sincan 1. ağır ceza mahkemesi, cumhur reisi gül'ün ifadesine başvurma yönünde ara karar tesis etmiş. medya denen kirli aynanın bize yansıttığı manzara üzerinden yorum yapmak durumundayız; yoksa ne celseye katılmışlığımız ne duruşma zaptına dokunmuşluğumuz var.

bu ne demek? şu demek: cumhur reisi, suça konu yargılamanın pasif süjesidir. daha açığı, sincan ağır ceza mahkemesi, cumhur reisini yargılama yetki ve kudretini kendinde bulmaktadır. oysa anayasanın ('367 kararı' olarak hukuk tarihinde yerini -her nasılsa- alan kararla ilgili madde metninden kat be kat daha açık ve dolayısıyla yoruma kapalı) bir emredici hükmü var konuyla ilgili. buna göre cumhurbaşkanı ancak 'vatana ihanet'le ve meclisin nitelikli çoğunluğunun oyuyla suçlanabilir. burada hemen belirtmek gerekir ki, cumhurbaşkanına suç atfeden de, suçlu olup olmadığına karar verecek olan da meclistir. meclis söz konusu davanın hem savcısı, hem cumhurbaşkanının avukatı ve hem de yargılamayı karara bağlayacak olan hakimi konumundadır. burada yüce divan sıfatıyla anayasa mahkemesi'nin yargılama yapması filan söz konusu değildir. yasama erkinin yargı erkine galebe çaldığı bu ekstrem örnekte görüleceği üzere, milletvekillerini anayasada yazılı hal ve şartlarda yargılama yetkisini haiz anayasa mahkemesi bile cumhurbaşkanını yargılayamıyorken, daha düşük seviyede yetkili olan ağır ceza mahkemesinin böyle bir yetkiye sahip olması mahkemeler arasındaki yatay ve dikey hiyerarşiye de pek uygun düşmüyor; abes kaçıyor.

konuyla ilgili bir başka sorunsal şu: cumhurbaşkanı insan değil midir? hata, günah veya suç işleyemez mi? hırsızlık yapamaz, insan öldüremez, ırza geçemez, hakaret edemez mi? şayet işleme olasılığı varsa, niçin yasaların anası cumhurbaşkanına (tek istisnası 'vatana ihanet' olan) sınırsız bir sorumsuzluk bahşetmiştir?

bu sorunun yanıtı, cumhurbaşkanlığı makamının rejim ve anayasanın ruhu nezdindeki konumu ortaya koyulmak suretiyle verilebilir. bilindiği gibi 1982 anayasası askerî bir müdahaleyi (12 eylül 1980) müteakiben hazırlanmış ve yürürlüğe konulmuştur ve dönemin 'tepeden inme' yönetici kadrosunun zihniyetinin, korunmacı içgüdüsünün ve değer yargılarının derin izlerini taşımaktadır. ressam kenan evren'i (öhö öhö) cinayet, gasp, tecavüz veya hakaret vs. suçların olası faili olarak tasavvur veya tahayyül etmenin mümkün olmadığı bir dönemden; neredeyse insanların rüyalarının bile esir alındığı bir despotizmin hüküm sürdüğü bir dönemden söz ediyoruz. başka bir yaklaşım ve varsayımla söylenebilir ki, anayasayı hazırlayan akademik kadro, müstakbel darbeci cumhurbaşkanına yaranmak üzere ona bu tarz bir sorumsuzluk sunma yolunu seçmiş ve anayasa metnini bu biçimde kaleme almışlardır. geçmişte işlediği suçların bile soruşturma ya da kovuşturmaya tabi tutulamayacağına dair kanun çıkarmayı ihmal etmeyen bir cumhurbaşkanının bu tarz bir jeste hakkaniyet çerçevesinde yaklaşmasını beklemek safdillik olur.

bütün bunlar olmasaydı? yani askeri müdahale gerçekleşmeksizin yine aynı metne sahip bir anayasa bulunsaydı yürürlükte, durum çok mu farklı olacaktı? hayır. atatürk'ten sonra -her ne kadar çok başarılı kişiler gelip geçmiş olsa da- cumhurbaşkanlığı artık sembolik bir makam olarak kalmıştır. yürütme erkini etkin biçimde kullanan başbakandır ve başbakan genellikle yasama erkini de kontrolü altında tutar. cumhurbaşkanının yetkileri giderek daraltılmıştır. başkanlık sistemini benimsememiş bir ülkenin rejimi bakımından bu sonuçlar olağan. burada, sembolik bir makam haline gelen cumhurbaşkanlığı'na bir bakıma bir jest yapılmıştır. adi suçları işlemeyecek bir kişilikte olduğu önkabulüyle, adi suçlardan ötürü soruşturma ya da kovuşturma ile muhatap olmaktan berî kılınmıştır cumhurbaşkanı. düzenlemenin özü budur.

merakımızın cisme büründüğü diğer sorular şunlar: 'kayıp trilyon davası'nda sanık sayılabilecek cumhurbaşkanı, acaba hangi suçlar bakımından dokunulmazlığa sahiptir? basit yaralama mı, sarkıntılık mı, kasten yaralama mı, enerji hırsızlığı mı..? acaba 'cumhurbaşkanı dokunulmazlığı' yıllanmış bir evhamdan mı ibarettir ve yıllardır farkına varılamayan gerçeğin farkına, sincan ağır ceza reisi mi varabilmiştir? sincan ağır ceza reisi übermensch olabilir mi? cumhurbaşkanının başbakan ve/veya bakanlarla birlikte imza ettiği belgelerle ilgili sorumluluğu bile imzası bulunan bakanlar ve/veya başbakana izafe edilmekteyken, bundan şiddet olarak çok daha düşük seviyedeki sorumluluklarla cumhurbaşkanlığı makamını muhatap kılmak hukuk tekniği bakımından çelişki oluşturmaz mı? cumhuriyet tarihinde cumhurbaşkanının yargılanabileceği yönünde ara veya nihai karar tesis etmiş herhangi bir alt ya da üst derece mahkemesi bulunmakta mıdır? kürt sorunu ile ilgili önemli bir açılımın ertesine denk düşen bu kararın tesisinde, 367 garabeti benzeri bir art niyet, bir kurnazlık aramak ne kadar yanlış olur? acaba dava ile ilgili cumhur reisi sezer olsaydı, aynı mahkeme aynı ara kararı tesis eder miydi? anayasa boşuna mı "sadece vatana ihanet" tabirini kullanmaktadır? madem ki cumhurbaşkanı her suçtan dolayı yargılanabilmekte, neden vatana ihanet özellikle ve müstakil olarak belirtilmiştir? neden anayasa'da cumhurbaşkanı dokunulmazlığı ve sorumsuzluğuyla ilgili başlıklar bulunmaktadır; bunlar sehven kaleme alınmış metinler midir?

meseleyi sadece hukuk alanında ve hukuk tekniği ile okumak ve değerlendirmek mümkün değil ne yazık ki. çünkü son yıllarda hukuk, siyaset denen balçıkla, tarihinde hiç sıvanmadığı kadar sıvanmış durumda. hukuk, paçalarına hatta beline kadar bu pisliğe bat(ırıl)mış durumda...

siyaseti meseleye dahil ettiğimiz anda ise zaten ak koyun kara koyun anında ortaya çıkmakta.