post modern çağın sahnesinde sergilenen lanetli oyunumuz, lanethli değil, lanetli ya da belki güçlüdür.
töre cinayeti, kan davası, kız meselesi, illa ki toprak anlaşmazlığı; hepsi hepsi kuru muhabbet ve muhabbetler sana doğruyuuuu...
bu kadar kanlı bu kadar vahşi bir olay üzerine yorum yapıyoruz farkında olan var mı? koloni fatihlerinin batı hindistan adalarına gidip yerliler arasındaki ilişkileri yorumlaması gibi, tutu ya da hutsi olamayacak kadar beyaz olanın anlattıkları gibi, kesinlikle ve kesinlikle yerde yatıp can çekişen kazazedeyi çekerken ambulansın gelmediği süreyi söyleyen haberci gibi. daha post modern, daha şarkiyatçı, bilemediğimiz kadar yırtıcı pençeleriyle.
iki konu var bu pençeleri bilerken egomun yüksek şahsiyetli panelisti, birincisi insanlığı gidişatı, sanki sona doğru giderken başa yaklaşıyoruz gibi. yamyamlığımızdan öğrenip ilkel güdülerimizle yürüyoruz, çiftleşme çağrısı olarak koku salıp rakiple boynuz vuruşturuyoruz. ikincisi başka, daha ciddi anlatılar var onun peşinde. post modernite'yi tartışıyoruz, iyi de her boka konan bu sinekçik sizce toplumsal yaşama, siyasete ve hatta cinayete dokunmuyor mudur? pek tabii ki. nedir siyasal postmodernite, el kaide'dir, bosnian sağolsun bir iki şey söylemiş biz ekleyelim, umutsuzluk çağının politikadan yoksun siyasal eylemciliğidir. nedir postmodernite, siyaset meydanlarında ya da mecliste hönkürdükten sonra el altından silah ticareti yapabilme hürriyetidir ve postmodernite bir kez kan dökümüne giderken topyekûn katliam yapabilme tercihidir.
bırakınız kandan midesi kalkanların temiz mendillerle şifa dağıttığı köşe yazıcıklarını, öldüren tarafta hissediniz kendinizi, hollywood'un 5 bin yıllık numarasından, özdeşleştirmeden sıyrılıp bu sefer kötü tarafı seçiniz, çok zekice değil midir plan? efendim, kürtçe bilen askerin duyduklarıyla olay açığa çıkmış, ne boktan tesadüf! oysa pkk'nın üzerine atılabilirdi pekala ve ülkemizin birlik ve beraberlik ortamına ihtiyaç duyduğu şu günlerde. cinli perili hikayeler bile bulunabilirdi, hollywood'tan esinli yerli sinemanın surelerle bezeli senaryo sayfaları çevirdiği bu günlerde, şimdi adresi belirsiz yerlere taşınanlar ve silah sıkanlar birlikte ağlayabilirdi, inanmıyor musunuz, münevver'i dört eliyle katleden toplumun döne döne katil aradığı bizim günlerimizde.
katil olanın gerçek tercihi tümünü yoketmek olmalıdır, aleti, suç mahallini ve tanıkları, katilin gerçeği suç ve cezadır ama raskolnikov'a kıyasla oldukça organize, katil denize bakarken öldürdüğünün gözlerini gören masum değil, kanı temizlemek için hünerle çalışan çalıştıkça taraflaşan koruma içgüdüsüdür. katil ermenileri kıyamla suçlayan, arap körfezini ateşe verendir ve katil biliyorsunuz artık, geride hiçbir şey, hiç kimse bırakmayandır, hoşgeldiniz cennetine sadece ticari ilişkilerin bok koktuğunu sanan saftorikler evreninin.

ayrıca bana böyle götten uydurup yazma hürriyeti tanıyan başta robbie fowler olmak üzere tüm laneth camiasına teşekkürü bir borç bilirim, robbie abi kimse okumayacak değil mi bunları?
yine de konuya ciddi ciddi sosyolojik bir yaklaşım için bkz: orhan miroğlu taraf gazetesi 13 mayıs 09