üç tuhaf bir saattir. piçtir bir bakıma. geceye mi yoksa sabaha mı ait olduğu belli değildir. o yüzden 'gönül' adlı şarkısında "sabahın tam üçündesin/dertlerin en gücündesin" diyen fikret kızılok'a "ne de güzel söylemişsin" diyor idiysek, "gecenin tam üçünde" diyen fikret kızılok'a da kızamazdık.

bu şarkının yeri ayrıdır. bu şarkı kızılok'un yaptığı en iyi iştir. bunda vokalini yapan kadının da etkisi olduğu su götürmez. özellikle şarkının "sevda gibi kanımda/can verirken elimde" bölümü, ankara'da geçirdiğim soğuk bir geceyi hatırlatır ve içimi geçirir, beni benden alır. nereye mi götürür? o soğuk gecede 'içimi üşüten'e belki. ısıtsın diye. zaten şarkıya düşkünlüğümün nedeni de ta kendisi olan bu kişi uykusuzluğumun da nedeni iken, saati az üçe vurdurmadım bu şarkı eşliğinde. bir dize eksik bu şarkıda, hangisi deseler, ne eklerdim? "dün değil, yarın değil"
gecenin üçü saçmalıktır. hele ki iki dört nöbeti sana kaldıysa hapı yuttuğunun resmidir. mesaide çok yorulmuşsam, o gün biraz erken yatmışsam muhakkak iki-dört nöbetine kalkarım.

ikide uyanırım. ulan bi damla uyku yok, bi tutam yorgunluk kalmamış. saat üç en sinir bozucu saat. ama bana göre dörtten daha beter değil. saat tam dörde gelince bi uyku bastırır ki hiç sorma gitsin. ulan uyusan saat altıda kalkacak mesaiye gideceksin ki muhtemelen uyanamazsın da. uyumazsan ertesi gün berbat geçecek. akşam bi önceki günden daha beter olduğundan yine erken uykuya dalacaksın. istersen yatağa gitme, farketmez! nasılsa koltuğa sızacaksın...

ertesi gün yine mesai berbat, yine akşam erken uyku... bu böyle sürüp gidecek. dur diyemeyeceksin. akşam salak gibi sabah sersem gibi. hele bi de bunu yaşadığın mevsim kışsa... vay anasını dedirtecek bi döngüye girdin, geçmiş olsun.

o yüzden ben anlamam kardeşim, ya beni ev hanımı yapsınlar ya da mesaide çok yormasınlar ki akşam erken yatıp, iki-dört nöbetine kalmayayım.