suçluluk duymamak için makûl bir ayrılık gerekçesi sunmak zorunda hisseden kişinin içine düşebileceği fena durum.
zina yapan bir kadını taşlayacak olan yahudi topluluğa hz. isa ''aranızda günahsız olan, ona ilk taşı atsın'' buyurmuştur (yuhanna 8-7).

ilk taşı atmak istemez bazen insan, kendini ilk taşı atacak kadar masum hissetmez. hele ortada somut bir gerekçe yok ve bünyesi sevgiliden tedricen sıkılmakta iken. incitmemek için incinmeyi göze alır sırf bu yüzden. böbrek yetmezliği gibi, kalbinde sevgi yetmezliği başlamıştır, sevgiliye karşı. sevgili artık ismen sevgilidir zaten, karşılıklılık tükenmiştir ilişkide.

ortada bir şey yokken ayrılındığında kabahat, ayrılık kararını verende, yani ilk taşı atanda olacaktır. biraz girift bir durumdur aslında bu. ilk taşı attığınız anda günahkar * olursunuz. taş attığınız suçsuzdur çünkü, suçsuz insanı taşlamak günah işlemektir. işte bu anda, ayrılmayı bekleyen tarafı ikiyüzlü gösteren bir durum çıkar ortaya. şöyle ki; bir taraftan ayrılmak istemektedir kişi, diğer yandan karşı tarafın bir hatasını kollamaktadır, tabiri caizse pusuda bekler. ama bunu ikiyüzlü olduğu için yapmaz çoğu zaman; karşısındakinde oluşacağını öngördüğü yıkımın boyutlarını küçültmek, hasarı asgariye indirmek için yapar.

ayrılmak sancılı bir sürece sokar sevgilileri, ilk taşı günahsız atar belki, ayrılma faslı başlar. peki ya son taş? öldürücü darbeyi indiren son taşı kim atacaktır? en günahkar mı, yoksa en masum mu? asıl soru ve sorun bu merkeze kayar.