"kendimizi daima ruhumuz tarafından kuşatılmış hissetsek de bizi çevreleyen bu ruh, sabit bir hapishane değildir;
daha ziyade ruhumuzu aşmak, dışarıya ulaşmak için sürekli hamleler yaparak, onunla birlikte, bir hayal kırıklığı içinde sürüklenir, etrafımızda hep, dışarıdan bir yankı değil de, içimizdeki bir titreşimin çınlaması olan ve hiç değişmeyen bir tını işitir gibiyizdir.

nesnelerde, ruhumuzun onlara aksettirdiği, kendilerine değer kazandıran yansımayı bulmaya çalışırız;
doğal ortamlarında, nesneleri zihnimizde bir takım fikirlerle yan yana bulunmalarına borçlu oldukları büyüden yoksun bulunca, hayal kırıklığına uğrarız; bazen bu ruhun bütün gücünü, dışımızda olduklarını, kendilerine asla ulaşamayacağımızı açıkça sezdiğimiz insanları etkilemek üzere, beceri ve ihtişama dönüştürürüz.

işte bu yüzden, sevdiğim kadını daima, o sıralarda görmeyi en çok arzuladığım yerlerle çevrelenmiş olarak hayal etmemin,
bu yerleri bana onun gezdirmesini, bilinmeyen bir dünyanın kapılarını bana onun açmasını istememin sebebi,
basit ve zihinsel bir çağrışım değildi; yolculuk ve aşk hayallerim, tek bir kuvvet halinde fışkıran ve yönü değişmeyen yaşama gücümün- bugün,
sedefli ve görünürde kıpırtısız bir fıskiyeden, değişik yüksekliklerde kesitler alır gibi, yapay olarak ayırdığım- farklı anlarından başka bir şey değildiler aslında."

https://www.youtube.com
kucuk yali'dayiz, memur sevismekle mesgul, metin'in bir gozu yok. metin kedi ve bebekliginden bu yana gozu olmadigindan derinlik algisi da yok. algi yoksa mama da yok metin, kus pesinde kosma. balkondan duse duse hem kor hem topal lafinin hakkini veriyorsun. sahibi de ne kor ne topal ama erken yasta memur olmus, uzucu. ev guzel ama yasadigim manzarali evlere kiyaslarsam daha betonlu. zaten izmir'i oldum olasi sevemedim. yangin ciksa sokaga itfaiye araci giremez. girer de tum mahalleninin araclarinin sag ve sol kapilari hasat olur, o ev de yanar, o itfaiyeciler de katledilir. yanan yandigiyla, dayagi yiyen davalik olduguyla kalir, olan yine bizim metin'e olur, panik yapar, duser. bazi sarkilar metin'i ayaga kaldirmaz ama yanina ekletir. garip bir kedi. kafamiz ne kadar guzel olursa olsun, ki olunca daha cok dikkat ediyorum, biz huzurlu olunca metin'e bi haller oluyor. bu arada metin tuborg'un acmali kapaklarina hasta. pist sesini duyunca yatagindan firlayip geliyor. kapak muptelasi kerata. huzurlu olunca dedim ya, the finishing dinlerken metin mayisiyor, donuyor geliyor birinin yanina sirnasiyor ve o kedi kivrilmasini yapiyor. metin'e ozeniyorum. metin hep ayak uclarina kivriliyor. rahatsiz etmiyor seni, sana yakin ama o kadar da uzak duruyor fakat temasi da elden birakmiyor. belki tarantino'dan feyz almistir ya da umma'nin ayaklarina o da hastadir, bilemiyorum. dedim ya derinlik algisi yok. olsa zaten eve girip cikan ayaklara tenezzul etmezdi. sarki da garip, ruh halime gore yorumlayip dinleyebildigim bir sey. metin de ruh halimize gore davraniyor. yahu diyorum, sen n'ayaksin metin? neden boyle yapiyorsun evladim? balkona ciktigi anda yuksek desibelle metiiiiiiign diye bagirinca hatasini anlayip kosarak geliyor. sonra bi cosku bi sevimlilik. onemsedigimizi anliyor. sevdigimizi anniyor. metin insan olsa bu saksofon solosunda balkondan atlamaz, korfeze karsi birasini yudumlardi. gerek duymazdi atlamaya. kus pesinde kosmaz, cocukken nasil yatiyorsa (tombili'nin tam tersi. arka ayaklar ayak ayak ustune) oyle yatardi balkonda, goge bakardi. solo siddetini arttirdikca da istifini bozmaz, kuyrugunu fayansa carptirirdi metin.

loop'a alin.

edit: link ekleyemedim, bilemedim. stravoz - the finishing sarki. metin de metin iste.
/