onun dudaklarından dökülecek bir mısra benim için hayat demekti, döküldü öldüm!

lal, adı gibi güzel bir kızdı. hastanede tanıştığımız ilk günü hatırlıyorumda, ilk dikkatimi çeken ismiydi. üç harf tek hece, şiir gibiydi söylenişi, lal. onu gülümseyen gözlerin yüzünden mi sevdim yoksa adı yüzünden mi bilmiyorum ama ilk günden itibaren aramızda oluşan dostluk benim için vazgeçilmezdi. ikimiz farklı nedenlerle yolları kesişen iki yalnız kişiydik.

çalıştığımız ilde terör nedeniyle halkın onlara hizmet için gelmiş olsa bile yabancılara duyduğu öfke ve kuşkunun yol açtığı tepkili davranışları bizi birbirimize daha da yakınlaştırdı. aynı memleketli olmasak da yerli halktan olan çalışma arkadaşlarımızın taktığı isimle batılıydık. yüzelli kişi içinde iki kişi öyle yalnız ama bir o kadar da mutluyduk ki. her ikimizde kayıp kardeşimizi bulmuş gibi tüm vaktimizi bir arada geçiriyorduk. lal hastane lojmanında kalıyordu ama eşimin görevi nedeniyle evde olmadığı zamanlarda duyduğum korku nedeniyle çalışma saatlerinin dışında kalan tüm vaktini bizde geçiriyordu. birlikte yemekler yapıyor, geç saatlere kadar her ikimizinde özlemi olan denizden bahsediyor, kimi gün birlikte ağlıyor kimi gün kahkahalarla gülerek sabahlıyorduk.

iyisiyle kötüsüyle geçen iki yılın sonunda olan oldu. eşimin görevi nedeniyle izin alamadığı benim kızımla birlikte yaptığım yirmi günlük izin dönüşü lal'ın hareketlerindeki ilk değişiklikler ortaya çıkmaya başlamıştı. artık bize gelme konusunda eskisi kadar istekli değildi. her davet edişimde bir bahane buluyor ve bize gelmemek için elinden geleni yapıyordu. benim baskılarım karşısında dayanamayıp gelmeyi kabul ettiğinde yemeğin ardından hemen lojmana dönmek için mutlaka geçerli bir neden buluyordu. itirazsız gelmeyi kabul ettiği tek zaman dilimi eşimin evde olmadığı zamanlardı. hareketlerindeki bu değişiklik dikkatimi çekmişti ama ne olduğunu bir türlü anlayamıyordum. her ikimizinde nöbetçi olduğu o gece dayanamayıp sordum;

- lal, canım. sorun ne? ben izne gitmeden önce ne güzel tüm vaktimiz birlikte geçiyordu. sanki artık benden kaçıyorsun. bilmeyerek seni kıracak bir şey mi yaptım?

lal, gözlerimin içine uzun uzun baktı ve bir suçlu gibi başını önüne eğdi. saçlarının gizlediği gözyaşları yanaklarından süzülmeye başladı.

- senden kaçmıyorum nil. seni çok seviyorum ama artık o eve gelmek istemiyorum.

hiçbirşey anlamıyordum. bunu onada söyledim. sorun benimle ilgili değilse kiminle ilgiliydi? canım arkadaşım, kayıp kardeşim, vazgeçilmez dostum gözlerimin içine acı acı baktı uzun uzadıya. söylemek istediği birşey vardı ama tereddüt ettiği çok belliydi. omuzları sessiz hıçkırıklıklarıyla sarsılmaya başladığında kollarımı boynuna doladım.

- anlat, neler oluyor, seni bu kadar üzen şey ne?

hışmırıklıklarının arasında belli belirsiz dökülen üç kelimeyi anlamam uzun sürdü. " ben hiçbirşey yapmadım" diyordu ısrarla. "ben hiçbirşey yapmadım"

- biliyorum birtanem, sen hiçbirşey yapmadın. her ne olduysa bu senin suçun değildi ama anlatmazsan sana yardım edemem. lütfen anlat, söz veriyorum anlatacakların ne olursa olsun ben yanındayım.

lal, gözlerimin içine son birkez baktı ve cebinden bir kaset çıkartarak "al" dedi. kasetin olanlarla alakasını ve niye bana verdiğini anlamamıştım. "al ve dinle ama bana hiçbirşey sorma" diyerek kaseti elime tutuşturup nöbet odasından fırladı. ardından mı gitmeliydim yoksa elime tutuşturduğu kaseti mi dinlemeliydim bir an için karar veremedim. olduğum yerde mıhlanıp kalmıştım sanki. merakım kaseti dinlememi söylüyorken nedensiz bir korku duydum içimde. yinede merakım korkuma üstün geldi. elim nöbetlerde müzik dinlediğimiz kasetçalara istemsiz bir şekilde uzandı ve kaseti yerine yerleştirip play tuşuna bastı.

fonda love story çalıyordu ve birisi mırıltılar halinde şiir okuyordu. ses tanıdıktı ama kim olduğunu çıkartamıyordum. kalbim beynimden önce uyandı ve anladı olan biteni. kasetteki ses eşime aitti. ilk başta tanıyamayışımın nedeni ise eşimi daha önce hiç şiir okurken duymayışımdı. şiir benim için tutku olmasına rağmen eşim elimde ne zaman bir şiir kitabı görse verdiği tepki aynıydı; "bırak bu duygusal saçmalıkları. biz canımız burnumuzda hayat kavgası veriyoruz sen şiir okuyorsun peh!"

en sevdiğim beş şiirin ardından fon müziği kesildi. eşimin sesi şimdi daha net ve anlaşılırdı ama öpmeye kıyamadığım dudaklarından dökülen sözler yüreğimi kanattı.

-lal, aşkım. duygularımı yüzüne karşı söyleyecek cesaretim yok bu yüzden sana şiirlerle sesleniyorum. seni ilk gördüğüm andan itibaren aşkınla yaşıyorum. lütfen kalbimin sesini dinle ve aşkıma evet de. artık sensiz bir yaşamı düşünemiyorum.

yıllardır bana bir mısra okusa yoluna öleceğim eşim, aşk şiirleri okudu. gözlerim kör, kulaklarım sağır, dilim lal oldu.