açılım manyağı olduk hep birlikte, müptelasıyız anam, kopamıyoruz. siz mi hastasınız ben mi, bana mı açıyorsunuz lan, kimin neyini açıyorsanız, bir işinize gücünüze mümkünse.

bakınız, radikal'in internet sitesinde 12 haber başlığı bulunuyor, fotoğraflı. bunların dördünün açılım hadisesine ayrılması düşündürücü değilse nedir?
- 155 açılımı (mardin polisinin 155 hattında kürtçe destek bulundurması)
- futbol açılımı (fenerbahçe diyarbakırspor maçındaki ercişli gfb'liler hadisesi)
- marş açılımı (ordu'nun bilmemhangi bandosunun şivan perwer'den alınmış parçayı çalması)
- aşk açılımı (bayramiç'e kaçan urfalı kızı sevdiğiyle kavuşturan kaymakam)

nasıl bir memleketse arkadaş, bir bok bulunca sündürmeden edemiyor mu, yoksa "kürt" sözcüğüne karşı bilinçaltında yatan bir tepki mi, yoksa sindirilemeyecek lokma yenildi de şimdi kusuluyor mu? belki hepbiri.

yapılmasın bu memlekette açılım falan çok rica ediyorum, kürtlerin kart kurt sesinden ekolanıp üreyen türkler olduğu söylensin, ben kendimi daha iyi hissedeceğim. insanlara bok yedirildi ey paşam, senin kırmızı çizgilerin var da onların yok muydu, benim de var, açmayın daha bir şey.

bizim 30 yıldır kurduğumuz cümleleri alıp grup toplantısında hamasi nutuklar atan başbakan; kusura bakma da sende o göt yok yavrum!
o nutuklara ağlayan pek sayın vekil; bu işler yapılırken siz mozambik'te mi yaşıyordunuz?
muhalefet partisi liderleri; nasıl da oltaya geldiniz ama!
kürt kardeşim; ben senin ayrılma hakkını tanıdığım için sana kardeşim deme cüretini gösteriyorum, aldanma kimseye.

ha mevzu gire gire tkp'nin götüne girdi o ayrı, langır lungur atlayıp şoven bir histeriyle memleketi böldürtmeme yeminleri ettiler, hey yavrum hey, perinçek huyları bunlar, buluttan nem kapmalar.

bu arada bilmiyorum farkında mısınız, ordusuyla siyasetiyle bu memleket çürümüştür, açarsanız cerahat akar, aman derim.
bu işin ihalesi tkp'ye (sip) girdi demiştim ya onu geri alıyorum, ihale dtp'de patlamıştır.

evvelinden kürt ezilmişliği ile yakınlık değilse bile empati kurabilen beyaz aydıncık bir süreden beri mars'ta maden aradığı için şimdidaha acayip havalara girmiştir. ne kadar iz var atı, iti, otu karıştırıp ortaya sevimli bulamaçlar yapmaktadır. ve 90ların ortasında başlayan büyük kürt göçü veyahut kürt istilasının sonuçlarını göstermeye başladığı 2000li yıllardan bu yana kürtlere giderek daha fazla öfke duyan aydın, akp'nin müthiş manevrasıyla doğru safa çekilmiştir. düne kadar "dtp, pkk'ye küfür etmeden" diyenlere akil şekilde bunun anlamsızlığını anlatan liberal ve/veya cumhuriyetçi aydın, şu gün her nasılsa dtp'ye elmayı koparmasını teklif etmektedir. iyi de anacım nerede bu cennet vatanın elması bir de onu bilsek.

1- dtp, pkk'ye ve öcalan'a karşı açık tutum almadıkça samimi değil derler. birincisi asıl samimiyet tam da tutum almaması, farkında mısınız bilmiyorum bunlar aynı çizginin örgütlenmeleri, komik olmayalım. ikincisi siyasetin samimiyet içermesi gerektiği tezi 2300 yıl önce platon zamanında ortadan kalktı, haberiniz yok ya da bizi zikiyorsunuz.

2- dtp, operasyonları bahane etmemeli silahsızlanma çağrısı yapmalı, oldu yavrucum, istersen örgütü topyekun düzenli orduya katsınlar. silahı elindeki koz olarak tutmayan bir hareket ne işe yarar? o da bir yana, şu pkk silahlı saldırılar organize etmiyor, aksine son iki haftanın bütün çatışmaları arama tarama faaliyeti sırasında gerçekleşiyor. ayrıca son haftalarda doğrudan dtp'ye ya da dtp gençliğine düzenlenen operasyonlar da mı durmasın, kesk basıldı yahu daha iki ay önce.

3- pkk liderlerinin şahsi durumları konusunda yaptığınız her yorum saçmadır, zira ne dağdasınız, ne kandilde, ne tanırsınız ne görürsünüz. "pkk liderliği yozlaşmıştır", olabilir mahsum korkmaz gibisi artık kalmamış bile olabilir, fakat bunun kürt sorunuyla ilgili yönü çok çok marjinden geçmektedir.

4- ulusal sorunlar, çağımızda istisnaidirler, zira burjuva devrimi ağır aksak da olsa enternasyonal olarak tamamlanmış ve aksadığı yerler dışında bu konudaki sorunları kendisine yakışan şekilde yani yarım yamalak çözmüştür. bu kapsamda bask ayrı kalmak üzere avrupa'nın ayda 6-7 bin euro kazanıp fonlardan daha fazla destek için özerklik isteyen, toplam nüfusu esenler'deki kürt nüfusunun beşte biri kadar olan kasabalarıyla karıştırılmayacak kadar özgün, karmaşık ve ciddi bir sorundur kürt sorunu veya genel anlamıyla ulusal sorun. ne italya'nın ayrılıkçıları, ne belçika'dakiler ne de teksas milliyetçileri ile yan yana koyulacak bir şey yok burada. başımızdan kıçımızdan uydurmayalım.

5- dtp, son dönemde sola karşı düşmanca davranıyor, daha önce yaptıklarının dozajını giderek arttırmakta ve sol yayınlara zorbalıkla sansür uygulama noktasına varmakta. ama buna bakarak ulusal sorun üzerine genel tutum belirleyecek kadar dangalak değiliz.

6- o orada kürtçe konuşmuş, o ağlamış bilmemne... karşılığı olabilecek (olabilecek sadece) ve tutarlı yegane kürt açılımı ayrılma hakkı dahil bütün hakların tanınmasıdır. bitti.

7- namaz kılmayla ya da dinsel temalarla ne ilgisi olabilir ulusal sorunun. iralılar koyu katolik, filistindekilerin durumu belli, şeyh sait ayaklanması bal gibi de bir ulusal kurtuluş mücadelesi, ama sen kalk buradan damgala. ama doğrudur, zaten budistlerde de doğal maoculuk eğilimi var.
fevkalade. resmi ideolojinin yön değiştirdiği, resmi ağızların artık içi boşlaştırılmış demokrasi ve özgürlük martavallarını okumaktan vazgeçtiğinin resmidir bu açılım. kürt açılımı olarak anılması gayet normal: etnisiteye bağlı zulme maruz kaldığına inanan toplulukların nüfusça en yoğununun kürtler olduğu ortada. açılım denmesinin sebebi de, bugüne dek bırakın tartışmaya açılmayı, tamamiyle yok sayılan bir konu oldu bu. 12 eylül sonrası diyarbakır cezaevi'nde, sonraları güneydoğu'daki köylerde, daha sonra jitem'in kontrolsüz gücü altındaki yörelerde neler yaşandığı herkesin az çok bildiği ve fakat dillendirmediği gerçeklerden oluşan bir örgü. bu yüzden bu kapalılığı kıran girişimin adı da açılım olacak elbette.

terör denen olgu her zaman her yerde aynı sebeplerle doğmaz, aynı şekilde yürümez ve sonucunda aynı yerlere varılmaz. her toplumun, her devletin ister istemez kendi politikasına uygun bir terör tanımı vardır, olacaktır. uluslararası terör denen şey ise, devletlerüstü tehditlerin söz konusu olduğu durumlarda tanımlanmaktadır. türkiye'de terör dendiğinde ilkokul çağından ölüm döşeğindeki ihtiyarına kadar herkesin aklında beliren örgüt pkk'dır. pkk, ayrılıkçı bir terör örgütüdür ve misyonu kendince 'kürt halkının kendi kaderini tayin hakkı bulunduğu ve bu uğurda evvelce sahip olduğu ancak şu an işgal altında bulunan kürdistan topraklarını yeniden ele geçirerek bağımsız bir kürt devletinin kurulması gerektiği' yönündedir.

kürt kökenli türkiye cumhuriyeti vatandaşlığı'na gelelim. anayasa uyarınca vatandaşlık bağı ile türkiye cumhuriyeti'ne tabi olan ugandalı ile kürt arasında hiçbir fark yok. fark, ugandalı vatandaşların sözcüsü ve öncüsü olduğunu ve bölünerek çoğalmak istediğini ileri süren bir örgütün olmayışından kaynaklanıyor.

her pkk yandaşı bağımsız bir kürdistanı emeller; peki her kürt vatandaşı bağımsız bir kürdistan'ı emellemekte midir? bu sorunun cevabını, henüz insanların beynini okumamızı sağlayacak bir teknolojiye sahip olmadığımızdan kesinlikle bulamıyoruz. bu yüzden ifadeler üzerinden yorumlama metoduyla bir yerlere varmaya çalışacağız. bazı insanlar kürt olduklarını ancak bağımsız bir kürdistan kurulmasını istemediklerini, türkiye cumhuriyeti kurulduğunda kendi dedelerinin de düşmanı yurttan atmak için çarpıştıklarını ve dolayısıyla elbirliği halinde bu vatan üzerinde bir mülkiyet hakları bulunduğunu ancak bunun hiçbir surette bölünemeyeceğini ileri sürmektedir; ki kanımca çok yerinde bir tespit ve istek bu. zira konu gelip de toprak üzerindeki mülkiyet iddialarına dayanacaksa; hangi toprağın kimin dedesinin kanı ile sulandığını tespit etmek ne yazık ki mümkün değil. bugün için konuşursak, zamanıevvelinde dökülen kanlarla yo(ğ)rulmuş olan toprağa ne taraftan ve kimin olursa olsun dökülen yeni kanların devletin ismini ve cismini değiştirmeye yetmeyeceği, her yandan mütemadiyen 'insan'ların ölmeye devam edeceği açıkça belli iken bu savaş kültürünü sürdüren her türlü eylem ve söylemin karşısında durmak insanlık görevi. ulan ne uzun cümleler bunlar: kısacası nazım'ın dediği gibi,

yaşamak
bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi
kardeşçesine
kürt-türk ayrıştırma projesi diyorum ben buna.

zaten zamanından beri devlete yabancılaştırılmış kürt halkını şimdi hem devlete daha fazla, hem de diğer etnilere yabancılaştırıyorlar. siyaset kulisleri ne diyor bilemem ama sokaktan takip ettiğim kadarıyla olan biten bu.

insanlardan "ulan ne kürtmüş be, açılamadı gitti" nidaları yükselmeye başlayınca, olay daha da anlaşılacaktır eminim.

daha açılımın adını koyamayan bir hükümetimiz var. kürt açılımı mı? terör açılımı mı? demokratik açılım mı? bugün boşbakan bir açıklama yapmış, "dağda olaya karışmayanı karışıandan ayrı tutacaz gibisinden. yani, terör örgütüne yönelik bir açılım planlıyor (mu).

baykal ve erdoğan zaten liseli aşıklar gibi mektuplaşarak yeterince geriyor bu milleti. ne kadar acınası -komik bir vaziyetteyiz değil mi... hükümet ve muhalefet oturup konuşamıyor bile. ondan sonra memlekette kutuplaşma var... neden acep?! klavuzu karga olanın hesabı sanırım. osuran imam ve cemaati de olabilir.

neyse ben kendi açılımı mı açıklıyorum. belki tayyiplen baykalgil okur da feyz alırlar.

ilk başta açılım yapacağımız yörenin halkına ses vermek gerekir. abdo'ya soruyorum; "kürtçe üniversite istenn mi" diye , gardaş hele bi sttir git cevabını veriyor gayet ciddi bir şekilde. daha sonra konuştukça anlıyorum abdo ve diğerlerinin gerçek ihtiyaçlarını ve açılım beklentilerini.

"herşeyin başı eğitimdir" diyor muhtar. türkçe değil, kürtçe değil, asıl mesele insandan cehaleti alacak düzgün bir eğitim sistemi. bu olduktan sonra gerisi o kadar da mühim değil. ilkokulu bitirip hala okuma yazma bilmeyen var köyde. ya da okumayı sökünce cehalet gider mi gardaş diye ekliyor. buralara üniversite yaptılar, taş binaları diktiler okul niyetine. allah razı olsun büyüklerimiz düşünmüş yapmış, lakin benim çocuk bu okulda okusa ne, okumasa ne! okul bitince sanki iş mi verecekler oğlana? çoban vardı ya birinci oldmuştu sınavlarda. ne olacak o çocuk ve onun gibiler? okul bitince çoğu gelip hayvan gütmeye devam edecekler.

"benim oğlan da işletme okudu, ama ben ona bir işletme açamayınca kaldı ortada, işsiz şimdi. kahvede yardım ediyor bana" diyerek araya girdi kahvenin sahibi rüstem dayı.

"peki" diyorum bu terör belası nedir abiler, bütün bunların sebebi bu değil mi? bizim ordan bakınca terör yüzünden gelişemediği görülüyor bu tarafların." (?)

sımayli feys oluyor kahvedekiler. "acaba" diyor manidar bir şekilde genç bir delikanlı. terör bu yüzden olmuş olmasın? bakışıyoruz bi an. ekliyor "tavuk mu yumurta mı hesabına döner bu iş.

örgüt diyor ki " biz sizin için varız, falanca haklarınız için dağdayız ve devletten bunları alana kadar savaşı devam ettireceğiz." devlet ne diyor... " bunlar terörist, dış mihrakların etkisiyle memleketi bölmeye çalişiyorlar, uyuşturucu taciri bunlar, rant peşindeler ve sair.."

devlet madem diyor bunlar yalancı, çalışsın o zaman. örgütün öne sürdüğü bahaneleri ortadan kaldırsın. eğitim getirsin, yatırım getirsin, göçü durdursun. insanları eğitsin, yetiştirsin, çalıştırsın, imkan yaratsın. açılım açılım diyorlar, kürtçe-türkçe mevzuunda takılıyor olay. bu konu adamların belkide en son derdi. orda insanlar aç-işsiz-doktorsuz-eğitimsiz-susuz-yolsuz-elektiriksiz-ilgisiz. ne bekleniyor bu insanlardan bütün bunlara rağmen gözü kapalı devletin her icraatına destek vermeleri mi? bu insanların diğerlerinden yani bizden farkı ne? urfay'ı şanlı , antep'i gazi yapan bunlar değil mi? en az senin-benim kadar vatansever olduklarını ispat için daha ne gerek?

demokratik açılım ifadesi de komik geliyor bana. demokrasi yani çoğunluğun seçimi. bakıyoruz bölgeye partinin biri tulum atmış heryerde. lakin bu parti meclise geldiğinde ne eli sıkılıyor, ne randevu veriliyor, ne de kürt açılımında söz hakkı tanınıyor. tamam dtp örgüt bağlantılı, öğğk , kaka bir parti olabilir, ama açılım yapacağın halk o adamları gönderiyor sana temsil için. temsil hakları elinden alınıyor ama bu partililerin.
madem bu adamlar kötü-kaka bunu halkın önünde sen göster, yap açılımını, çağır bunları da anlat, eğer derlerse yine bunları istemeyiz ille de kürtçe üniversite ya da özerklik falan isteriz
diye o zaman halk bunların notunu verir, temsil hakkını elinden alır. ama demokrasi var diyeceksin, açılımın adına demokrasi diyeceksin, halkın temsilcisini muhatap almayacaksın... adama gülerler...

açılımda kim muhatap alınmalı, kim muhatap alınmamalı meselesi var ortada. biri diyorki konunun asıl muhatabı bizleriz, diğeri diyorki memleketi bölmeyin, öbürü ip atıyor as bunları kurtul diye, baştakiler ise ortada kalmış bir şekilde henüz kimseyi muhatap almadan aralarında fısıldaşarak bu açılımı planlama aşamasındalar. ha mektuplaşma hariç tabi...

baykal, kendi partisinin evvelden hazıradığı kürt raporunun içeriğini unutmuş olsa gerek. yoksa demezdi bunlar bölücü, hükümet vatan sattı diye.

hükümet hala daha kiminle muhatap olacağını araştırıyor. bu kadar saçmalık insanın gözüne baka baka yapılmaz ama. ulan hazırla açılımını, çık meclis kürsüsüne, yap delikanlı gibi konuşmanı, açıklamanı. madem en cesur hamle bu şimdiye kadar yapılan, sonunu da getir aslanım, mektupla, kamerasız odada oolmaz bu iş. oy kaybetme kaygın var ise zaten sen memleket yönetmeye layık değilsin. kendin için değil, memleket için bunu yapıyorsan değil dtp, apoyla bile muhatap olmana ses etmem ben kendi adıma. 30 yıldır muhatap olmadık ta noldu 50.000 askerimiz şehit, sayısız sivil kayıp, bilanço böyşle bir şey değil mi?

tabi bir de maddi boyutu var olayın. kaç defa yeniden kurulurdu o şehirler o giden paralarla. ama tabi, silah ve savunma ihalelerinden gelen rant var ortada. terör bittiğinde bitecek bu harcamalar ve birilerinin musluğu kesilecek. kim mi o birileri... öyle vadide anlatılan gibi abd-israil değil millet! apoletli , kravatlı vatan evlatları(!) bunlar.

bu ülkede böyle bir konuda açılım yapmak (çok afedersin) göt ister. oy kaygısı, maddi kaygılar, koltuk sevdası adamı yer bitirir, açılıma ayıracak popo kenarı bile kalmaz adamda.

umudum var ama...

bir gün bu açılım naneleri gerçek olacak. ben değil, oğlum değil ama belki onun çocuğu, mezun olduğunda işi hazır olan bir üniversitede okuyacak, belki türbanıyla belki sakalıyla, belki kürtçe belki türkçe. düşüncenin suç sayılmadığı, insanların gerçekten insan muamelesi gördüğü bir ülke olacak bu topraklarda. ve o ülkeyi yönetenler , koltuklarını korumak için değil halkı için çalışacaklar. ordumuz yine güçlü olacak ama isteyeni-istemeyeni zorla gençliğinin baharında silah altına almayacak, ölüme göndermeyecek 2 aylık yalandan eğitim verip. sağlık sistemimiz dört dörtlük olacak. parası olmadığı için insanlar hastane kapılarından dönmeyecek, içerde senet imzalamayacak. 18 lirası yok diye hastaneye kayıt yaptıramadığı için dönüş yolunda ölmeyecek. cebinde parası yok diye, ambulans vatandaşın ayağına gitmemezlik etmeyecek. asgari ücret bir ev kirasından daha fazla olacak. işçiler yaşayabilecek, geçinebilecek, ailesinin ihtiyaçlarını görebilecek kadar kazanacak.

ve sair.....

''kürt açılımı'' denen nane bu savaşı bitirir mi bilmiyorum. bu savaş bitmeli midir, bitecekse böyle mi bitmelidir onu hiç bilmiyorum. tabi, illaki vardır benim de söyleyecek üç beş cümlem, önerecek üç beş önerim. ama daha kendi kafam net değilken sizin kafanızı netleştirmeye çalışmam, en hafif ifade ile çok bilmişlik olur.!:bu ''en hafif ifade ile'' kalıbını da oldum olası sevmişimdir:! o yüzden bildiğim şeylerden bahsedelim.

deniliyor ki: bu açılım ülkemizi bölünmeye götürecekmiş. kardeş kavgasına yol açacakmış. sokaklarda birbirlerini öldürecekmiş türkler ve kürtler. türkiye, bizim güzel ülkemiz, yugoslavya olacakmış. teröre taviz vermekmiş bu açılım.

o iş nasıl olacak gerçekten merak ediyorum. yani, bu iki halk nasıl daha fazla bölünecek. bu açılım kürtlerin bağımsızlık arzularını nasıl daha fazla kışkırtacak.

bir ayrışmadan söz edebilmemiz için, öncelikle bozulma tehlikesi doğan bir birlikten söz edebilmemiz gerekir sanırım. söz konusu ayrışma halkların ayrışması olduğuna göre de, halkların gönüllü bir birlikteliğinden söz edebilmeliyiz ayrışmadan söz etmeden önce. peki, var mıdır böyle bir birliktelik. türk ve kürt halkının geçek anlamda birlikte yaşama arzusu içinde olduklarına dair işaretler nelerdir? kürtler, devlete karşı bir güven duygusu içinde midirler ki, onların devlete daha fazla düşman olmasından korkuyoruz?

hayatım boyunca karşılaştığım türklerin çok büyük bir çoğunluğu, marksistler hariç, kürtlerin en hafif ifade ile*(*bak yine kullandım) potansiyel terörist olduğuna inanıyordu. ve bunların yine büyük bir kısmı mhp'li, bbp'li, atsızcı falan da değildi. sıradan, apolitik türklerdi. çoğu üniversite görmüş, az çok mürekkep yalamış tiplerdi. tabi, benim hayatımdaki insanların çoğunluğunun düşüncesini siz ne kadar veri kabul edersiniz bilmiyorum. benim içinse, şimdilik, kabul edilebilir istatistik değeri taşıyor gözlemlerim. türk toplumunun küçümsenemeyecek çoğunluğu kürtlere potansiyel katil gözü ile bakarken, bu açılım onların şoven duygularını nasıl daha kötü hale getirecek bilmiyorum.

tersten baktığımızda da durum pek farklı değil. tc'nin terör örgütü kabul ettiği pkk'nın mücadelesini meşru kabul eden dtp, diyarbakır'da % 80 oy alıyorsa, kürt halkının gözünden baktığımızda da bir birlik söz konusu değil demektir.

herşeyi bir tarafa bırakın; bu ülke, çok değil daha bir on yıl önce kelimenin ilk anlamı ile iç savaş yaşadı. ve bu savaşta otuz binin üzerinde insan öldü, hangi birlik tehlikede beyler.

teröre taviz veriyormuşuz!!!

verelim bakalım, ne olacak. otuz yıldır savaşıyoruz, bir yıl da taviz verelim. baktık olmuyor, gene devam ederiz savaşmaya. savaş oyuncaklarımızı elimizden alan mı var? üç beş gerillayı botaş kuyusunda eritmedik diye ülke bölünecek değil ya. (bir yandan barıştan bahsederken, diğer yandan bomba yağdırıyoruz kuzey ırak'a. pkk'nın avrupa örgütlenmelerine saldırıyoruz. dtp'ye legal alanı dar ediyoruz. taş atan çocuklara yıllarca hapis cezası veriyoruz. nasıl bir tavizse bu?)

e, türk şovenizmi tehlikeli boyutlara gelir ve etnik çatışmalara yol açarsa?

bunun sorumlusu karşı tarafı dinlemeye bile tahammul edemeyen türk şovenizminin liderlerinden başkası olmaz. bu konudaki rahatsızlığınızı, iflas ettiği ortada olan statükoyu hala savunanlara söyleyeceksiniz.

yukarıda da dediğim gibi, bu savaş biter mi, bitecekse böyle mi bitmelidir bilmiyorum. ama açılım denen nanenin ülkeyi daha fazla bölünmeye götürmeyeceğini biliyorum. pkk gerillalarını yüzbinlerce kürt kahraman gibi karşılıyorsa, bu ülkenin zihinlerde çoktan bölündüğünü görebiliyorum. ve bu durumun sorumlusunun, ne akp, ne dtp, ve hatta ne de pkk olmadığını da biliyorum.

uzun sözün kısası içinde bulunduğumuz çukur o kadar boktan ki*(*afedersiniz), daha kötü olamaz. daha kötüsü olsa olsa araya sınır çekmektir. evlinin evine, köylünün köyüne gitmesidir. bunun da iyi mi, yoksa kötü mü olacağını sabaha kadar tartışırız.

............................................................................................................
..............................

aslına bakarsanız bütüüüüün bu sorunların çözümü bir tek kavramda gizli: ulusların kendi kaderini tayin hakkı. kesin kes ayrılma demiyorum bakın, ayrılma hakkı diyorum. şovenist gömleklerimizi askıya assak, sorsak sonra kürtlere, desek ki: ''kardeşim, ben sizin bütün haklarınıza saygı duyuyorum. ana dilde eğitim hakkınızdan ayrılma hakkınıza kadar. ben, yola sizinle birlikte devam etmekten memnuniyet duyarım. ama tabi son karar sizin. şimdi söyleyin: yola benimle birlikte eşit bir şekilde devam etmek ister misiniz, yoksa ayrılmak mı istersiniz?''. ve kürtlerin kararı ne olursa olsun saygı duysak, kabul etsek... çok mu zor acep?
dtp kapatıldı, en azından şimdilik öyle görünüyor.

sebep? vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne yönelen tehditlerin odağı olmuş; zaten otuz yıldır kardeş kardeş yaşıyoruz ya anasını satayım; her şeyi dtp karıştırdı ya; dtp'den önce ne sokak çatışması oluyordu, ne de gerillalar tsk'yı vuruyordu ya; dtp'yi kapattık, ve her şey yeniden normale döndü. gerçekleri görmezden gelmek için kafanızı daha derine sokmanız gerekebilir, sizi gidi deve kuşçukları.

nasıl bir mantık, dtp'nin sebep değil sonuç olduğunu anlayamaz; hadi, pkk'nın sizin asimilasyon politikalarınızın sonucu olduğunu kabul etmiyorsunuz; anlayabiliyorum, size göre tek suçlu pkk; ama, dtp'nin sizin pkk ile yürüttüğünüz saplantılı savaşın sonucu olduğunu anlayamayacak kadar mı saplandınız şovenizme.

bundan iki yıl kadar önce, ahmet türk şöyle demişti yaklaşık olarak:

''evet, şu an biz, mecliste siyaset yapmak istiyoruz. ama, dağda da, zindanda da, yer altında da daha önce siyaset yaptık. ve gerekirse yine yaparız. lütfen, bizi meclis dışında siyaset yapmak zorunda bırakmayın.''

kürt hareketi ne kaybetti, ne kaybeder, hiç bir şey. hadep olur, dehap olur, dtp olur; değişen isim olur, yasal bir partiden bile mahrum kalmazlar. üç beş milletvekili kaybederler, bir dahaki seçime dahafazlasını yollarlar meclise, tabi hala meclisten bir umutları varsa. peki ya türkiye ne kazandı? düşünüyorum, düşünüyorum, ve hiçbir şey bulamıyorum. devlet, milli nizam'ı kapattı, milli selamet geldi; o kapatıldı, milli görüş hem refah partisi ile, hem de iktidarla birlikte geri döndü. 28 şubatı yaptılar, milli görüş bölünmeseydi eğer 2001 seçimlerinden zaferle çıkan akp olmazdı. yani devletin hiç bir şey kazanmadığı ortada. peki ya ne var devletin elinde: otuz yıldır ilk kez hayal dünyasından inip bir ihtimal haline gelen ve aptalca saplantılar yüzünden kaçırılan barış; tc'ye olan güvenini*(*eğer vardı ise böyle bir şey) tamamen kaybetmiş bir halk*(*kürt halkı); esnafından memuruna ağzınan salyalar akan kurt adamlara dönüşmüş bir başka halk*(*türk halkı). ne güzel değil mi?

ey devlet bahçeli, artık rahat uyuyabilirsin; barışın uykularını kaçırmasına gerek yok, ''ben/biz/mhp savaştan başka şeyden anlamayız, barış olursa ne halt ederiz.'' diye düşünmene gerek yok. savaş devam ediyor.

ey baykal, kemalistler bir kez daha en iyi yaptıkları şeyi yaptılar: çok yönlü toplumsal bir sorunu, yasaklara bağışıklık kazanmış bir sorunu, yasaklamalarla çözmeyi denediler. bunda senin de payın büyük, tebrikler.

ey tsk; demokrasiye dört kez fiilen, defalarca da el altından müdahale etmiş ordu! kırmızı çizgilerin korundu, mutlu musun?

zorba, savaş lobisinden bahsediyordun geçen gün, yukarıdakilerden daha iyi savaş lobisi mi olur. yukarıdakilerden daha fazla savaştan beslenen mi var?

son sözüm sana akp; kabahat sende değil, senin demokratlığınla kuyuya inende. kusura bakma ama, ben senin yapacağın açılımın içine edeyim. yeniden milli görüşçü olsanıza siz, valla daha çok sevecem sizi o zaman. en azından o işi kıvırabiliyordunuz, milli görüş gömleği daha mı yakışıyordu ne? demokratlık gömleği ise, bir beden büyük geldi size. ''açılım devam ediyor.'' ciddi misin?

son kez soruyorum baylar bayanlar; dtp'nin kapatılmasının bu ülkeye ne faydası oldu. adam gibi, kendi içinde tutarlı bir tek yanıt verebilenin alnından öpeceğim.
ağlak konuşmalarla başlayan sözde açılım (bayıldım bu tabire hep kullanalım) abd gezisi öncesi paçalardan akmayı da içine alan seviyesiz tespitlerle sona ermiştir. tokat'ı karıştırmayın, silahlı bir örgütün dağlarda o keleşleri kulak karıştırmak için taşımadığını biliyorsunuzdur veya ateşkeslerin rehaveti içinde savaşın soğuk ve korkunç yüzünü unutmamışsınızdır.
kürt sorunu iki yolla çözülür:
a- tc kürtlerin kökünü kazır, türkiye, ırak, iran, almanya, kenya, japonya veya kandaya yayılmış tek bir kürt genini sağ komaz.
b- kürtler ayrılma haklarını elde ederler.

o zamana kadar dtp'yi kapatmışsın ne kapatmamışsın ne, buyur bakalım diyarbakır, istanbul, hakkari sokaklarını kapatmaya kalk, o vakit görürüz o paçalardan damlayanları...

ek:
tokat konusunu konuşurken birine yazdım taze taze tezlerim:

hpg'nin yahut pkk'nin devrimci olmadığının göstergesi ne idüğü belirsiz "barış"a yönelik adımlar atıldığında eylem yapması mıdır?
ayrıca nedir bu barışa yönelik adımlar:
1- başbakan iki tane ağlak konuşma yapmıştır.
2- kürtçe konusunda zaten kazanılmış ve fiilen kullanılan hakların resmiyete kavuşturulması gündeme alınmıştır, dikkat sadece gündeme alınmıştır.
3- sonra başbakan dönüp başka salvolar savurmuştur, bırakınız diğer öküzane söylemleri şu son paçalarından akıyor söylemi bile şiddet ile yanıtlanabilecek kadar dokunaklıdır.
4- şehir eylemlerine "açılım ruhuyla" hunharca saldırılmış, hatta bir öğrenci katledilmiştir. buna silopide başı ezilerek öldürülen insanı ya da diğerlerini eklemiyorum bile.
5- açılım budur, bu açılımın en güzel ayağı ise izmirde ya da başka yerlerde bir kez daha sivillerin siviller tarafından saldırıyauğramasıdır.
6- şimdi sanki devlet ya da düzen kanalları bunları yapmıyormuş gibi yükselecek faşist dalgadan pkk'yi sorumlu tutma çabası da nedir? provakasyonmuş falan filan, öyle ya da böyle bu pkk'nin ilk silahlı eylemi olmadığı gibi kuruluş manifestosuna uyduğu sürece son eylemi de olmayacaktır. buna anlam verme çabası ise çok tuhaf bir korkaklık ifadesi olabilir, faşizm yükselecekmiş, alçalmış mıydı ki? borsa mı sanki bu...
7- filistinde abbas ne zaman barış yalakalığına başlasa ve içinde gazzede olmak üzere filistin topraklarının pazarlığına girişse hamas bir iki intihar eylemi yapıyor, provakasyon mu belki belki sadece silahlarla siyasete dahil olma durumu.
8- eylemi uygun bulup bulmamak başka şey, bunun bir parçası olmadığınız halde kendi durumunuz üzerinden eleştiri getirmeniz başka şey. ne hpg'nin devrimciliğinin kanıtları ne de faşizmin yükselme sebepleri burada aranamaz.
serap ölmüş, cenazesine ceylan'ı göndermiş birileri. kötü niyet yok diyenler var. tanrı değilim ki amele değil niyete bakayım. tarafların sembolü haline getirmişler, "kavga"nın kurbanlarını. kurban işe yaramamış. yaradığı nerde görülmüş.

***
dtp kapatılmış. hak mıdır hukuk mudur tartışılıyor. hukuka söveyim hak günah yazmasın da, hepsi aynı çıkmaza hizmet etmedi mi gözüm, kör olmayasın...

- al birini vur ötekine.
- "vur" dedi faşist!

***
öyle başlıklar dönmüş ki öyle yerlerde, buradan geçirmeye utanırım. ben ki küfürbazım, ağzım ki tamiri yok. o kadar terbiyesizsin ki çok mazbut kaldım yanında. yok mu bi de o sapık düşüncelerini yazık meselelerimize dahi sokman. buralar zaten kan revan. becermenin her türünü düşledi, düşlüyor bu iki gözü dönmüş taraf da zaten. senin şeyin bu davadan eksik kalsın, sokacak elli milyon şey icat etti bu zihniyet, o kadar doldurulduk ki artık dokunan olmadan da boşalıyoruz.

***
sen bunlara prim verme kardeşim, bizi bugün ırkımızdan ayırmaya çalışmasalar, başka bi tarafımızdan ayırmaya çalışırlardı. türk ile kürt olmasak sağcı ile solcu olurduk, dinci ile laik olurduk, ip ile kuşak sk ile tşak olurduk hemşerim, bir şey olurduk mutlaka... senin baban, benim oğlum, onun kanı, bunun ruhu, karışmışız birbirimize, nereye ayrılıyorsun. nerenden ayrılıyorsun. neremden ayrılsan bir parçam sende kalır, bir parçan bende kalır, ne türklüğünde meymenet kalır ne kürtlüğünde.

***(*bir ishak'sın bir cemil)
"çünkü akıllı adamdır. biliyor ki idam yanlıştır. şimdi ben birini vurdum, mahkeme de beni vursa, lazım biri de mahkemeyi vursun: e, kan davası da böyledir..."
bir arkadaşım vardı üniversitede, diyarbakırlı, tanıdığım en eğlenceli karakterlerden birisiydi. ama aynı zamanda en sağlam duruşlular sırasında da başa oynardı tanıdıklarım içinde. (eğer denk geldi de okuyorsa selam olsun) bir gün sordum ona: ''yahu, sen okuyan eden bir adamsın. üstüne üstlük, ben türkçe öğretmeni olacağım lafta, sen dilbilgisi kurallarını falan da benden daha iyi biliyorsun. o zaman, neden senin konuşman ben kürdüm diye bağırıyor.'' ''istendik bir davranış değil'' demişti, ''türkçeyi dokuz yaşında öğrenince böyle oluyor''. ''nasıl yani'' demiştim şaşkınlıkla, ''dokuz yaşında tahminen ilk okul üçte falan olursun, üçüncü sınıfa kadar okuma yazma öğrenmedin mi?'' gülmüştü, ve şöyle demişti: ''hoca tahtaya a yazıp aaaa diyordu, ben de bağırıyordum hoca ile birlikte aaa diye. öyle öyle öğrendim okumayı birinci sınıfta. hatta, beni okuma yarışmasına soktular. elime bir metin verdiler, okudum. sonra elime bir kitap tutuşturdular, yarışmanın birincisine verilecek hediyeymiş, birinci gelmişim okuma yarışmasında. ama işin komik tarafı şu: ben okuduğum metnin tek kelimesini bile anlamamıştım''

yaşayan türk lehçeleri diye bir ders gösterdiler bize fakültede, bu dersin bir de milliyetçi hocası vardı. dersin birisinde, orta asya türklerinden bahsetmeye başladı. hatta öyle oldu ki, kendimi mhp kongresinde sandım bir ara. stalin'in orta asya türklerinin dilleri üzerinde yaptığı baskıları falan anlatıyor, ''stalin, türkler birbirleri ile iletişim kuramasın diye onların dillerini değiştirdi, hepsi için ayrı suuni bir dil uydurdu, onları asimile etmeye çalıştı'' diyordu. (stalin'i ben de sevmem; hatta ukkth'yi reddettiği için ben de eleştiririm de, hoca da o derste resmen uçmuştu canım. rus faşisti diyordu gürcü stalin'e*(*gülücük))

şey diye sormak istedim hocaya: ''hocam, bana stalin'in türklerin dilleri üzerinde baskı kurması ile tc'nin kürtlerin bırakın dillerini, kendilerini bile yok sayması arasındaki farkı anlatabilir misiniz?'' tabi yemedi; zaten okulu bir dersten uzatacağım belliydi, bir başka hoca ile daha papaz olup eğitim hayatımı çıkmaza sokmak aştı biraz boyumu.

***
bu mesele artık midemi bulandırmaya başladı. normalde, o kadar elitist, o kadar sekter bir adam değilimdir; ama, en basit mantık örgülerini bile görmezden gelmesi içinde yaşadığım toplumun, bana ciddi anlamda sıkıntı vermeye başladı. ruh sağlığım açısından, gündemi takip etmemeye karar verdim bir süre. parti lideri ya da aktif politika içinde bir birey olmadığım için de, pek rahatsızlık duymadım bu kararımdan. ama olmuyor işte, siz gündemi takip etmeseniz de, gündem sizin cnbc-e izleyip yaşayıp gitmenize izin vermiyor. bir şekilde sokuyor kendini gözünüze.

son olayları duymuşsunuzdur siz. ben, gündemi takip etmeme kararımdan dolayı pek öğrenemedim ayrıntıları. ama, bir bakanın şu sözlerini net bir şekilde duydum: ''esnaf malını korudu, bundan daha doğal ne var canım.''

çatışmaları ''sizden üç, bizden beş'' mantığıyla değerlendirmekten hoşlanmasam da, şunu düşünmeden edemedim: ''acaba evi yakılıp batıya sürülen iki milyon kürt'ün de bir koruyanı var mıydı?'' zaten şu mantığı hiç çözememişimdir: toplumsal muhalefetler yapınca terörizm damgası yiyen şeyler, devlet yapınca en kötü ihtimalle geçmişte yapılan küçük hatalar olur. genelde ise ''yapılması gerekenler yapıldı'' denir.

***
sorun, kuzey ırak dağlarında üç-beş bin gerillanın var olması değildir. sorun, üç-beş bin gerilladan ibaret olsaydı, nato'nun en büyük ordularından birisi olan tsk zaten çözerdi bu sorunu. pkk, sizin öldürdüğünüz gerilla sayısından çok daha büyük bir kitleyi vakit kaybetmeden dağa çıkarabiliyorsa, sorun sizin düşündüğünüzden çok daha derin demektir. sizin terörist dediğiniz örgütün militanlarını yüzbinler karşılıyorsa, ülkenizde adı konulmamış/varlığını itiraf etmekten çekindiğiniz bir iç savaş var demektir.

(dağa çıkanları pkk kandırıyor diyen arkadaşlarım, eğer üç beş radikalin kitleleri kandırması bu kadar kolay olsa idi, emin olun bu gün dünya çok daha güzel bir yer olurdu)

böyleyken böyle ise, ilan edilmemiş bir iç savaş varsa türkiyede, köy yakmak da, dükkan yağmalamak da anormal değildir. savaşlar akerlerle askerler arasında geçmiyor maalesef yaklaşık yüz yıldan beri. bu savaşta kimin haklı olduğunu tartışabilirsiniz, eyvallah; bizzat savaş kavramını tartışıp anti-militarist olabilirsiniz, eyvallah; ''bu savaş bitsin, barış olsun'' diyebilirsiniz, eyvallah. amaaa; yapılan eylemleri sanki savaşın etiği olabilirmiş gibi, ya da bir savaş yaşanmıyormuş gibi değerlendiremezsiniz. bu, herşeyden önce durumun ciddiyetini gizler. böyle bir tavrın barışa bir katkısının olmaması yetmezmiş gibi, aksine, bizi olmaz işlerle meşgul edip vakit kaybettirir sadece.

***
bir ev arkadaşım vardı üniversitede. köpek gibi severdim kendisini.!:bir köpeği sever gibi değil tabi, bir yerlerinizden anlayıp papaz etmeyin adamla gece gece beni:! sonra aramız bozuldu, ottan b.ktan sebeplerden birbirimize girmeye başladık. düşündüm neden böyle oldu diye, ve buldum: ona çok fazla bağımlı hale gelmişti kişiliğim. bilerek ya da bilmeyerek baskı kuruyordu karakterim üzerinde. bu da çatışmalara yol açıyordu günlük ilişkilerimizde. sonra kavga ettik, hem de bayağı büyük bir kavga, evden kovdum ben bunu. bavulunu aldı ve gitti.

aradan iki ay geçmedi, barıştık. eskisi gibi dost olduk. şimdi düşünüyorum da, iyi ki ayırmışız evleri. yoksa okul bitene kadar aynı evde kalacaktık; ve ben bu gün sadece kavgalarımızı hatırlıyor olacaktım yaşadıklarımızdan. bilmiyorum yaw; kim bilir, belki de birleşebilmek için bazen ayrılmak gerekiyordur. belki de, o kadar da kötü değildir ayrılmak.
süreç, uluslararası atmosferin türkiye'ye kendi kürtleri ile barışmayı dayatması ile başladı. alt-emperyalist bir bölgesel güç olan türkiye, bölgede daha rahat at koşturabilmek için bir şekilde kürt sorununu çözmeliydi. üstelik, savaş, burjuvazinin daha da semirmesi için kullanılabilecek kaynakları bir karadelik gibi emmekteydi. geride bıraktığımız yirmibeş yıl (hatta seksendört yıl), bu sorunun silahla çözülemeyeceğini kanıtlamıştı. işte bu şartlar altında akp, kemalist bürokrasiye karşı ard arda kazandığı cephe savaşlarındaki zaferlerin de sarhoşluğu ile kürt sorununa el attı. evet, bu sorun türkiye toplumu için bir tabu idi. fakat, başka bir tabu olan tsk'nın dokunulmazlığı kanısını yerle bir etmemiş miydi akp. kürt sorununun ancak barışçıl yöntemlerle çözülebileceğine kitleleri ikna etmek, kitleleri tsk'nın demokrasi düşmanı darbeci bir kurum olduğuna ikna etmekten ne kadar zor olabilirdi ki?

işşte böyle bir atmosferde yola koyuldu akp. plan basitti: kürt halkına üç beş taviz verilecek, dtp devletin yanına çekilecek, pkk dtp'nin de yardımı ile silah bırakmaya razı edilecek, ve erdoğan tarihe kürt sorununu çözen adam olarak geçecekti. fakat süreç, zaferin hiç de sanıldığı kadar kolay olmadığını gösterdi akp için. öncelikle, türk halkı yıllar süren sistematik bir çalışma ile içinde yaşamaya mahkum edildiği şovenizm bataklığından çıkmaya hazır değildi. tsk, mhp ve chp de akp'ye karşı sonuna kadar kullandılar bu durumu. akp'yi meşru yöntemlerle iktidardan düşürmeleri pek muhtemel gözükmemekteydi o günlerde. kürt sorunu, akp'ye karşı oynayabilecekleri belki de son kozdu; ve işe yaradı. ciddi şekilde köşeye sıkıştı akp.

üstüne üstlük, planlardaki tek aksaklık mhp ve chp'nin beklenmeyen atağı değildi. dtp de yanaşmıyordu kendisine biçilen rolü oynamaya. vaad edilen üç beş hak kırıntısını olumlu karşılıyor, ama çok daha fazlasını da istiyordu. pkk ise, bekle ve gör modundaydı o dönemde.

ardından ülkeye dönen barış grupları... barış gruplarının karşılanma şekli, ve türk kamu oyunun buna tepkisi tam anlamı ile şok etti akp'yi. öncelikle, kürt hareketinin kendilerinin kontrol edemeyeceği kadar büyük bir potansiyel taşıdığını gördüler bağrında. kürtler, devletin tartışmak bile istemeyeceği taleplerle ortaya çıkabilirlerdi. daha doğrusu, zaten yıllardır dile getirdikleri, ama devletin ısrarla duymak istemediği haklı talepler açılım süreci ile gündeme oturabilirdi. ve akp, bu taleplerin destekçisi durumuna düşebilirdi. böyle bir durum, iktidarın kaubına bile yol açabilirdi. diğer yandan ise, türk şovenizminin bindirdiği basınç vardı. ''ağlak konuşmalarla başlayan sözde açılım'' tam bir tıkanıklık içine girmişti. dtp'nin kapatılması ve pkk'nın yeniden vurmaya başlaması ile son umut kıvılcımı da söndü.

bugün geriye dönüp baktığımda, içler acısı bir komediden başka bir şey görmüyorum maalesef. benim amcalarım köylüdür, ve sık sık birbirlerine silah çekme noktasına gelirler tarla sınırı konusundaki anlaşmazlıkları yüzünden. ama onlar bile, daha ciddi tartışır aralarındaki sorunları bizim devlet büyüklerimizden.

geriye dönüp bakıyorum, ve akp'den başka suçlayacak kimse bulamıyorum bu komedi yüzünden. mhp-chp-tsk cephesi, kendilerinden bekleneni yaptı. zaten, onlara karşı yapılan/yapılması gereken bir mücadeleydi açılım süreci. dtp, son derece haklı olarak, kürt halkının haklı taleplerini üçbeş hak kırıntısı ile takas etmeyi reddetti. pkk'yı terörist olarak nitelemediler, evet; ama, zaten dtp ve onların temsil ettiği kürt halkı pkk'yı terörist olarak niteleseydi kürt sorunu diye bir sorunumuz olmazdı değil mi? akp'ye gelince: öncelikle kolay zaferler peşinde koştular. amaçları, kürtlerin temel hak ve özgürlüklerinin iadesi değil de pkk'nın tasfiysi olduğu için, daha baştan ofsayta düştüler. kürtlerle empati kuramadılar. hatta, kürtlerin isteklerinin üç beş hak kırıntısından fazla olduğunu görmeleri dehşete düşürdü onları. emin olun, barış grubunun karşılanma görüntülerini izledikten sonra :''hassiktir, biz bu işe nerden girdik.'' demişlerdir. diğer taraftan ise, oy kaybını göze alamadıkları için, türk şovenizmine adamakıllı direnemediler. ''analar ağlamasın'' tarzı muğlak sloganları saymazsak, şovenizmi dindirecek argümanlar üretemediler. herşeyi göze alarak ''bu ülkede kürtler yıllarca ezilmiştir, asimilasyona maruz kalmıştır'' demeliydiler; diyemediler. ya da zaten kendileri de inanmıyordu kürt halkının baskı ve zulümlere maruz kaldığına.

ve en sonunda da, akp'nin, kürt sorununu çözmüş olmanın getirisinin sürecin yarattığı riskleri göze almaya değmeyeceğini anlamasıyla; kürt hareketinin akp'nin demokratlığının sadece türban madurları için tutarlı olduğunu görmesiyle!:o sorunda da adam gibi bir duruş sergilemediler hiç ya, neyse:! açılım süreci sona erdi. bakmayın siz akp'lilerin hala açılım devam ediyor dediklerine, tükürdüklerini yalamak zor geliyor beyefendilere.

***
osman baydemir küfretmiş devlete. eeee, ne olmuş? biz, sorunun ''sen hassiktir dedin, sen köy bastın, sen otobüs molotofladın'' sorunu olmadığını görmemeye devam edersek; karşı tarafların giydiği kıyafetlerin rüküşlüğünü bile haklılığımıza kanıt olarak sunmaya devam edersek, maalesef daha çok ağlar analar.
bugüne kadar, akp'nin sözde açılımı üzerine tartıştık bu başlık altında. gelin, isterseniz şimdi de kendi açılım süreçlerimizin yol haritalarını dökelim ortaya:

zorba*(*inadım inat ulan, ''z'' demeyeceğim sana), ''ya kürtler bağımsızlığını kazanır, ya da tc yeryüzündeki son kürt genini de yok edene kadar bu savaş sürer'' demşti. ben, biraz farklı düşünüyorum ondan. elbette ki, yer yüzündeki her halk gibi kürt halkının da kendi kaderini tayin hakkı olduğuna inanıyorum. ama, bu hakkın sadece bağımsızlık yönünde kullanılmak zorunda olmadığını da biliyorum. ve, ukkth'yi referanduma indirgemenin şekilcilik olacağını düşünüyorum. yani, eğer kürt önderliği birlikte yaşamı seçerse, ve önderlik kitleselliğini kaybetmezse, kürt halkının kaderini tayin hakkını birlikte yaşamdan yana kullanmış olacağını iddia ediyorum.

lenin, evliliğe benzetmişti aynı devletin sınırları içinde yaşayan iki halkın birlikteliğini. ve, ayrılma hakkını da birlikte yaşayan çiftlerin boşanması ile özdeş görmüştü. boşanma hakkını savunmanın evli bütün çiftleri boşanmaya teşvik etmek anlamına gelmediğini de vurgulamıştı. eğer evlilik metaforunu baz alırsak, türk tarafı da hiç umudum olmamasına rağmen gerçek bir açılım yaparsa!:bu açılım sözünden de hiç hazzetmiyorum. ama moda oldu, kullanalım bari:!, bu evliliğin hala kurtarılabileceğine inanıyorum.

bu durumda sorun, kürtleri birlikte yaşamaya ikna etme sorunudur; pkk'yı tasfiye edip dtp'yi yıldırma sorunu değil.

sözü uzatmayalım, işte benim açılım sürecim ve yol haritam:

1) devlet, kürt halkını sistematik bir şekilde asimile etmeye çalıştığını kabul edecek. özür dileyecek.

(yukarıda sözünü ettiğim özür dilenmediği sürece, hiçbir açılımın başarılı olma şansı yoktur. eğer birisi size haksız yere tokat attıysa, ve haksız olduğunu kabul etmeyi reddediyorsa, sizinle barışma talebine ''siktir'' ile karşılık verirsiniz değil mi?)

2) kürtçe üzerindeki tüm sınırlamalar kaldırılacak. ana dilde eğitimden devlet dairelerinde kürtçe konuşulmasına kadar, kürtçe'nin türkçe ile eşitliği tanınacak.

(biz nasıl yunanistandaki, bulgaristandaki, doğu türkistandaki ırkdaşlarımızın ana dilde eğitim haklarına hassasiyet gösteriyorsak, aynı hassasiyeti kürtler ve kürtçe için de göstermeliyiz. üstelik, çok dillilikten korkmamıza da gerek yok. yukarıdaki maddenin kabulü durumunda biz, ne ilk çok dilli toplum oluruz, ne de birlik beraberliğimiz sarsılır. zaten daha ne kadar bölünebiliriz ki?)

3) anayasadaki bütün milliyetçi ifadeler kaldırılacak. ya da anayasada kürt halkından da bahsedilecek.

(bu sorun, kürtler bir devlet sahibi olmadıkça çözülmeyecek. bu durumda, ya kürtler yeni bir devlet kuracak, ya da elimizdeki devleti kürtlerle bölüşeceğiz. yasaları ile eğitim sistemi baştan ayağa türk şovenizmi kokan bir devleti kürtlerin kendi devletleri olarak görmeleri pek mümkün olmadığı için de, anayasayı ve eğitim sistemini şovenist zehirden temizlemeliyiz)

4) pkk'ya silah bırakması karşılığında af ilan edilecek; duruma göre, legal siyaset yolu açılacak.

(taraflar birbirlerini hapse atarak barış yapmaz. üstüne üstlük, pkk barışı kabul etti ise eğer, zaten hala pkk militanlarını hapse atmaya devam etmenin de bir mantığı yoktur.)

ben, yukarıdaki maddelerin kabulü halinde kürtlerin kaderlerini tayin haklarını birlikte yaşamdan yana kullanacaklarını düşünmekteyim. ha, akp'nin sözde açılımı bile bu kadar olay yaratmışken, yukarıdaki maddeleri dile getirme cesaretine sahip babayiğit bir burjuva politikacısı var mıdır emin değilim. türk kamuoyu ne tepki verir sorusunu ise gereksiz buluyorum. çünkü türk kamuoyu, eğer şovenizmden/çatışmadan ekmek yiyenler tarafından kışkırtılmazsa, kürt kardeşleri ile barış içinde eşit şartlarda yaşamayı seve seve kabul edecektir diye düşünüyorum.

***
son paragrafın son cümlesini biraz açalım isterseniz. türk kamuoyu, bu sorunda genetik bir tavra sahip değil. daha çok medyanın gazı ile hareket ediyor. son süreçte bile, mhp ve chp'nin kışkırtmaları olmasa soğuk kanlılığını koruyabilirdi. eğer adam gibi bir iktidar partisi, bu sorunda adam gibi bir tepki koyabilirse şovenist kanada karşı, türk kamuoyunun küçümsenemeyecek bir kısmı barıştan yana tavır koyar.

***
hadi itiraf edeyim, en azından önümüzdeki yirmi yıl içinde yukarıdaki yazdıklarımın gerçekleşme ihtimaline ben de inanmıyorum. ama açılım olacaksa da böyle olmalıdır. üç beş ağlak konuşma yapmakla olmuyor bu işler.
bu başlığın altına daha önce yazdığım yazılar üzerine şöyle bir düşündüm de, köprünün altından ne sular akmış demekten kendimi alamadım.

o dönemde kürt halkının kendi kaderini tayin hakkını kayıtsız şartsız savunuyordum. ayrılmaya da, birleşmeye de kürtler karar vermeli diyordum. hala öyle düşünüyorum. f-16'ların gölgesinde kurulacak bir birlikteliktense, ayrılığın tercihe şayan olacağına inanıyorum.. gönüllülüğe dayanmayan birlikteliklerin ne gibi sonuçlar doğuracağını yugoslavya örneğinde gördüm. ayrılma hakkını içermeyen bir birliktelikte de gönüllülükten bahsedilemeyeceğini biliyorum.

o dönemde kürtlerin ayrılma hakkını savunmakla birlikte, türkiye'deki ulusal sorunun ayrılmayı gerektirmeden çözülebileceğine de inanıyordum. ulusların gönüllü birlikteliğini savunuyor, "gönüllü birlikteliğin açık propagandası yapılmalı" diyordum. bu konuda da bazı ayrıntıları saymazsak düşüncelerim temelde aynı kaldı. türkiye'deki ulusal sorun ayrılmaya gerek kalmadan çözülebilir. kürt burjuvazisinin çıkarları alt-emperyalist türkiye pazarı ile birleşmekten yana; kürt halkı birlik fikrine sıcak bakıyor, yeryüzünde çok uluslu bir dolu devlet var, tüm bu şartlar altında neden iki halkın birlikteliğine dayalı bir çözüm üretilemesin ki. kürt halkı birliktelikten yana tavır koymuşken ısrarla ve inatla "ayrılıp kendi ulus devletinizi kurun" demenin mantığı ne? (yarın kürt halkı ve onun meşru temsilcileri "biz ayrılmak istiyoruz" der, benim birlik çağrımı çekici bulmaz, o zaman başım gözüm üstüne.)

o dönemde çözüm için bir fırsat doğduğuna inanıyordum. hatırlayalım o dönemi:
türkiye burjuvazisi sıçramalı bir gelişim göstermiş, bölgesel bir güç olmuştu o dönemde. kendi coğrafyasında batıdan bağımsız politikalar izlemeye başlamıştı. benim çok sevdiğim tabirle "alt emperyalist" bir güç halie gelmişti. o süreçte kürt sorunu türkiye burjuvazinin yumuşak karnı, kanayan yarasıydı. bölgede türkiye burjuvazisinin kuyruğuna bastığı kim varsa, gelip türkiye burjuvazisinin yumuşak karnını, kanayan yarasını kaşıyordu. kürt sorunu, tc'nin bölgede üstlendiği yeni rolü etkin bir şekilde üstlenebilmesi için muhakkak çözülmeliydi. kürt hareketinin kitlesel niteliği, üstelik 25 yılı aşkın süre tsk karşısında ayakta kalabilmiş olması o dönem için askeri seçeneği gerçekçi kılmıyordu. akp, kürt hareketini silah bırakmaya razı edebilmek için bir dizi adım atmaya karar verdi.

bu noktada bir parantez açmak lazım: akp'yi kürt sorununda reform yapmaya iten hiçbir zaman onların demokrasiyi içselleştirmiş olmaları olmadı. akp, tamamen türkiye burjuvazisinin geldiği aşamanın onu kürt sorununu çözmeye zorlaması yüzünden bu yola girdi. eğer, kürt hareketinin tarihinde 25 yıllık bir mücadele geçmişi olmasaydı, doğrudan söyleyecek olursak, eğer akp kürt hareketini silah kullanarak tasfiye edebileceğine inansaydı, muhtemelen açılımla falan hiç uğraşmazdı.

o dönemde iyimser olmak için pek çok sebep vardı. kürt hareketi silahlı mücadeleyle yok edilemeyeceğini göstermişti. kürt halkı da uyanan ulusal özlemlerinin geriye itilemeyeceğini tutturduğu çizgiyle kanıtlamıştı. bu şartlar altında burjuvazi, demokrat olduğu için değil, eli mecbur olduğu için reform yapmak zorunda kalacaktı. bugünden geriye bakınca akp'nin kürt sorununu çözme isteğini abarttığımı görüyorum. akp'nin önünde onlar için çok daha acil sorunlar, çok daha sert mücadeleler vardı. (ergenekon operasyonuydu, anayasa değişikliğiydi, askeri bürokrasi ile mücadeleydi vb.) kürt sorununda atmayı vaadettiği en ufak adım bile statükocu cenahın yelkenine milliyetçilik rüzgarı olarak doluyordu. akp; kendisini bekleyen, kendisi için çok daha önemli olan mücadeleler öncesinde böyle hassas bir konuya girmekten vazgeçti. kürt sorununun çözümün kendisi için çözümsüzlükten daha pahalıya malolacağını gördü ve çözüm için mücadele etmekten vazgeçti.

dediğim gibi, geriye bakınca akp'nin kürt sorununu çözme isteğini abarttığımı kabul ediyorum. o dönem için gereksiz bir iyimserliğe kapılmışım. fakat hala o dönemde alınabilecek en doğru tavırın kürt açılımına eleştirel destek vermek olduğunu düşünüyorum. akp'nin böyle bir işe girmesinin sebeplerini kitlelere net bir şekilde anlattıktan sonra, akp'nin bu konuda atacağı olumlu adımları destekleyeceğimizi ilan etmenin hiçbir sakıncası yoktu. eğer akp çözüm yolunda gerçekten ciddi adımlar atsaydı atılan her adım kürt hareketi adına kazanım olurdu. üstelik böylece akp'nin başarının nimetlerini tek başına yemesinin önüne geçilmiş olurdu. yok, bu konuda iki reformsu yapıp çark etseydi (ki öyle yaptı) bu durumda akp'nin iki yüzlülüğünü daha kolay teşhir eder, kaldığımız yerden mücadeleye devam ederdik.

son birkaç yılda akp kürt sorununda iyice sağa kaydı. bunda kendisi için asıl tehlike olarak chp'yi değil mhp'yi görüyor olmasının da etkisi var muhakkak. chp, klasik kemalist söylemini sol esintilerle süslese bile alabileceği maksimum oy oranının yüzde yirmi beşi geçemeyeceğini son seçimde gösterdi. akp için asıl tehlike chp'nin oylarını arttırması değil, sağ bir partinin akp tabanını bölmesi. son seçimde hükümetin tüm stratejisini mhp'yi meclis dışına itmek üzerine kurması, erdoğan'ın "eğer üç parti mecliste grup kurarsa anayasayı tek başımıza değiştirecek güce ulaşırız" demesi vb. hep bunun kanıtı. hükümet bir yandan mhp ile uğraşıp diğer yandan ulusal sorun konusunda radikal adımlar atamazdı. tabi, akp'nin kürt sorununda faşizan bir çizgiye çekilmesinin sadece açıklaması olabilir söz konusu durum, mazereti değil.

bu süreçte kürt hareketi de yerinde saymadı. gittikçe kitleselleşerek ve sahip olduğu kitle desteğini etkin bir şekilde kullanarak kürt ulusal hareketinin ulaştığı düzeyin geri dönüş noktasını çoktan aştığını dosta düşmana gösterdi. yerel seçimlerde alınan başarılar, referandumda boykot taktiğinin kürt illerinde başarıyla uygulanması, ysk kararlarına karşı düzenlenen kitlesel eylemler ve ysk'ya geri adım attırılması, son genel seçimlerde elde edilen başarı kürt hareketinin hanesine yazdırdığı zaferler oldu. gelinen noktada devletin kürt hareketini silahla çözemeyeceğini burjuva ideologları bile itiraf etmek zorunda kaldılar.

aslına bakarsanız, durum temelde üç yıl öncekiyle aynı. ortada askeri bir tıkanıklık var ve iki taraf da birbirlerini askeri arenada ezemeyeceklerini kabul etmiş durumdalar. örneğin pkk, bağımsızlık için değil akp'yi tekrar reform çizgisine çekebilmek için eylem yapıyor. ateşkes sona ermeden önce defalarca hükümeti uyarması, "reformlar başlamazsa vuracağım" demesi, adeta reform sürecinin tekrar başlaması için yalvarması ve ancak bu konuda tüm umutlar tükendikten sonra eyleme geçmesi düşüncemi doğruluyor. öyle ya, karşı tarafı yok etmek için savaşan adam reformla falan uğraşmaz, vurabiliyorsa gelir vurur.

akp için de çok şeyin değiştiğini sanmıyorum. kürt hareketinin kitleselliği ve radikalliği böylesine ortadayken askeri ve polisiye yöntemlerle sonuç alınabileceğini düşünmek akp kurmayları için bile hayalperestlik olur. akp, kürt hareketinin silahlı kanadını gerileterek kürt hareketinin elindeki en büyük kozu( pkk'nin silahını) yok etmeye çalışıyor. böylece masaya çok daha güçlü oturabilecek. bu strateji akp için yeni değil. akp iktidarı ilk kez sınır ötesi operasyon düzenlemiyor. son sekiz yıldır hükümetin bir elinde hep havuç vardı, öbür elindeki sopa da hep hazırda bekliyordu. bu sefer özgün olan hedef tahtasında sivil siyasetçilerin de olması. erdoğan'ın onuncu yıl konuşmasını hatırlayalım; pkk'den çok bdp'yi uyarıyordu erdoğan. kck davasının bdp önderliğini de içine alacak şekilde genişletilmesi ihtimali küçümsenmemeli. yasal kürt hareketinin örgütlü gücü ve kürt şehirlerindeki militan kitle hareketi son dönemde hükümetin başını gerillaların mücadelesinden daha fazla ağrıttı ne de olsa. tek başına pkk'yi geriletmek kürt hareketine hükümetin istediği oranda darbe vurmaz.

geleceğin ne getireceğini dağdaki gerillanın saldırıları ne kadar hasarla atlatacağı gösterecek. eğer tüm o cafcaflı sözlere, iddialı açıklamalara, tüm koparılan gürültüye rağmen pkk seneye de çatışmaları bu seneki düzeye çekerse devlet kürt hareketini bırak yok etmeyi geriletmeyi bile beceremediğini dosta düşmene ilan etmiş olacak. bu durumda yeni bir reform süreci bekleyebiliriz. bu ikinci süreç muhtemelen birincisinden çok farklı olacak, devlet bu sefer aptal bir tv kanalı açmaktan çok aha ileri gitmek zorunda kalacaktır. yok, eğer kürt hareketi 99 tarzı bir darbe alırsa da bu sefer hükümet göstermelik bir iki adım atıp kürt sorununu hasıraltı edecektir. kürt sorunu iki binlerin başındaki gibi bir süre unutulacaktır. ardından 2005-2006 yıllarındaki gibi çatışmalar yeniden başlar, ve biz de aynı kısır döngüyü tekrar yaşarız.

son olarak devletin düzenlediği operasyonun haklı olduğunu, deyim yerindeyse "pkk'nin kaşındığını" söyleyenlere birkaç kelime ile cevap verip yazıyı bitireyim. türkiye cumhuriyeti devleti kürt halkını yok sayıyor. mevcut kanun ve yasalara göre kürt halkı diye bir halk yok. üstelik, kürt halkının dilinin eğitim sürecinde ve kamusal alanda konuşulmasını yasaklayarak kürtçeyi unutturmaya, kürt halkını asimile etmeye çalışıyor. erdoğan ne kadar asimilasyon sona erdi dese de mevcut statükonun devam etmesi bir tek sonuç doğurur: kürt halkının asimilasyonu. selahattin demirtaş kemalistlerin kürt politikası ile akp'nin kürt politikası arasındaki farkı şöyle açıklamıştı: "eskiden de kafamıza vuruyorlardı, şimdi de kafamıza vuruyorlar. tek fark, şimdi geride iz kalmasın diye eldiven takıyorlar."

kürt hareketi kafayı silahla bozmuş bir avuç vandal değil. bu adamlar mecliste senin yanı başındaydı, randevu vermeye bile tenezzül etmedin. dikkat çekmek için bir dizi demokratik eylem düzenlediler, dalga geçtin. sen açılım yapacağım dediğinde "her türlü desteği vermeye hazırız, yeter ki dağ fare doğurmasın" dediler, dağ fare doğurdu. senden bir şey istemiyoruz artık biz kendi göbeğimizi keseriz deyip dtk'yı topladılar, "çay içip dağılıyorlar" diye dalga geçmenin üzerinden daha bir hafta geçmedi. pkk "reform süreci devam ettiği sürece saldırmayacağım" diyerek eylemsiz kaldığı dönemde bile sınır ötesine operasyon üzerine operasyon düzenledin. hala "kürtler yanlış yaptılar, demokrasi mücadelesi silahla verilmez" demek iki yüzlülük değil mi? bu cümleyi kurmadan önce "devlet kürtlere başka yol bırakmış mıydı" diye sormak gerekmez mi?