.

wachowski kardeşler'in kült üçlemesi matrix'in bol aksiyonlu sahnelerinin bir yerinde ajan smith morpheus'a şöyle der:

"sizinle, bir süredir kafamı meşgul eden bir düşüncemi paylaşmak istiyorum. bu düşünce aklıma sizin türünüzü sınıflandırmaya çalışırken geldi ve anladım ki sizler aslında memeliler sınıfına dahil değilsiniz. bu gezegendeki tüm memeliler, yaşadıkları çevre ile içgüdüsel olarak bir denge kuruyorlar. ama siz insanlar öyle değilsiniz. bir bölgeye yerleşiyorsunuz ve çoğalıyorsunuz, tüm doğal kaynakları tüketene kadar çoğalıyorsunuz. canlı kalabilmenizin tek yolu başka bir bölgeye yayılmak. bu gezegende bu şekilde yaşamını sürdüren bir organizma daha var. ne olduğunu biliyor musunuz? virüsler. insanlar hastalıktır. bu gezegenin kanserleri. sizler vebasınız. ve bizler de bunların ilacıyız."

ajan smith’in kafasını meşgul eden bu düşüncenin araladığı kapıdan, birkaç soru çerçevesinde ilerlemeye çalışalım. *

ajan smith, insanları memeliler sınıfından çıkarırken, insanların içgüdüsel olarak diğer memelilerden farklı/zıt bir yöntem izlediğini de söylemiş oluyor. yani bir bölgeye yerleşmemiz, çoğalmamız ve tüm kaynaklar tükenene kadar bunu devam ettirmemizin diğer memelilerden farklı bir içgüdüsel davranış/eylem olduğunu örtük olarak dile getirmiş oluyor. aksi durumda, yukarıdaki düşünceyi, içgüdesel olarak böyle bir davranışımızın olmadığını bunu 'içgüdü'den farklı bir saikle yaptığımızı söylerek çürütme şansına erişebiliriz.

mr. smith'in tespiti bizi, şüphesiz ki, insan doğası üzerine ontolojik, etik bir tartışmaya götürür. aralamak istediğim kapı bu değil; mecâlim yetmeyebilir. yine de biraz etrafında dolaşmamak olmaz.

en az matrix kadar kült sorularımız aşikâr: yenemediğimiz içgüdülerimiz var mı, varsa bunlar nelerdir? insan doğası'na içkin özellikler hangileridir? doğal olan nerede başlar, nerede biter/ biter mi? doğal sözcüğü çatısında tanımladığımız özellikler nelerdir? görülme sıklığı ve süresi fazla olan bir veriyi doğal kabul etmek ne kadar doğrudur? belirli bir tarihsel aralık içinde kendine yer etmiş, insana ait herhangi bir davranış doğallaşır mı? burada tarihsel hafızanın önemi nereye -ve ne kadar- oturur? takvimler isa'dan sonra 2000'leri gösterirken ve yalnızca neolitik çağ, 2500 yıl civarında sürmüşken, hangi zamansal parça doğal olanla tarihsel olanı birbirinden ayırır?

insana, mr smith'in işaret ettiği euqilibrium sisteminde, öne sürdüğü tüm varsayımların kabulü altında, bir yer bulabilme olasılığı yok mudur?


***

"hastalarıma katartik bir sağaltım aracılığıyla yardım ya da gelişme vaat ettiğimde sıklıkla şöyle bir karşı çıkmayla yüzyüze gelmişimdir: 'eh, siz kendiniz bana hastalığımın belki de koşullarım ve yaşam olaylarımla ilişkili olduğunu söylüyorsunuz. bunları hiçbir biçimde değiştiremezsiniz. o zaman bana nasıl yardım etmeyi öneriyorsunuz?' ve ben de şu yanıtı verebilmişimdir: hiç kuşkusuz yazgı sizi hastalığınızdan kurtarmayı benden daha kolay bulurdu; ama sizin histerik acınızı sıradan bir mutsuzluğa dönüştürebilsek çok daha kazançlı olacağınıza kendinizi inandırabilirsiniz. sağlığına kavuşmuş bir zihinsel yaşamla bu mutsuzluğa karşı daha iyi silahlanmış olurdunuz."


sigmund freud'un 'hasta'larına işaret ettiği, equilibriumu, daha etik kılan nedir?


*filmin orijinal dilinde "equilibrium" ve "pattern" sözcükleri kullanılır. equilibrium (æquilibrium) latince, æquus (eşit/ equal) ve libra (denge/balance) kelimelerinin birleşmesinden oluşur. dilimizde, balance ve equilibrium'u aynı sözcük -denge- karşıladığı için, çeviride ufak bir anlam kaybı olmaması için eklemek gerekir. equilibrium, en basit anlamda, sistemsel, görece makro bir durumun dengesini ifade eden bir terimdir.

benzer bir durum pattern sözcüğü için de geçerlidir. çeviride kullandığımız şekil sözcüğü yerine belki de örüntüyü kullanmak daha isabetli olabilir.