"ben risk alırım. bazen hastalar ölür... ama buna risk almak sebep olmaz. sanırım sorun ihtimal hesabı yapabilme yeteneğiyle lanetlenmiş olmam." (1. sezon, 11. bölüm)

tam mühendislikle flört etmeye başladığım, mühendisliğe kanımım kaynamaya başladığı bir dönemde karşıma çıktı dizi. hastalarını kurtarmaya çalışırken mühendis gibi düşünen bir doktor vardı karşımda ve hal böyle olunca bu doktoru sevmemem gibi bir durum söz konusu olamazdı (çok sevdik be abi). üzerine söylenecek çok şey var tabii ama biraz dizinin uzunluğundan (hangi birini yazmalı, ne zaman yazmalı), biraz benim yazma konusundaki kabızlığımdan, biraz tembelliğimden her şeye değinmek mümkün değil. ve tabii baştan söylemekte yarar var, diziyi anlatmanın en iyi yolu house'u anlatmak olduğundan ve house'u anlatmanın en kolay yolu diyaloglarına yer vermekten geçtiğinden yazının devamında sık sık house diyalogları (yazıyı okuyup izlemeye karar verebilecekler için en iyileri değil ama) bulunmaktadır. başından sonuna kadar spoiler'a boğulmuş bir yazıdır bu.

*

dizi, 2004 ile 2012 yılları arasında 8 sezon boyunca yayınlanmıştır. house karakteri sherlock holmes karakterinden esinlenerek yaratılmıştır, çeşitli bölümlerde holmes'a göndermeler bulunmaktadır.

dizinin büyük bir hayran kitlesi var ancak eleştireni de çok. diziyle ilgili en büyük eleştiri her bölümde aynı şablonun sahneye konulmasıdır:
- house'a gelen hastanın semptomları karışıktır, hiçbir hastalığa uymaz.
- house takımıyla birlikte (foreman, cameron, chase) bir teori ortaya koyar, buna uygun tedavi başlatılır ama tam düzeldi denilirken hasta daha da kötüleşir.
- yeni semptomlar ve buna bağlı olarak yeni teorilerle geçen saatlerin veya günlerin sonunda tam her şey bitti derken house herkesin "yok artık lebron james!" dediği bir fikirle gelir ve olayı çözer, perde kapanır.

öncelikle bu eleştiri bir noktaya kadar haklılık payı taşır. hemen her bölüm aynen bu şekilde ilerler. ancak bu şablonun yanında hastalıktan, hastalığın ilerleyişinden ve hastaya bağlı hikayelerden daha ilginç hikayeler de her zaman devrededir. house'un, patronunun (cuddy), en yakın ve tek arkadaşının (wilson) ve ekibinin (ekip zamanla değişikliğe uğrar ama foreman, cameron ve chase diziden ayrılmazlar) hayatlarına, birbirleriyle ilişkilerine dair detaylar diziyi başka bir boyuta yükseltir ve izleyeni asla sıkmaz. evet bir hastanede (princeton-plainsboro eğitim hastanesi) geçmektedir, dakikaya 12.8 (küsuratla ilgili şu klişe espri var ya işte ondan) tıp terimi düşmektedir ama kesinlikle bir hastane dizisi değildir.

olayları yorumlama şekli, bunlara verdiği tepkiler ve sosyal nezaket kurallarını bi' tarafına takmaması nedeniyle, doktorluğu dışında hiçbir şekilde takdir görmeyen bir adam vardır başrolde. hemen her şeyle dalga geçer; sonra bir bakarsın kimsenin üzerinde durmadığı bir şeyi bambaşka bir noktadan kafaya takar; sevgisini gösterme konusunda beceriksizdir; başkalarının yanında insani tarafı çok nadir ortaya çıkar. birkaç kişi hariç (bir kısmı gönüllü bir şekilde, bir kısmı zorunluluktan) çevresinde kimse yoktur.

cuddy: insan kaynakları sana yeni bir amir bulamadı.
house: nasıl olur?
cuddy: çünkü sen yönetilemez birisin house. iki bölüm başkanı bırakmakla tehdit etmiş. (7. sezon, 2. bölüm)

dizi ilerledikçe onu böyle şekillendiren şeyler da bir bulmacanın parçaları gibi bölümlere dağılmış olarak izleyiciye aktarılır.

hasta: neden doktor oldun?
house: büyük soru bu mu? beni küçük düşürmen için izin verdim, yapabileceğinin en iyisi bu mu? tamam. haydi, insan bedeninin harikalarını tartışalım...
hasta: hayır, hayır, hayır. meraklı birisin. bir şeyleri çözmeyi seviyorsun. neden araştırma alanına yönelmedin? insanlardan nefret ettiğin aşikarken, neden insanlarla çalışıyorsun?
house: ödip takıntısı. annemin sevgisini arıyordum ve ben casey'in rüyalarının...
hasta: pekala. daha fazla cevaba ihtiyaç duymayacağını mı düşünüyorsun?
house: ben 14 yaşındayken babamın japonya'ya tayini çıktı. okuldan bir çocukla tırmanmaya gittik, bu sırasında düştü ve yaralandı, bu yüzden onu hastaneye götürmek zorunda kaldım. yanlış girişten girdik... ve koridorda bir adama rastladık. hademeydi... arkadaşımın enfeksiyonuna, doktorlar ne yapacaklarını bilemedi. bu yüzden... hademeyi getirdiler. o bir doktordu... ayrıca bir burakumindi. japon paryalarından biri. ataları katillik ve mezar kazıcığı yapmıştı... adam personel tarafından kabul edilmeyeceğini biliyordu. bu yüzden denemedi bile. iyi giyinmedi.... onlardan biri gibi davranmaya çalışmadı. orayı yönetenler, onda ihtiyaçları olan hiçbir şey olmadığını sandı. ta ki... ona ihtiyaçları olana dek. çünkü haklıydı... bu da başka bir şeyin önemli olmadığı anlamına geliyordu. onu dinlemek zorundaydılar. (3. sezon, 7. bölüm)

hastalarının ne dediğini umursamaz. hatta hastalarıyla elinden geldiğince az iletişime geçer. ona göre herkes yalan söyler.

öğrenci: ağrı başladığında ne yapıyorlarmış?
house: hiçbir fikrim yok.
öğrenci: sormadınız mı? hikayelerini almadınız mı?
house: elbette. ama bu şekilde gerçekte olanı değil, onların anlattıklarını öğreniriz. (1. sezon, 21. bölüm)

ilgisini çekmediği sürece herhangi bir hastanın dosyasını almaz. klinikteki görevlerini de yerine getirmemek için elinden geleni yapar.

house: gördün mü? baston yüzünden benim de hasta olduğumu düşünüyorlar.
wilson: sen de beyaz önlüğünü giy o zaman.
house: doktor olduğumu düşünmelerini istemiyorum. (1. sezon, 1.bölüm)

asla kabul etmez ancak vicodin bağımlısıdır, şeker gibi hap yutmaktadır. bu bağımlılık kendisiyle birlikte yakın çevresine de sıklıkla problem yaşatmaktadır ancak bunu çoğu zaman kabul etmez.

[house muayene için sıra bekleyen hastalara dönerek]
house: hastalarımız ve sevenleri hastanemize hoş geldiniz. zaman kazanmak ve rahatsız edici sohbetlerden kaçınalım diye söylüyorum ben dr. gregory house. greg de diyebilirsiniz. bu sabah klinikte nöbetçi olan 3 doktordan biriyim.
cuddy: kısa, şirin. bir dosya kap.
house: arkamda parlayan güneş ise dr. lisa cuddy. kendisi hastanemizin yöneticisidir. çok meşgul olduğundan sizinle ilgilenemeyecek. bendeniz etik kurul onayı almış bir teşhis mütehassısıyım. bulaşıcı hastalıklar ve nefroloji uzmanıyım. aynı zamanda kendi isteği dışında klinikte bulunan tek doktorum. ama merak etmeyin pek çoğunuzu elinde motrin olan bir maymun bile tedavi edebilir. konu açılmışken, sinirime dokunursanız bunu içtiğimi göreceksiniz. bu, vicodindir. benimdir ve size vermem. ve hayır bir ağrı yönetimi sorunum yok. bir ağrı sorunum var. kim bilir, belki de yanılıyorumdur. belki bu ilaç kafa yapıyordur. kim beni ister? [kimse elini kaldırmaz] kim diğer iki doktordan birini tercih eder? [bütün eller kalkar] fikrinizi değiştirirseniz bir no'lu muayene odasında olacağım. (1. sezon, 3. bölüm)

bulmacalar konusunda saplantılıdır.

john: içinde bir şey olmasa kurtarılmak istemeyen birini kurtarmak için hapse girmeyi göze almazdın. normal insanların evlenip çoluk çocuğa karışmalarının sebebi onları can evinden vuran bir tutkuları olmamasıdır. benimki müzik, seninki ise bu. her zaman kafanda bu var. bu yüzden normal değiliz. bu yüzden büyük insanlarız. en iyileriyiz. hayatta başka her şeyden geri kalıyoruz. evde bizi bir bardak içki ve bir öpücükle bizi bekleyen bir kadın yok. bu bize ters.
house: bu yüzden tanrı mikrodalgaları yarattı.
john: evet. ama bittiyse bitmiştir.
house: evet.
john: ne yapıyorsun?
house: benim için bitmedi. ya polis çağıracaksın ya da bunu yapacağız. ölmek istiyorsan, bunu mr cihazının içinde de yapabilirsin. (1. sezon, 9. bölüm)

ve tabii ki tanrıyla da arası iyi değildir.

cameron: insanlar tanrı'ya neden dua ederler?
house: tanrı'ya inanmadığını sanıyordum.
cameron: inanmıyorum.
house: o zaman gerçekten can alıcı bir noktaya temas edeceksin.
cameron: sence tanrı'ya dua edip yakarmaları tanrı'ya ne kadar büyük olduğunu anlatmak için mi? bunu zaten biliyor.
house: beni tanrı'yla mı kıyaslıyorsun? gurur duydum. ama hiç... ağaç yapmadım ben .
cameron: teşekkür ediyorum, çünkü benim için önemli. yaptığın için minnettarım.
house: tanıdığım en saf ateistsin.
[anons: dr. house, 1. muayene odasında hastanız var.]
house: şükürler olsun. insanlar, tanrı'ya onları böcek gibi ezmemesi için dua ederler. ben seni ezmeyeceğim. (1. sezon, 17. bölüm)

bir iki şey daha söyleyip, kapatalım:

hugh laurie tarafından canlandırılan dr. gregory house hemen her bölümde ironinin dibine dibine vurmaktadır ama bence dizideki en büyük ironi sosyal konuda bu kadar sıkıntılı bir insanın hastalarını kurtarmasına yarayan parlak fikirleri genelde sosyalleştiği sırada bulmasıdır. bu sosyalleşme kısmında işin içine tek arkadaşı wilson girer. wilson house'un aksine son derece disiplinli, insanlara karşı nazik, hemen herkesin saygı duyduğu bir doktordur. bununla birlikte dizinin en keyifli kısımlarından birini wilson'un house'a uyarak çocuklaştığı sahneler oluşturur. dördüncü sezondan itibaren bu sahneler artar. biz de ağzımızın suyu akarak aynı bölümleri tekrar, tekrar, tekrar ve tekrar izleriz.