ömrümün son 14 ayında... bu 14 ayın istisnalı cumartesilerinde... aslında keyfi ama bir zaman sonra zorunlu olarak çalıştığım küçük işyerine ulaşmak için... sabah 9, akşam 7 bindiğim bu otobüs hakkında yazmasam ayıp olacaktı...

uzunca bir süre mecidiyeköy'den bindim bu otobüse. malum ara durak olduğu için (ha unutmadan 522 cevizlibağ /tepebaşı-ümraniye otobüsüdür.) tutunacak dal bulduğum yere ilişirdim. arka tarafın koridoru hem koltuklara yakın olma bakımından -olur da biri iner ben de yerine konarım düşüncesi- hem de tutunacak yer bolluğu bakımından idealdir. 'ilerleyelim' ikazlarıyla arka kapının önüne kadar sürüklendiğim zamanlarda direklere başımı dayamak suretiyle avunurdum. cuma akşamının bereketinden mütevellit hep uykusuz olduğum cumartesi sabahları cam, direk yastık olurdu işte...

son zamanlarda ilk duraktan biniyorum. genelde otobüse ilk ya da ikinci binen kişi oluyorum. (ilk duraktan binenlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez.) nereye oturacağım sorusu birkaç deneme yanılmadan sonra doğru cevabını buldu. sağ taraf; köprüye kadar güneşin altında yanmak ve üzerine duraklarda bekleyen onca insanın anlamlı anlamsız bakışlarına maruz kalıp, bir de üstüne, gördüğüm onca insan yüzünün hafızamı köreltmesi riskini barındırdığından (bilimsel bir gerekçe yani) yanlış bir tercihtir. sol taraf sadece köprüde güneş alır -cumartesi sabah trafiği çok zorlasa son viyadükte başlar, ki bu da yok sayılabilir- yani kısa bir güneşe maruz kalma süresidir. bir de, sol şeridi işgal eden bazı süper lüks arabalar , son model cipler ve onların istisnasız kel, göbekli ve zengin sürücülerini dikizlemek (garip ama tamamen içgüdüsel) var. gerçi sağ tarafın köprü manzarası daha iyidir. ikinci köprüden üsküdar taraflarını seçebilen keskin görüşlü robbie'ye nispet yapmak gibi olmasın ama 1. köprüden üsküdar'ın güneyindeki kızkulesi'ni seyretmek pek keyifli oluyor.

ilk duraktan bindiğimde sabahları en az bir saat oturacağım yerde çakılı olacağımdan ve maalesef otobüste kitap okuyamadığımdan mp3 çalarıma mahkum oluyorum. ayda bir güncellediğim playlistim hep ezberlenmiş ve sıkıldğım şarkılardan oluştuğundan, köprüden sonra halk otobüs zırıltısı eşliğinde boş boş etrafa bakınmak zorunda kalıyorum. sorun şu ki çabuk ezberliyor ve çabuk sıkılıyorum. allahtan etraf hep değişiyor. etraf demişken, cumartesi sabahı yolcu profilini ümraniye'deki akrabalarını ziyarete giden çoluk çocuk aileler oluşturur. yanımda kucağındaki çocuğuyla şişman teyzelerle sarmaş dolaş oturmaktan şikayetçi değilim. hemcinserimle yapışık oturmaktan hiç şikayetçi değilim... 522lerin önemli bir özelliği mutlaka içinde ineceği yeri bilmeyen yolcu barındırmasıdır. muavinler metro ve tramvaylardaki gibi durakları anons edip dururlar. çarşı kalmasın, santral'i kim soruyodu, hoop ağır ol, abi sen burda inecen...

akşamları... akşamları; yorgunluk, trafik ve çoğu zaman ayakta geçen bir saattir 522. 522 , 93t'den sonra en çok yolunu gözlediğim numaradır. gelecekte, başka bir şehirde yaşarken alakasız bir yerde karşıma çıkacak her 522 sayısında aklıma bu otobüs gelecek. aramızda böyle duygusal bir bağ da oluştu sonunda.

geçen robbie ile konuşurken 'aa ümraniye'ye mi gidiyosun, 522...' dedim. robbie ' b' diye kesti. sonra baktım bir yazı döşemiş. dedim ki bu da benden olsun, tribute to 522..