.liğed .anub ikleb zinisrilibeyid kamrıtşalroz ad ahad işi rib nalo roz netaz ,ed rib ibat ah

yıllardan beri bir kenarda duruyor. puzzle'ın eksik parçası gibi memento. üstelik birkaç kez sorulmuş olmasına rağmen, o parçayı yerine koymayı aslında pek düşünmedim. bunda yazmak istediğim yazının biçimi kadar, içeriğinin de etkisi oldu, ikisinin üstesinden gelmek de çok zor göründü gözüme hep. gereksiz de göründü çoğu zaman. nolan'ın akıl oyunları arasında, izleyicinin hakkında kesin bir fikre vardığı tek filmdi memento. daha da ilginci, memento teknik olarak en karmaşık olanıyken, çıkarılabilecek sonucun en az saklandığı filmdi üstelik.

bitirirken; memento, bütün nolan şaheserleri gibi oradan kalkılması çok zor bir işin altına giren bir film. hafıza gibi bir kavramı eline alıyor ve hastalıklı bir hafızanın hikayesini anlatarak, aslında sağlıklı ve sözde kusursuz hafızayı sorgulatıyor bize. işinin gücünün yarısı kendini kandırmak olan insanlara, kendini kandırabilecek en son insan olan leonard'ı yargılatıyor. bizim şu kusur değmemiş akıllarımıza evet. başkasında görebileceğimiz, anlayabileceğimiz her şeyin kendimizde de olma zorunluluğunu yüzümüze çarpmadan.

bu da varılan fikrin dayandırılabileceği sağlam yerlerin olmaması demekti. memento'da kesin bir sonuca ulaşma imkanı yoktu, izleyiciler tutarlı olduğunu düşündükleri yorumları yaptılar bu yüzden, sonra da o fikri aralarında onayladılar. işte o "tutarlılık" anlayışında kayboldum ben sanırım. yani, o fikri ciddi ciddi "tutarlı" bulan birilerine, az sonra anlatmayı deneyeceğim şeyleri anlatmaya çalışmak gözüme korkunç bir fikir olarak göründü hep. yine de uzun süre yazamadığım, yazacak bir şey bulamadığım her dönemde bunlara bir göz attım mutlaka. joker hakkım gibiydi memento. ve şimdi, en sonunda, üstesinden gelip gelemeyeceğimi hiç umursamadığım bir yerdeyim bugün. tanrı'ya ve kaybetmenin insanda yarattığı vurdumduymazlığa şükürler olsun.

teddy'yi destekleyen şeylere aslında ne olduğunu, notlardaki kimi bölümlerin neden çıkarıldığını filan yani, asla bilemeyiz, bu durumda ne olduğunu kendi bile bilmeyen bir adam yerine, mantıklı bir açıklama sunan diğerine inanmak işimize gelebilir. lenny'nin kendi dramından kaçmaya ve bir şekilde mutlu olmaya çalışıyor olduğunu düşünmek de işimize gelebilir. bu yüzden, lenny'nin durumunu kabul etmez de, onu bi yalancı olarak görmek isterseniz, ki bir çok nedeniniz var bunun için, size karşı çıkmam, ama bunu teddy'nin söylediklerine dayanarak yaparsanız çok üzülürüm. filmin yalan söylemeyen tek karakteri leonard'ken, yalancı diye onu seçmeniz hayatla kusursuz bir tutarlılık yakalar çünkü.

söze hikayenin anlatım tekniğinden başlayacak olursak eğer, nolan sırf kafa karıştırmayı sevdiği için böyle bir yol izlemiş diye düşünenlere fena halde yanıldıklarını söyleyebiliriz. belki de memento sırf bu teknik yapısı yüzünden bu kadar didik didik edildi. aslında diğerleri gibi çok iyi saklanmış bir sırrı filan olmamasına rağmen, izleyici öyle bir kafa karışıklığı yaşadı ki, tıpkı leonard gibi hikayenin içinde kayboldu ve tatmin olmak için illaki bir bit yeniğine ihtiyaç duydu.

aradan geçen zamanı bile kestiremeyeceği için, lenny'yi, söylediklerinizi unutana kadar dilediğiniz şeye inandırabilirsiniz. dilediğiniz şeyi dilediğiniz gibi hatırlamasını sağlayabilirsiniz, karısına insülin verirken ya da bir klinikte sammy'nin yerinde otururken görmesini sağlayabilirsiniz kendisini. bu tür anlık değişiklikleri bende bile yapabilirsiniz. saniyelik ve sonra hemen düzelen değişiklikler. benim hafızama onunkinden daha az güvenebilirsiniz kaldı ki. lenny aynı noktaya, aynı an'a geri dönüp duran ve oradan fazla uzaklaşamayacak olan bir adam. hafızamızı tozlandıran şeyler, yeni deneyimler, yeni anılardır. lenny'nin sahip olamayacağı şeyler yani. unutmak ya da değiştirmek için zaman denen şeye ihtiyaç var, ve lenny zamanı durmuş bir adam.

halbuki filmin bu şekilde kurgulanmasının asıl nedeni, izleyiciye leonard'ın içinde bulunduğu durumun hiç değilse onda birini yaşatmaktan başka bir şey değildi. elbette bizim hafızamıza tüm o parçalar karmakarışık bir biçimde dahi olsa kaydedilirken, hiçbir kayıt tutmayan leonard'ın beynini anlamaya yakınlaşamadık bile, ama en azından biz de tıpkı onun gibi "where was i?" diye sorduk, bizim de olan biten hakkında pek bir fikrimiz yoktu, bu kadarı da yetti ve tüm bu karmaşa bunun içindi. benim yazıyı bu şekilde yazma nedenimi ise okurlarım zaten biliyorlar. bir şey anlamadım diye kızacak olanlardan da, bu yazıyı laneth'te italik imkanının olmadığı zamanlarda yazmadığıma şükretmelerini isteyebiliriz.

demek istediğim, mesela lenny yüzlerce adamı da öldürse asla bir "katil" olmayacak, olamayacak. ne demek istediğimi teddy belki daha iyi açıklar: "you're not a killer. that's why you're so good at it." eğer lenny bir katil olsaydı, yani ne yaptığı umrunda olmasaydı ve özellikle de kim olduğu, zaten teddy'i orada da öldürebilirdi, nasılsa unutacak ve yeniden aynı insan olacaktı. ama o bunu yapabilecek bir karakterde olmadığı için, olamayacağı için, herhangi bir kesitte teddy'yi karısının katili olarak bilmeyi seçti, yani kendini yanlış yönlendirmek olabilir bu ama kendini kandırmak olamaz, tanrım, gerçekten çok zor bir iş bu soyunduğum. teddy'yi öldürmenin vicdan sorunu olup olamayacağı kısmına zaten hiç girmeyeceğim bile. dileyen "katil görünmektense ölü görünmeyi tercih ederim" diyen bir adamın bütün john g.'leri öldürerek mutlu olma peşinde olduğunu düşünebilir.

öyleyse böyle bir yazının yazılmasını isteyen insanların beklediği asıl bölüme gelelim. başta da söylediğim gibi, kolay olmadığını düşündüğüm bölüm bu. nolan için bile kolay değildi, bunu çıkarılan sonuçlardan anlayabiliyoruz. ne şekilde anlatılırsa anlatılsın, hafızası olmayan, algıladığı hiçbir şey için kayıt tutmayan bir beynin neye benzediği hakkında yeterli bir fikrimiz olması mümkün değil. memento bunu yapabileceği en iyi biçimde yapmış olmasına rağmen, izleyicinin yine normal işleyen beyniyle düşündüğünü ve aksinin de pek mümkün olmadığını görebiliyoruz. zaten bütün mesele buydu. leonard'ın aklında tutmaya çalıştığı en önemli şey de buydu. remember sammy jankis...

bu noktada önce lenny'nin karakterini sabitlememiz gerekiyor. bu elbette bildiğimiz tüm kavramların birbirine girmesi demek biraz. yani, insan sürekli değişen bir varlık. artık hiç değişmeyen, değişemeyecek olan, hep aynı noktada kalan bir insanı idrak etmemiz biraz zor. bizi değiştiren, bize yol aldıran şey deneyimlerimizdir, yolumuzu onlarla çizer kararlarımızı onlara göre veririz. deneyimleme imkanı olmayan lenny için ne değişme, ne yol alma, ne de başka bir şeye dönüşme imkanından söz edilemez, travma anında her şey durmuştur onun için, ondan sonraki her şey bir sürelik ve tek seferlik bir hayat parçası olmaktan ibaret ve bir sonraki parçada asla bir öncekinden bir iz yok. filmi izlerken bir bağ varmış gibi izliyor olmamız ve o bağı aramamız kaçınılmaz. çünkü başlangıç noktasına geri dönmeyi biz her seferinde hatırlayamayız, onun her seferinde her şeyi unutması gibi bir tutarlılıkla.

işimi ve okuyucunun işini biraz kolaylaştırmak için, önce şu varılan sonuçtan ve iddia edilen tutarlılığından bahsetmekte fayda olabilir. biliyorsunuz, hakkında karar verilen hikaye şuydu; leonard başından beri kendisini kandırıyor ve bir amaca tutunmak için, yarattığı bilmecenin üzerinde kendinden habersiz oynuyor, onu daha da karmaşık bir hale getiriyor ve yaşamaya devam etmek için bir neden yaratıyordu. bunun neden saçma göründüğüne geleceğiz, bu fikre neden tutunulduğuna bakalım önce. ve hepsinden önce, bu hikaye hakkında hiçbir şeyden kesin olarak emin olamayacağımızı kabul edelim. ne başladığı yerden önce olanları, ne de daha sonra olacak olanları bilmiyoruz. memento bizim kısa süreli hafızamızın içinde, öncesi ve sonrası olmayan bir parça. elimizde yalnızca iddialar var.

kaldı ki bunu bir yaşam biçimi haline getirmek, yani kandırma işinin devamlılığını sağlamak lenny için olası bile değil. herhangi bir kesitte düşüneceği bir şeyi, alacağı bir kararı devam ettirmek gibi bir şansı zaten yok. yani sakladığı ya da bilerek yok ettiği şeyler, kayıtlar, fotoğraflar, bu açıdan baktığımızda dilediği şeyi alıp dilediğinden kurtulabildiği anlamına geliyor muhakkak ama tanımı bu olamaz yine de, önemli de olamaz hikaye açısından; hatırlayacağı şeyler üzerinde bir seçim yapıyor, hatırladıkları üzerinde değil. biz zaten kazadan sonraki lenny hakkında hiçbir şeyi tam olarak bilemeyeceğimizi baştan kabul ettik; izleyicinin sorunu zaten travma öncesiyle.

leonard'ın ve teddy'nin iddiaları. özellikle teddy'nin filmin sonunda iddia ettiği şeyler, ne olduğunu ve nasıl o hale geldiğini bilmediğimiz kimi materyallere uyuşuyor ve izleyiciye reddedilemeyecek güzellikte bir kolaycılığı sunuveriyor, kullansın diye. olabilir, kullanabilir dileyen bunu, ama lütfen, "teddy'nin söylediklerinin doğru olduğunu kabul etmemiz gerek çünkü ancak bu şekilde tutarlı oluyor" demek de nedir? teddy'nin kendi ağzında tutarlı bir söylemi yok ki daha, hikayeyle tutarlılık içinde olsun. karısı saldırıda ölmediyse ve kendisi onun davasına bakan polisse lenny'ye neden sana inandım diyor. lenny karısının ölümüne kendisi neden olmuş olsa bile, intikam saplantısına karısını kaybettikten sonra düşmüş olacağına göre, teddy hangi davaya bakıyordu, lenny'ye neden yardım etti. adam iki dakika içerisinde onlarca yalan uydurabilen biri, üstelik bu işi çok da iyi yapıyor. ve bence izleyici, hasta bir adamı pis işleri için kullanan ve pislikte sınır tanımayan bir adamın birbirinden çelişik ifadelerine inanmayı tercih ediyor, çünkü bu bile lenny'ye inanmaktan çok daha kolay. remember sammy jankis...

şimdi inanmayı bir kanara bırakarak, leonard'ın böyle olduğunu kabul edelim. göründüğü gibi yani. hafızasının hiç bir yolla hiçbir yeniliği kaydetmediğini. baştan sona her şeyi bu doğrultuda ele aldığımız zaman, aslında hiçbir şeyin tutarsız olmayacağını rahatlıkla görebiliriz. lenny için "kendini kandırıyor" demek neden çok saçma olur anlayabiliriz de bu durumda. lenny'nin kendini kandırması teknik olarak mümkün değil zaten. insanın kendini kandırması, hafızasında kendinden gizli bir değişiklik yapması ya da bildiği bir şeyi kendi isteğiyle unutması, yani bilincinin altına itmesi yoluyla olur, ve böyle bir imkan normal bir hafızası olan, beyni kayıt tutan insanlar için söz konusudur ancak.

teddy'nin bu birbirinden değişik ifadeleri, inanmayı seçen izleyiciye şahane sonuçlar sunuyor; leonard'ın karısı şeker hastasıydı, onun ölümüne kazadan çok sonra kendisi sebep oldu, sonra hem eski hem de yeni hafızasında kimi değişiklikler yaptı ve tüm bunlarla yaşamak için bir yol buldu böylelikle. zaten yapacağı kimi şeyler de bu fikre yardımcı olmaya yetip artacaktı sonradan. teddy'yi kasıtlı olarak hedefe alması gibi. izleyenlerin çoğu zaten o bölümde lenny'nin sözde gerçekleri kabul ettiği yanılgısında. "do i lie to myself to be happy? in your case, teddy...yes, i will."

ama bulamadık. bulamayacaktık da. buna kendisi gibi olmayan hiçkimsenin inanmayacağı, inanmayı başaramayacağı gerçeği, lenny'nin aklında tutmaya çalıştığı en önemli şeydi. kendisinin hiçbir şeyden emin olamayacak olması yetmiyormuş gibi, başkaları da emin olamayacaklar ve inandıklarıyla her şeyi daha da karmaşık bir hale getireceklerdi. leonard çok güzel açıklıyordu asıl sorununu aslında. "tamamen berbat çünkü kimse size inanmıyor. küçük bir zedelenme saygınlığınızı sıfıra indiriyor. sanırım sammy'ye inanmamak şiirsel bir adaletti."

şimdi en önemli noktaya gelirsek, bu yazıyı "gereksiz" yapan şey şuydu; daha önce varılmış olan bu fikri çürüttükten sonra, doğrusu bence budur diye öne süreceğim fikrin de, daha önce söylediğim gibi ve diğer bütün olası fikirler gibi, kesin bir dayanağı yok, olması da mümkün değil. buna rağmen yazıyor olmamın nedeni, alternatif bir fikir sunmak elbette, ama daha önemlisi, tutarlılık tek çıkış yolumuz olacaksa eğer, asıl tutarlı olanın bu olduğunu da söylebilirim. yani varabileceğiniz şey "kesin" değilse de hiç değilse "tutarlı" bir fikirse, bunun için leonard'ın hikayesine inanmanız gerekiyor. inanması en zor olana yani. leonard'a inanmaktan kastım, sakladığı notlara, anlattıklarına, ya da söylediklerine inanmak değil. inandıklarına inanmak da değil. hikayenin bütün sorunu, onun kazadan sonra hiçbir şeyi, gerçekten, hiçbir şekilde hatırlamadığına inanıp inanmamakta. buna ne filmin içindeki insanlar tam olarak inandılar, ne de biz dışındakiler inanabildik, hadi bunu kabul edelim. bütün hikaye boyunca hep bir şey bekledik. ufacık bir şey bekledik. natalie'nin onu öptüğünde bunu beklediği gibi tıpkı, bir şey olunca bir şey olmasını bekledik. hepsinin her seferinde tekrar tekrar beklediği gibi bekledik. karısının sammy'nin gözlerinde aradığı gibi aradık o şeyi.