bugün doğum günü olan tanrısal yaratık. yaşlanıyorsun aga, eversek artık seni, diyeceğimdir kendisine. ayrıca bir yazara hediye olarak kitap alırsanız, elinizde patlar, haberiniz ola. kendimden biliyorum aga. gittim araştırdım, az bulunur bi'şi' aldım geldim. okudun mu dediğimde, sel yollamıştı bir tanesini, dedi, yıkıldım. hediye işi bayağı zormuş aga, neyse, umarım yalnız girmiyorsundur yeni yaşına.
http://www.habervaktim.com xlink:href="/images/laneth.svg#share">

"hrant'ı da haber yapıp öldürttüler, unutma onur." diyor. "yayıncım filan aramıyor beni. basın tepki vermiyor. herkes sustu. evimi koruyacağını iddia edenler kaçtı, telefonlarını kapattı. eğer böyle sürerse, edebiyattan çekilme kararı alacağım." diyor.
"daha önce de saldırdılar sana, ama çekilmemiştin." diyorum.
"ne kaçması.. adamlar tehdit ediyor, ben tek başıma napabilirim.. onlardan korktuğum için değil, tepki vermeyenlere tepki olarak çekiliyor olacağım." diye verip veriştiriyor.

***

kimse tepki vermiyor. hürriyet'te söyleşisi çıkıyor( http://www.hurriyet.com.tr ) konuyla ilintili gibi görünen, soruyorum: "ha evet, ama o olaylardan önce yapılmıştı.." diyor. şaşırıyorum. o haberden önce mi yapıldı söyleşi, diyorum. "evet, sonra arayıp iki satır sorup toparladılar işte." diyor sitemlice. "yayıncın aradı mı" diyorum; "yok.. nerde.." diyor.

taşınmaktan, çekip gitmekten bahseder oluyor. küfrler ediyoruz. susuyoruz. küfürler ediyoruz. küfrler ediyoruz. susuyoruz. herkes susuyor.

***

sanırım bu gergin ortamda, şiirden, şairden ve yazardan anlayamanyanlara en büyük tepki, inadına iskender okumak, inadına iskender'i anlatmak, inadına kitaplarını almak ve sessiz kalanları diğerleriyle birlikte karanlığa gömmek olacaktır.
hakkında çıkan habere dair iskender'den gelen açıklama;

"ağdalı sözlerle ya da anlaşılma ihtimali karışık ifadelerle değil, yalın bir bakışla yaşananlara, yaşatılanlara bir yanıt verme zamanımın geldiğini düşünüyorum:
yazdıklarımın olumlu / olumsuz değerlendirilmesi kimsenin "tekel"inde değildir; o nedenle eserlerim hakkında değil, bana yönelik üç saptama çerçevesinde konuşayım:
asla bir müptela olmadım; bunu gbt unsurunu iyi kullanan polis teşkilatından sokaktaki adama kadar herkes bilir. merakımdan dolayı ( ki bunu birazdan açıklayacağım ) elbette çoğunu denedim; ancak bunu zevk için değil, gördüğüm tıp eğitimi çerçevesinde, deneyimli davranarak, kullananlara ne olduğunu, onların neler hissettiğini bilmek için, kaypakça değil, arkadaşça bu tür maddelere yaklaştım. alkolle bağım sabittir, ancak narkotik maddelerle ilişkim asla sorun yaratacak kadar süreli ve zaaf çerçevesinde olmadı. kullananlar, satanlar, bunları yakalamaya çalışanlar, bakırköy ruh ve sinir hastanesi ve hatta birlikte olduğumuz dost-düşman bunu iyi bilir. çünkü bir dönem bir sürü arkadaşımı bu maddeler yüzünden kaybettim; kaybetme nedenini bulmam gerekliydi; en doğrusu onların ruh durumunu algılamaktı. üstelik, faydası olmadığı halde sentetikler dışında çok da aşağılanacak şeyler olmadığı kanaatindeyim. insanoğlu, ona sunulan bütün tabiatı kullandıkça mutlu olur, doğruyu bulur. narkotik maddeleri özendirecek şeyler değil, onların kullanan insanların hayatlarını yazdım. takdiri okuyanlara bıraktım.
iki, cinsel kimliğim: bunun eğilim değil, yönelim olduğunu her konuşmamda belirttim. üremek, üremek için eş seçmek yerine "sevme"nin kabulünü hissetmem bir yaradılış meselesidir. tüm dünyanın hastalık sıfatından çıkarttığı bir kavramı patoloji gibi algılamak ise cehalettir. hiç kimseyi de bu konuda özendirmedim, özendirenlere de karşı çıktım.
şiddete karşı olmama rağmen hayatımda ciddi olarak iki kişiyi dövdüm ne yazık ki: biri eroin kullanmaya başladığını söyleyen bir gençti, ikincisi erkek kimliğine rağmen sırf eşcinselliği meraktan benle olmaya çalışan biri . siz hala uyuşturucuyu ve eşcinselliği öğütlediğimi düşüne durun.
gelelim sonuncusuna; mustafa kemal'i bir türk olarak "zorunlu" sevmekten öte, insan olarak cidden çok önemser, her zaman önce sevgi, sonra saygıyla sık sık anarım. kimi hataları olduğunu düşünsem de bunları tüm hayatı savaş psikolojisi baskısı altında geçen bir bireyin olağan davranışları diye tanımlayabilecek kadar ona yakınım; ankara'ya götürdüğüm gençleri mutlaka anıtkabir'de saygı duruşuna davet eder, sonrasında da bu huzuru konuşurum. o, hayatımda idealist olarak örnek alacağım model kahramanlardan biridir. ancak bu beni kemalist yapmaz. kemalizm, hele hele 2008 yılında bambaşka bir anlamdadır. sosyalist kökenli bir anarşist olduğumu her dakika söyledim ve yaşadım. içinde bulunduğum düşünce biçiminden asla kaymadım, kaymayacağım da. reddetmesem de bir sıfat olarak beni anlatmaktan uzak bir dünya görüşü olan kemalizm'i nereden bulup bana yakıştırdılar, anlamak mümkün değil.
modernizme bir kişilik düşmanı olarak bakan zavallılığın beni malzeme addetmesi, savundukları yaşam biçimlerinin erdemini zedeliyorsa; asıl sorun, paylaşmaya çalıştığımız gezegene hakim zalim muhafazakarlığın şahlanmasındadır. her türlü, dinsel, ideolojik, etik disiplinin, kontrolün gücünü arttırdığı bir zamanda tüm bu yaptırımların dışında durmayı seçişim rahatsızlık yaratıyorsa, eşitliği, demokrasiyi sözcük olarak dahi kullanmayı bırakmanız gerektiği fikrindeyim.
kimsenin, hiçbir eğilimin, hiçbir örgütlenmenin-partinin adamı olmadım, olmayacağım. bu seçilmiş yalnızlığım beni yalnız, mazlum ya da kolay lokma değil, sorumlu olduğum evrenin neferi yapar.
var oluşum, var oluşunuza engel değildir; dünyayı paylaşabilecek kadar şiire bulaştım. sizlere de öneririm.

kimse kimsenin olmasın."

küçük iskender 2008

edit: hahahahaha. (anladı anladı : )
ıslandım.. sarılıyorsun. çıkıyor içimdeki cin. ondan ölümümü diliyorsun.

-ki iskender söylemişti bunu evvelden-

tavanında minicik simsiyah harflerlen karıncaların ters yürüdüğü, camlarından i'-'t dalaşı izlenen i'hane't dolu odalarda 'it'tim.
'hane'ydim senin güzel başına bazı bazı ve ittim seni kendi kırık dökük 'hane'lerimden, denize döktüm.
yağmurda duruladım.
koynumda kuruttum.
öyle ağlattım ki seni, gözyaşlarını kuruttum. eskidi gözlerin.
çocukluğumdan fırlatılan serçe bilyelerim oldular.
karardılar hırçın bir kömür tanesi gibi ve sonra alev aldılar. öyle kuruttum ki seni tutuştun. öyle ya benim için hayata eğreti bir 'tutuş'tun.
söndürdüm seni sonra. gözyaşlarımla tuzladım. tuzlaştım. uzlaştım. kendimle olmasa kaderle, hiç olmadı kederle.

kurudum. özlemekten/hayır/kovulmadım/istifa derken kaçıveriyor çatlaklardan sana bir cin. 'ölüm'ümü diliyorsun ondan. yeni bir ölüm doğurarak kollarında ölmemi istiyorsun ama ben her seferinde bir kan kaybı, her seferinde bir sinir kriziyle çıkıyorum karşına.

ölmüyorum...*(*gör mazur)