laneth'i hiçbir şey için sevmese bile sırf admin'e rahat rahat saydırabileceği için sevebilir bir insan. denemesi bedava! gidin ekşi'de, itü'de -belli bir samimiyetiniz varsa bile- admin için ileri geri konuşun bakalım ne oluyor? yemez doğal olarak... ha, böyle dedim diye gaza gelip still'e hayvanlık yapacak olan varsa da karşısında beni bulur! ona göre. still cursed öz be öz kuzenimdir. abi yarısıyım ben onun. o da benim kızkardeş çeyreğim. falan filan işte...

yalnız şöyle bir şey var; arada kaşınıyor bu. neymiş, izlediği en kötü filmlerdenmiş, efendime söyleyeyim çişmiş kakaymış... kurguya takılmamış da, nolanist kimliğini geri planda tutmuş da... ulan kara civciv, senin o çok şahane inception'ında üç alt seviye rüyaya inerken orada nerden baksan bir ay kalması gereken kardeşlerimiz on dakikada ortalığın anas.. ortalığı toza dumana katınca "eeööğğ, kuğgu çook şeeyyy" demiyordun da şimdi mi düştü saksı kafana? terbiyesiz seni! cıkcıkcık...

yok efendim adamı bize "öyle şahane avcı, adamın böyle a.ına kor" diye tanıtmışlar da sonra vakanın basitliği ortaya çıkınca işin polisiye yönünden çark etmişler. yalancının? kim nerden uyduruyor bunları yahu, aynı filmi mi izledik gerçekten! sadece iki sahnede ferman bey'in kariyerine vurgu yapılıyor. kaldı ki "türkiye'de neden seri katil yetişmiyor" sorusunu bizzat karakterin ağzından sorduran (uzun zaman önce benim de bu konuda bir şeyler yazmış olmam ne de hoş tesadüf olmuştu) yönetmen filmin ortasında bunun cevabını da veriyor; bu memlekette katil her zaman bellidir. mesele onun kim olduğunu öğrenmek değil, sahip olduğu -ya da kendisini kollayan- güce rağmen katilliği hakkında kesin deliller elde ederek onu mahkum edebilmektir. ferman'ın avcılığı da buradan geliyor zaten. sen bu adamın zekasının hakkını vermek için daha cesedin kolu bulunur bulunmaz "aha şu herif işlemiş cinayeti" demesini bekleyebilirsin. de öyle yürümüyor işte işler. o yüzden o da idris'e patlarken "deliyim diye dolanıyorsun ortalıkta, yap bir delilik de kanıt bul bana!" diye sinirleniyor.

ondan sonracığıma, neymiş, benim ruhumu mu almışlar, dram olsaydı içim titrerdi, tralaalalaaaaa tralalaaalalaaaa! idris'in binbir umutla evlenme teklifinde bulunduktan sonra aldığı cevap karşısında boğazına tıkanan şey senin boğazına tıkanmıyorsa yönetmen ne yapsın kuzi ya, yönetmen ne yapsın? ağla diye soğan mı soysunlar salonun çıkış kapısında, kulağına "ibrahim erkal öldü, nıhahahahah" diye mi fısıldasınlar? ayıp ya, vallahi ayıp...

ha, nedir sonuç, bir daha hayatım boyunca kuzenimle sinemaya gitmem ben. çünkü o bana bir zamanlar manyak diyordu ama kendisi bildiğin nevrotik! ağır vasıta üstelik. efendim? biz zaten hiçbir zaman birlikte sinemaya gitmedik mi? şerefsizim verilmiş sadakam varmış! çok şükür allah'ıma :)))

bu filmi beğenmeyen arkadaşlara naçizane tavsiyem tüm fındıklı alman çikolatası bulup yemeleridir. hayat gerçekten güzel oluyor o zaman...