sevgili gül;
inan yazmaya konu yok aklımda ve inan yazılacak ne kadar çok konu olduğunu düşününce delirecek gibi oluyorum. anlatılması gereken binlerce şey var belki, ama bunun için acele etmeden önce binlerce kez tutulması gereken bir el olduğunu hatırlayarak biraz rahatlıyorum. eskiden olsa dünyayı keşfetmenin heyecanıyla bir sürü şey anlatırdım herhalde, fakat şimdi dünya o kadar çok keşfedildi ki bize pek bir şey kalmadı. heyecanımız ölmüş olabilir mi acaba? şimdi belki yeni bir aşkın heyecanıyla dünyayı yeniden ama bu kez birlikte keşfetmek olabilir yapılacak şey, bunu da tek başıma yazarak gerçekleştirmem mümkün değil. buna rağmen niye mi yazıyorum? seni düşünmekten beynim patlamasın diye kalbimin kızıl saçlı bacısı.

gülüm gül;
son telefonlarıma bakıp da hakkımda yanlış düşünme, ben aslında keyif bile alırım çalışmaktan. genelde bedensel çalışmanın yanılgısız bir kutsallık hissi kazandıran yorgunluğu aslında keyif aldığım; ama böyle masa başında bile olsa saatler sonunda yığınla iş bitirmenin özgüvenini hep sevmişimdir. yalnız bu sefer gerçekten çok sıkılıyorum ve bu işin kendisinden çok seninle alakalıymış gibi geliyor. insanlar aşık olduklarında bir aylık izin sürelerine sahip olmalı, sadece işten, okuldan değil, hayattan da en az bir ay çekilebilmeliler. böylesi daha adil bir dünya olurdu. bir de insanlar mümkünse ilk günlerini ya da yolculuk öncesi son günlerini birlikte geçirirlerken daha insaflı olabilmeliler, öbür türlü kapı önündeki aceleci öpücükler, çok rüyalar bozar -yalnız on beş yaşında gibi oldum ya o an, onu anlatamam.

gülüşko gül;
aklım her zaman sandığın kadar neşeli olmayabilir, şu ara bile daha ciddi ve huzursuz şeyler dolanabiliyor aklımda. bu benim kötümserliğimden olsun umalım da. ve tedirginlikte en çok başlangıçlara yakışır zaten, ama bilmen gerekiyor, fena tereddütler üretebiliyorum kimi zaman. bana gene bir hatırlat öyle anlarda kaybolmadığımı ve biraz dokun parmak uçlarının sayısız kıskacı değsin tenime.
ayrıca ellerinin nasıl olup da o kadar güzel ve yumuşak ve biçimli olduklarını bir ara açıklamaya ne dersin. koyundu, kuzuydu, tarla tapan işleriydi diyorsun da nasıl bir sırsın güzelim sen? ben ellerimin çirkinliğini gizlemek için köylü parmak yapısının eşsiz örnekleri olduklarını söylerim hep, sen köyle on kat daha içli dışlıyken bu tür bir sözün yanından bile geçemezsin. bir norveçli balıkçılar varmış, bir ***li gül hanım, az değilsin.

gül;
özlemeyi hiç sevmiyorum, durduk yere çok özlüyorum. çabuk gelsen ne güzel olmaz mı, sonra da özlemek için zamanımız olacak gibi duruyor nasılsa. çok işler var üstelik halledilmesi gereken, evler toplanacak evler kurulacak, bekletmesen? son sözler faruk nafiz şiiriyle gelsin, ama şarkı olsun ki güzelim'in okuma güçlüğünü daha fazla zorlamayalım.

http://www.youtube.com