kırmızının en yakışıklısı.

hayatın akıp gitmesi için, kendine ayrılmış cidarlarda akmaya mahkum olan. -yıldıza aya ayna olup gökte dalgalanan.
kan gölgesinde özgürlükler

delikanlı olabilir bir insan. insan dediğin kana göre nasıl sınıflandırılırsa öyle işte. kanı deli akabilir damarlarında yahut sıcakkanlı olabilir. soğukkanlı da. iklim koşullarına göre değişmeyen iç sıcaklıklarında ruhların, karakter süzgecinden geçen kana dokunabilirseniz varabilirsiniz böyle 'kan'ılara..

~itinayla passız ve itinayla ıssız bir teneke parçasıyla kan kardeşi olabilir iki küçük çocuk, kardeşliğin ne olduğunun böyle farkına varabilir. parmağındaki kesik izinden çok yüreğindeki izi önemseyebilir.

hep soğuk elleri bileğinden akan kanla ısınabilir sınır vak'ası bir genç kızın. kan ve yaşam beraberce akıp gidebilir vücudundan.

babasız bir çocuk doğabilir bir kan pıhtısından.

amaç uğruna meşru da dökülebilir kan.
(savaş olur dökülür, yarış olur hızlanır. yarışın sonunda hızını alamayıp kan dökersen, yerde de kalabilir. yerde bırakmamak için üzerine yenileri dökülebilir. üzerine yenisini dökmekle yerden kalkacağını sanan akıllar daha özü az mı sanmaktadırlar kendi 'kanlarının kanı'nı da, bir diğeri mi ayıracaktır onu yerden. davalar türeyebilir bunun üzerine. mülkün temelinde yatmayabilir her davanın beraati ve kanı bozuk dedikleriniz o binanın temele en uzak teras katlarında dolaşıyor olacaklardır.)

öyle bir tarih. üstünden çok geçmiş. susayana kan verirler.
adımı ilk söylersin - ki sen benim hep ilk adımı söylersin- benim kulağımdan kan gelir.*(*iskender)
beynimin etten yuvarlağı içinde her düşünce bir damla siyah kan gibi yuvarlanır.*(*nfk)

yumruk yesem ağız dolusu.
etimi yırtsam.

sıcaksın..

içkisi biten sarhoşa.
kalbi delik intihar komandolarına.
yatakpaylaş yanında uyanamadıklarıma.
benden kan-vodka!
ilk kanı nerde görmüştüm. hafızamı yokladığımda tenekeden yapılmış arabanın kenarlarını tuttuğumda parmaklarımdan akıyordu. bu kanla ilgili ilk hatıramdır. kendi kanımda olsa sadece şabalak şabalak baka kaldığımı hatırlıyorum.

bu zamana kadar kan görmeye alıştım. miğde kanaması geçiren ağzından kanlı köpükler şaçanlkarı da gördüm, elma doraraken elma yerine elini kesenleri de, kendimdende çok aktı. bu bazen kavgadan dolayı oldu, bazen sakarlıktan bazense kan kardesi olmak için yaptım.

elbette bir piyano nameleri gibi uzakta kalan yıllarda edilen yeminlerin bir hükmü kalmıştı. hepsi zaman aşımından düştü. dosyaları arşive yollandı gitti.

kanın vişne suyu gibi bir rengi vardır. ilk vampir filmini seyredince ödümbokuma karışmıştı. geceler boyu vampir beni ziyaret edecek diye yatağımda tirtiriyordum. zamanla bu korkular geçti ebnay-ı beserin en halis vampirden daha beter olduğunu görünce geceleri ve gündüzleri vampirler bana komedi filmleri gelmeye başladı.

kan kelimesi o kadar çok çağrısım yapıyor ki.

1994-1995 sezonunda ueaf fenerbahce deplasmanda cannes takımına 4-0 yenilmişti. rövansi almak istiyorlardı. 5-0 yenseler turu gececeklerdi. gazeteleri bir manset süslüyordu;

kanını iceceğiz cannes.

sonuc mu ne oldu? fenerbahce bu kendi sahasinda 5-1 yenildi ondan sonra olanlar oldu.

oku emrinden kan pihtisiyla yaratildiğimiz hakikati bize bildiriyor.

kanamalı hastaya kan aranılıyor duyurulari sanki batan geminin sos vermesi gibi bir şey oldu.

sos belki muhataba ulasiyor belki de ulaşmıyor.

churchill zafere giden yolda kan, ter gözyasından baska birşey vaad edemiyor.

aslında çok yazılacak şeyler vardı hepsi kafamdan uctu gitti bir daha geleceğini zannetmiyorum.

zaten aklıma gelmesinin bir anlamı da yok artik.

kanamalarında kanatmanın da artık bir anlamı olmadığı gibi.

sanki yarım yamalak hatırlanan suratlar isimler gibi.

ne işe yarar?

bir spiral içindeki halka gibi yuvarlak
tekerlek içindeki tekerlek gibi
başlamayan ve bitmeyen
devamlı dönen bir makarada
görüntüler çözülürken
bulduğun halkalar gibi
aklındaki yeldeğirmenlerinde