http://www.youtube.com

"birdenbire fark edilen hisler ve klavyenin a tuşunun inatla basmaması" da olabilir başlığın ismi. on parmak yazamadığım için ister istemez klavyeye bakarak yazarım ama a harfine her bastıktan sonra ekrana bakıp kontrol etmem gerekiyor, bari j bozulaydı. ama işin gıcık kısmı bu, bildiğiniz gibi bir şeyi ne kdr çok kullanırsanız ilk önce o bozulur. tamam deminkini bilerek yaptım.

ergenliği çoktan geride bıraktık hatta artık genç bile sayılmam. ve elimde hiçbir delil olmamasına rağmen inatla kendini zeki sanan heriflerden biriyim.

goethe diyor ki: (daha önce dediğim gibi sahipsiz kalan her lafın sahibi goethe'dir, goethe olmasa aforizma paylaşamayız.) "zeka; benzer görünen şeyler arasındaki farkları ve farklı görünen şeyler arasındaki benzerlikleri görebilmektir."

ben bu lafı alıp kabul ediyorum.

benim bi ilişkim var. (hasiktir benim bile var) dünya ilişkiler tarihinin en saçma ilişkisi olabilir. birbirimizle bir hafta konuşsak sekiz ay falan küsüyoruz. a hrfi gibi, basıyon basıyon çıkmıyor. seviyor musunuz birbirinizi deseniz derim ki birbirini sevmeyen hiç kimse birbiriyle bu kadar uğraşamaz. umarım bu konuda onunla hemfikirizdir. yani teoride bir çok teori üretebiliriz.

başlığa dönelim. bazen hayatta üstüne en fazla düşündüğünü sandığın şey hakkında bile, artık her şeyi fark ettiğini sandığın zamanlarda bile, çözdüğünü sanırsın ama benzer veya farklı görünen şeyler arasındaki kilit bir noktayı gerçekten birdenbire fark ediyorsun. öyle düşünürken falan değil, mal mal ona bakarken. birdenbire.

2 gündür bu kızın evindeyim. (yoksa ben kendi klavyemin a harfini bozacak adam değilim. genelde üstüne içki döküp klavyeyi toptan bozup yenisini alırım, tarzım bu.) 2 gündür birlikte vakit geçirip iki sevgilinin herhalde hayatta birbirine söyleyebileceği en son şeyleri falan söylüyoruz. ve genelde beraberken bile farklı şeylerle uğraşıyoruz. dün gece yine aynen benimle hiçbir ilgisi olmayan bir şeyle uğraşırken uzaktan yüzüne baktım. o başka bir yere bakıyordu ben onun yüzüne baktım. evet söyleyeceğim çok soyut bir şey ama çok fazla tanıdık göründü bana. o kadar az yabancıydı ki. sakın freud'luk veya lacan'lık yapıp anneme benzettiğimi falan düşünmeyin, alakaları yok. çocukluktan beri kafamda oluşturduğum şeye öyle yakındı ki sanki ev birden bire benim evim, yatak birden bire benim yatağım, bana ait olmayan her şey benim ve o kız kesinlikle benim sevgilim oldu. ben bu kızı tanıyordum, daha tanışmadan tanıyordum, beş yaşındayken tanıyordum, sokaklarda boş boş gezerken tanıyordum, ilk biramı içtiğimde ilk halı saha golümü attığımda, babamdan ilk tokadımı yediğimde; abartıyor görünebilirim, inanın abartmıyorum belki ilk defa o işi kendi kendime gördüğümde bile tanıyordum. bir yere varabilir miyiz, hiç sanmıyorum, her an benden nefret etmeye dönebilir ama sorun değil. neden ergenliği çoktan geçtik dedim biliyor musunuz; çünkü tam ben bunları düşünürken bir arkadaşı bi şeyler sormak için aradı. laf arasınd erkek arkadaşım burada dedi. bir uyku bastı beni, kendimi bi rahat hissettim, açlığım yorgunluğum her şey geçti, birdenbire her şeye rağmen ait olduğum yerde olduğumu hissettim, gözlerimi ve kulaklarımı kapatıp uyudum sonra. ergenlik biten birşey değildir belki de....

işsiz kaldığım bir ara dublaj için belgesel çeviriyordum. devlerle ilgili bir belgesel geldi önüme. çoğunlukla hipofiz bezlerindeki bir tümör yüzünden dev oluyorlarmış. yani bizlerdeki hipofiz bezi ergenliğimiz boyunca büyüme hormonunu salgılıyor ve sonra duruyor ama devlerdeki tümör yüzünden durmadan büyüyorlar. yani aslında devler ergenlikten hiç çıkamamış insanlar. dünyanın en büyük insanları dünyanın en çocuksu insanları aslında.

o kızı tanımanızı isterdim diyemem çünkü hiçbirinize bana olduğu gibi tanıdık gelmeyecek. bence kimse benimle aynı şeyi görmeyecek. hayat hiç bitmiyor, hiç.

allah'tn buraları okumuyor yoksa bu yazıyı bir tarafıma sokardı bence. seviyorum ulan seni.