kadın, telaşsız sildi gözlerinin yaşını. saatlerce ağlayan o değilmiş gibi çikolatanın kağıdını sıyırdı, bir dikdörtgen barı koparıp ağzına attı. eğildi sehpaya, parlak alimünyumu sağ elinin tırnaklarıyla düzlerken sol eliyle kumandaya uzandı. basitçe ses olsun istiyordu, biraz ses, bu yalnızlığı dağıtmak için. sıradan bir diziye takıldı, daldı gitti. saatlerce ağlayan o değilmiş gibi, daldı gitti. kahve suyunu unuttu, çikolatayla yetindi. reklam arasında kahvesini yaptı, yatak odasına geçti, aseton, törpü, oje, yani bütün arkadaşlarını çağırdı kahve içmeye, kadın diziyi önemsemeden, tırnaklarıyla ilgilendi. saatlerce ağlayan o değilmiş gibi, tırnaklarına kahve ve kek yaptı kadın, çikolata ikram etti.

***

içinde netameli bir ses duyuyordu, her zamanki sıradanlıkla kafasını kaldırdı, arkadaşlarına baktı. her gün yüzlerce kez baktığı arkadaşlarını pek de tanımıyordu, belki ilgilenmiyor, belki düşünmüyordu. koca bir çalışma alanı, yüzlerce arkadaş ve hiçbirinin adını bilmiyordu. belki adları yoktu belki o öğrenmemişti. hiçbirinin kaderini söyleyemezdi, hiçbiri de ilgilenmezdi onun kaderiyle. içinde çok farklı bir sıkıntı vardı. yaşlanıyordu artık,. emekli olmalıydı belki, buralardan gitmek mesela fena gelmiyordu kulağına. kulağını salladı bir an, kafasını salladı. içinde daha öncelerden tanımadığı bir sıkıntı vardı, mesaisini tamamlamak öyle zor geliyordu ki az kalsın düşüp bayılacaktı. ağzındaki son lokmaları yuttu, hava kararmaya yaklaşmıştı, zorlukla yollandı eve, susamıştı da. içinde derin bir sıkıntı vardı, günahlarını düşünmeye çalıştı, beceremedi, en son ne zaman günah çıkarmıştı hatırlayamadı, belki hiç. günahsız sayılacak kadar boş yaşamıştı, hatta ona karşı işlenen suçların hesabını bile tutmamıştı. içinde... içinde pek bir şey kalmamıştı, suyunu içti usluca, sütünü vermek üzere makineye yollandı.
sağıcı, susmadı bu sefer, "milka" diye seslendi, "ah benim kara gözlü mor yemenili güzelim" sağıcı hüzünlendi aletleri göğüslerine kibarca geçirdi, "bu son gecemiz milkam dedi, artık yaşını doldurdun biliyorsun" sağıcı derisinde hala pul pul duran mor lekelere baktı elleriyle ineğin başını tuttu sevdi.

***

kadın, anahtarları masanın üstüne fırlattı. telefonunu çıkardı, arkadaşına anlatmaya başladı heyecanla. çok farklıydı işte, bu sefer hissediyordu çok farklı olacağını, bir kere kendisine davranışı bambaşkaydı, çok özel hissettiriyordu, çok çok çok... sanki dün saatlerce ağlayan o değilmiş gibi, kadın konuşurken dolaba yürüdü, çikolatanın kağıdını sıyırdı, bir dikdörtgen barı koparıp ağzına attı. parlak alimünyumu dolabın kapağına yerleştirdi tırnağıyla düzlemeye başladı. telefon omzu ile başı arasında, kadın hiç susmuyordu. sanki dün saatlerce ağlayan o değildi.

***

usta tezgahına eğildi, ilaçları sürdü, deriyi tabaklamaya başladı, biraz belki köyünü düşündü.