boşa bir düello bu, ses düellosu, haykırdığım kadar yokum, eminsin de üstelik. duvarların dilsizliğini anlatmıştım, belki ama o yatakta sol memene sarıldığımda aslında tek niyetimin kalbinin atışlarını duymak olduğunu bilemedin; görüntüler, sesler, orada uzak bir adada terkedilmişlik olmak, iyi de bana ne olmalı bunlardan... ya da aslında bunu söyleyebilmeyi isterdim.

yapamam, eminsin kendinden, yapamam, tarihi bile bilemiyorum. fakat akılalmaz bir koku duyusu bu. hayatımın bir diğer büyük aşkı da sahipti buna, ne vakit birisi girse yıllardır saklandığı gizli mağaradan sinyaller gönderirdi, ben karanlıkta da uçabiliyorum aslında, hatta sadece karanlıkta uçabiliyorum.
kadınlar kadınlar dağlara doğru...

neden üç etekliler, neden üç, neden etek için üç. üşüyorlardır belki ve bilmeliler asla ısıtmak için ellerini göğsüme koymalarına izin vermeyeceğim. seni anlayamıyorum, kendim kadar, bazen ben, bazen uzak bir nehir. ak pusulu, budur belki doğru, beyaz büyücüyü hatırlatıyor hem, ak pusulu. nasıl yaklaşsam o kadar uzaksın, sustuğumda hissettiğim oluyor ısını.

mümkün olamayacaklarını biliyorduk bütün bunların, yanlış mıyım? bakma turaç! yanlış mıyım? olsun isterdim, istedim, belki denemedim, ben yüksek dağlardan düştüm, aklım almıyor tepelerine inen tipiyi.

gül kurusu değil de leylak moru senin rengin, benim mini mini arabam, benim küçük gönüllü morum; anlatmadılar eminim, bu yaz öleceğim, seni beraberimde götürmek bu bir şeyi çözmüyor, çözmeyecek. fakat ellerin üşürken bile cesedim sana emanet kalabilir, unuttuğun kadar gül koyarsın göğsüme, üşümezler... cesedim, esasen bunun çin ölmeme gerek yokmuş gibi, aldığın kokuların sebebini biliyorum, ben senden sonra zaten neredeyse bir cesedim! bakma turaç.

sarı sıcak ak cibinlik, buyuz biz, bu kadar. kimi koruduğumuzdan bile emin değiliz. adana'da şehirdışı bir yoldan geri dönüyoruz, orada tarlalar yılda iki kere sürülüyor, haberin var mıydı, geri dönüyoruz. sivrisinekler dadandı, elimize yüzümüze mazot sürdük, tek yol, tek çare bu. baştan beri seninle yaptığımız da bu, insan hayatta kalmanın bir yolunu buluyor demek.

yok edilmeyeceğiz, eminim yok olacağız. sizin kadar biz de, kadınlar dağlara doğru, miğferdibi'ne çekilen rohan kadınları, ah rohan kadınları bir nazgûl'ün boynunu vuran kadınlar, kadınlar kadınlar dağlara doğru. yokluğumuzu bileyeceğiz, galiba hep öyle kalacak.

eowyn, dünyanın en içli yaratığı, arwen'e tercih ediyorum bu yüzden, ediyorum ulan, ihanetse bana ait. bir kitabın başına kilipup yazacak kadar bizden, bir fargon kıyısında harbe oturacak kadar cidden. urfalı mı bitlisli mi bilmeme gayrı, sözleri kulaklarımdan silinse kısmetim açılır:

"courage, courage for our people!"

ölmeden bir kez daha söyle, bir kere daha leylak moru leydimin arka camına karala, dağlara doğru karala, adını yaz sadece gerisini zaten bildiğimi umut edeceğim.