işbu yazıya bildik kalıplarla başlayasım gelmedi ve bunu dile getirmemle başlamamış da oldum ne iyi oldu. yani ne anlamı var kasmanın ve "efem ispanyol yönetmen pedro almodovar'ın son filmi kırık kucaklaşmalar bla bla" diye yazıya girmenin? bu aralar şablonlar çok canımı sıkmakta ve de pedro'dan fışkıran sempatiden midir nedir kendisinde bir kanka potansiyeli görmekte olduğumdan resmi bir ciddiyetle yazmak içimden gelmemekte.kanka pedro fikrini öylesine benimsemişim ki hani matador'daki haliyle pedro ve ben karşılıklı oturmuşuz da:

-ulan pedro saçların ne güzel dalgalı.sendeki saçlar bende de olaydı.
-aman dert ettiğin şeye bak kız senin saçı da yaparız.

diyalogu defalarca aramızda geçmiş ve pedro elinde bir deste bigudi saçlarıma girişmişçesine bir yakınlık duyuyorum. nedendir, bilmiyorum.bugünlerde pek iyi değilim zaten.ve de bu skimsonik girişten bir an evvel kurtulup filme gelmezsem daha kötüleşeceğim kesin.

pedro'nun alışılmış temalarından,bilhassa aşk ilişkilerinden vazgeçmediği bir film kırık kucaklaşmalar.aşk,filmlerindeki yerini genel olarak korusa da yaklaşımı değişkenlik gösterebiliyor yönetmenin.misal matador'da kirli saplantılar ve tutku aracılığıyla aşkı deşse de konuş onunla'da daha dramatik bir perspektif tutturan pedro,sinir krizinin eşiğindeki kadınlar'da kadın erkek ilişkilerinde mizahi yanı ağır basan bir yaklaşım benimsemişti.kırık kucaklaşmalar'da da dram ağırlığını hissettiriyor hissettirmesine ancak konuş onunla'daki saf ve yalın imalar yerini intikam,ihtiras,kıskançlıklarla örülü karmaşık bir ilişkiler sarmalına bırakıyor.hem ne sarmal ki pembe dizileri aratmayacak cinsten ve ne yazık ki o denli kof.öyle ki pembe dizi sicili ülke hemşirelerimin çoğunluğuna nispeten temiz sayılabilecek ben bile filmin akışına bırakmışken kendimi, "bak bu kesin ernesto'nun oğlu çıkacak.", "şimdi kadın oğluna babasının aslında harry olduğunu söyleyecek" şeklindeki tüm tahminlerimin hedefi vurması üzerine gülsem mi ağlasam mı bilemedim,sonunda pedro'nun eriyip gitmesinden korktuğum özgünlüğüne yas tutacağımız günlerin, yaklaşması olasılığını düşününce ağlamanın daha yerinde olacağında karar kıldım.lafın gelişi diyorum, elbette ağlamadım.pedro'yu görünce söylerim bir sonraki filmini çekerken benim yapıcı(!) eleştirilerimi göz önünde bulundurarak daha dikkatli olur,biter.

hikayenin oluşumunda melodram klişelerinin mevcudiyeti olumlama eğilimlerini doğmadan öldürmeye aday. aktris olmak isteyen sekreter lena, babasının hastalığının tedavisi için para gerekince patronunun metresi oluyor.başa konan devlet kuşu lena'ya oyunculuk yolunun kapılarını da aralıyor.bu vesileyle bir yasak,gizli aşk ve onun kuyruğuna taktığı şüphe ile kıskançlık hasıl oluyor.olayların gelişimiyle ihanet ve intikam hisleri de işin içine girince hani ara sıra yüzümüzü güldüren bir iki "pedro filmi imleriyle" karşılaşmasak filmi aşk-ı memnu ile ikame edebileceğimiz şeklindeki abartılı bir hayal kırıklığının ürünü biraz doğru biraz da yanlış bir düşünceye kapılabiliyoruz.nedir bu imler? filmde yönetmen mateo'nun çektiği kızlar ve valizler adlı filmin fena halde sinir krizinin eşiğindeki kadınlar'ı hatırlatması misal.(ki imdb tescilli olarak kızlar ve valizler'in sinir krizinin eşiğindeki kadınlardan temellendiğini gönül rahatlığıyla söyleyebilirim.)ya da yönetmenin kimi filmlerinde rahatlıkla gözlenen pedro usulü karışık kurgu ve canlı renk kullanımı... belirtmeden geçemeyeceğim ki, ernesto'nun lena'nın sessiz kamerayla çekilmiş itirafını izlediği sırada lena'nın odaya girip dudak okuyucusunu devre dışı bırakarak bizzat kendini seslendirdiği sahne ala olmuş. aferin pedro, gözümden kaçmadı.

pedro'nun önceki filmleriyle bağlantı kurduran tek detay film içindeki film değil.günümüz madrid'inde başlayan hikayenin flashbacklerle geçmişe uğramasıyla üstü örtülü gerçeklerin aydınlanması ,bilinmeyenlerin zamanla su yüzüne çıktığı diğer almodovar filmlerinden dönüş ve biraz da annem hakkında her şey'i anımsatıyor.filmografinin berisindeki filmleri hatırlamak da bu filmin onların yanında nasıl zayıf kaldığını,almodovar özgünlüğünden ne denli yoksun olduğunu belletmeye yetiyor.

netice itibariyle bana filmde "pedro'dan izler" gözleten pedro'ya yakışmamış bu film.konuş onunla gibi bir başyapıtı çekmiş bir yönetmene hiç yakışmamış.wong kar wai sevenlerden bir dostumun benim aşk pastam yani my blueberry nights için söylediğini ben de los abrazos rotos için söylemek istiyorum: "yok böyle bir filmi.çekmedi böyle bir film."

not: penelope'nin, pastel renk müptelası pedro'nun parmağı olduğunu düşündüğüm afişteki harikuladeliğine aldanmayın. filmde bu kadar güzel değil,bildiğiniz penelope işte.yani hangi kadın saçını böyle yapsa...

neyse.