. küçük bir ses duydular, subay silahına davranıp çökmeleri için işaret verdi. michel'in kafası bir anda korkuyla değmişken dizlerine, fakir köylü askerlerin çoğu boyunlarındaki haçı öpüverdi. tanrı onlardan yana çıksın diye, çukura yaklaşırlarken güneş batıdaki tepenin ardına gizlendi. bıçaklar ayışığıyla parlayacaktı ve bir dilim biftek sanıp dilini ısırırken eurico, gözleri aslında uzak yıllarda uzak topraklarda kapanacaktı.

***

uzak topraklarda henüz sabahtı, kanlı banyosunda durulanan güneş çiylerin üzerinde gezinirken, tepeye tırmanmaya çalışan, iki genç kaçaktı. sayılmazsa köyün bir yaşlısından emanet çakaralmazlar ve bir tanesinin göğsüne sakladığı sevgilisinin saçları, silahsızdılar. tepeye tırmanmak zorluydu, hatırladıkça köyde anlatılan agit hikayelerini bacaklarında biraz daha güç buluyorlardı, güneş karıncalar için doğuyor, kaçaklarınsa içlerinde korku büyütüyordu. geç kalmışlardı, gece yürüyüşünde bir ses duyup birden yüzükoyun uzandıkları için yere ve acemilikleri çoğalttığından korkularını, ama sesleri belki de in cin tayfası sanmışlardı. zaten kısa ömürlerinde bir askeri öğrenmişler, bir de çok hurafe dinlemişlerdi, saymazsak orak biçmeyi, koyun gütmeyi ve köyün delisi şehmuz'un eteklerini traş etmeyi, bilmezlerdi de bundan başkasını. türkçe konuşurdu asker, arapça konuşurdu cinler, arapça daha az korkutucuydu. karşı yamaçtan gelen bir mekanik piyade tüfeği sesi fazlasını söylemekten bizi alıkoydu. belki daha çok şey derdik onların yaşamına dair, ama 17lik bu ömürler 66lık birer komando süngüsünde son buldu, kral devre 3/89du!

***

yıldızsız bir başka gece, ağaçsız etiler'de, henüz büyüyor göğüsleri ve ilk regl olduğu günü hatırlatıyor yeni tanıştığı sevmek fiili. dikkatli ve vakur yürüyor, göstermek istemiyor çevredekilere içindeki heyecanı, bir delikanlıyı seviyor, sevgisini kimselere belli etmemeye çalışıyor. makyajının nasıl olduğunu düşünüyor, aynaya baksa mı ki, yok burada olmaz, ama şöyle bir gözucuyla mobilyacının siyah camında süzüyor kıyafetini. ayakkabılar yeniler ya, biraz sıkıyorlar, indirimi kaçırmadığı iyi oldu. pelinler de gelseydi keşke akşam, cem severdi hakan'ı, ama başka planları varmış onların, pelin artık bir şeyler için fazla beklemeyeceklerini de söylemişti hem. aceleci davranıyorlardı, ama bundan kimseye zarar gelmedikten sonra, neyse ki cem sabırlıydı, tam bir beyefendi. topukları biraz yüksek mi neydi. kim bilebilirdi ama kim 17sinde iki parçalı ölümü.

***

beni tanımıyorsunuz siz, aklınız almaz anlatsam, zaten biliyorum, vaktiniz yok, dinlemezdiniz. binlerce yıldır dünyanızdayım, binlerce kez kestim kafalarınızı, bin kere daha yapsam beni aklınıza getirmeyeceksiniz. bir sinema filminde bahsedildi benden, yaşamımı uzatmak için hasımlarımın kafasını kesişimden ama inanmazsınız, bin kere daha beterim ben. yenmek yetmiyor bana, öldürmekle bitmiyor, parçalara ayırmalıyım. yok etmek, yok, hiçlik, hiç, yok etmeliyim. kaburga kemikleriyle çalgı, kulaklarıyla anahtarlık yapmalıyım, yok etmeliyim, insan parçası olmaktan çıkarmalıyım hasmımı. ellerim daha da içmeli ılıklığını, parmaklarıma dolamalıyım annenin eliyle şımartılmış saçlarını, ayaklarımdaki titremeyi geçirmek için daha bir daha bir parçalamalı seni. karnımda bir başka sen büyüyor, karım sana hamile, kızkardeşim senden bir taneyle dönüyor hastaneden, seni binlerce binlerce kez sınamalı, her parçanı kendime almalıyım. yok etmezsem yok olacağım, bir kahin söyledi bunu bana, buzlu bir gecede, derme çatma bir kulübede, boynunda insan kemikleri, kadın ya da erkek değil ama çok kirli bir kahin söyledi bunu bana. bütün dilleri bildiğinden ve bir kadını bekaretini bozmadan hamile bıraktığından bahsetti, herhalde yok olmamı istemezdi, ödedim ücretini misliyle, artık gözlerim yok, kahine verdim, kalbimi verdim ve ayaklarımı, bana ellerimi bıraktı sadece, ve yüksek sesle tekrarladı ellerimin yok etmezsem yok olacaklarını. ellerimle taşıdım binlerce yıldır bayraklarınızı ve silahlarınızı, kanınızla ödediniz ücretimi, adil bir pazarlıktı.
beni yine de tanımadınız, tanısanız da işiniz ağırdı, inanmazdınız. siz yenmedikçe beni ben yiyeceğim sizi, yok edecek ve herbir parçanızda insan olmaktan çıkaracağım, yabancı sayılmayız, ben sizin korkularınızım.
edit: haziran 2009 red dergisi'nde yayınlanmıştır.