ben, türkiyedeki kapitalistlere bir konuda oldum olası uyuz olmuşumdur. tamam, onlara pek çok konuda uyuz oluyorum ama, bir konuda daha fazla arttırıyorlar sinir katsayımı. bu konu ne mi? bu konu, onların kapitalizmi adam gibi savunmamaları; daha doğru bir ifade ile ortodoks kapitalist olmamaları.

örneğin, siz işsizlik konusunu ele alırsınız. işsizliğin kapitalizmin kronik bir sonucu olduğunu sebep sonuç ilişkisi içinde gözler önüne serersiniz. onlar da köşeye sıkışınca, işsizlik maaşından dem vururlar. işsizliğin kapitalizmin kronik bir sonucu olduğunu kabul etseler bile, işsizlik maaşı ile bu sorunun katlanılabilir hale getirilebileceğini savunurlar. işsizlik maaşının ne kadar etkili bir mekanizma olduğu sorusunu boş geçelim şimdilik. sosyal devletin, gelir düzeyi düşük bireyleri devlete tapınmaya itmesi konusunu da anarşistlere bırakalım.*(*gri karanlık kardeşim, bu pasım sana) benim anlamadığım, bir kapitalistin işsizlik maaşını nasıl savunabildiği. devlet, söz konusu maaş için gerekli kaynağı vergilerle sağlamayacak mı? vergileri de çalışanlardan almayacak mı? yani en nihayetinde, çalışanların haklı(?) kazançları ile çalışmayan tembelleri beslemeyecek mi? kapitalizm yanlıları, bu sistemde yeterince girişken olan herkese iş ve ekmek olduğunu iddia etmiyor muydu? bu durumda devlet bir avuç tembelin gönlünü almak için, özellikle de küçük burjuvaziyi sömürmüş olmayacak mı?!:zorba, vergilerin en çok küçük burjuvaziyi ezdiğini söylemişti bir sohbetimizde:!

örnekler çoğaltılabilir ama gerek yok. özetle, bir yandan zenginlerin kazandığı paranın helal olduğunu iddia edip, gelir düzeyi düşük kitleleri yeterince girişken olmamakla suçlayıp, diğer yandan devletin zenginden alıp fakire vermesini savunmak ne menem bir şeydir bilmiyorum. sırf işçi mücadelesinin bindirdiği basıncı hafifletebilmek adına, kendi teorileri ile çelişmeyi göze almaları ne kadar etiktir onu da bilmiyorum. ama, hep derdim kendi kendime*(*tabi onlara hitap ederek): ''biraz delikanlı olun olm. çıkın günde on saat karın tokluğuna çalışan bir işçinin karşısına, ve ona yeterince çalışmadığı için fakir olduğunu söyleyin. sosyal devlete karşı çıkın. devletin sizin haklı kazançlarınızla tembelleri beslemesini eleştirin.'' diye. yani hep isterdim ki, kartlar açık oynansın. herkes ne ise o olsun, kimse pragmatist gerekçelerle kendi kendisi ile çelişmesin. sonunda birileri beni duymuş. bunları bu güne kadar hep içimden söylemiştim ama, sanırım benim telepati yeteneğim var ki, birileri nihayet kapitalizmi adam gibi savunmaya başlamış. adam gibi derken doğru düşüncelere sahip olduklarını kastetmiyorum. kimsenin ne menem bir şey olduğunu bilmediği şu sosyal demokrasi efsanesinin arkasına saklanmadıklarını söylemek istiyorum. kim mi bunlar: ''3h hareketi''.

kendileri ile internette gezinirken karşılaştım. ahan da siteleri: http://www.3hhareketi.org
hürriyet-hukuk-hoşgörü imiş mottoları. nedirler, kimdirler bilmem. derin devlet midirler, sorosçu mudurlar!:hemen bakmayın öyle. sorosçu kelimesini ben de sevmem. laf olsun diye kullandım o kelimeyi:!, yoksa bir avuç küçük burjuva mıdırlar onu da bilmem. dedim ya, birkaç gün öncesine kadar haberim yoktu kendilerinden. ama biraz sitelerine göz atmamla gözlerimin yaşlarla dolması bir oldu. ''sonunda'' dedim, ''türkiye'de birileri, sosyal devlet olgusunun kapitalizmin doğası ile çeliştiğini açık açık söylüyor''.!:''söylüyor'' dedim çünkü daha önce de söz konusu durumu bildiklerinden şüphem yok:!

sitelerinde yoğun bir özgürlükçü söylem var. bireyin, başkalarının özgürlüklerine müdahale etmediği sürece, istediği herşeyi yapmakta özgür olduğunu söylüyorlar. dini, cinsel ya da felsefi her yaşam tarzının saygıya değer olduğunu savunuyorlar. yaşamın her alanında tahakkümü ortadan kaldırmaktan bahsediyorlar. sanırsın anarşist elemanlar.*(*gülücük) bunları söylemek, savunmak güzel şey tabi, de, ''bu özgürlükçü perdenin arkasına sakladıkları şey'' asıl ilginç olan. özgürlükçülük adı altında devlet mekanizmasına karşı çıkıyorlar. daha doğrusu, devletin piyasaya müdahalesine karşı çıkıyorlar. büyük bir yüzsüzlük örneği göstererek, kapitalizmin tüm olumsuz yönlerini devlete havale ediyorlar. devletin ekonomiden elini çekmesi ile kapitalist sistemin kusursuz bir işleyiş göstereceğini iddia ediyorlar. bu teorilerini de devlet kapitalisti ya da stalinist bürokrat ekonomilerin verimsizliği ile kanıtlamaya çalışıyorlar. devlet kapitalizmini ya da stalinizmi serbest piyasa ekonomisinin yegane alternatifiymiş gibi göstererek de, el çabukluğu marifeti ile serbest piyasa ekonomisini rakipsiz ilan ediveriyorlar.

devlet kapitalizminin ya da stalinizmin serbes piyasa ekonomisine ciddi alternatifler sunamadığı konusunda hemfikirim arkadaşlarla. kapitalizmin alternatifsiz oluşu konusunda ise, eğer üşenmeseydim, çok şey söyleyebilirdim onlara. şimdilik şunu söylemekle yetineyim: en nihayetinde kapitalizmin başka bir versiyonu olan devlet kapitalizmi, ya da sosyalizmden çok kapitalizme yakın duran stalinist bürokratik diktatörlükler üzerinden prim yapmaya çalışmalarını esefle kınıyorum.

neyse, biz yolumuza devam edelim. devletin, eğitim ve sağlık da dahil, her türlü sektörden elini çekmesini sadece sonuçları için istemiyorlar; bunun aynı zamanda özgürlüğün gereği olduğunu savunuyorlar. örneğin, özel bir hastane sahibinin devletin sağlık tekeli ile mücadele etmesi imkansız olduğu için, devletin sağlık sektörüne el atması o özel hastane sahibinin özgürlüğüne müdahale etmek demekmiş. bu önerme kapitalist bakış açısı ile baktığımızda bir iç tutarlılığa sahip olsa bile, asıl önemli olan, bu önerme ile özgürlük derken asıl kimler için özgürlük istediklerini ele vermiş olmaları. bunların liberalem diye bir dergileri var ve ben o derginin son sayısını*(*sanırım) indirdim. bir beyefendi özel hastaneye gitmiş, hastanenin sigorta hastanelerinden farkı kalmamış, ona yakınıyor. hükümetin özel hastaneler ile devlet hastaneleri arasındaki ücret farkını kaldırmasını eleştiriyor. ''ben farkını verip daha iyi hizmet alıyordum. senin buna müdahale etmeye ne hakkın var'' diyor akp'ye. (vay anam vaaaay. akp'den daha liberal bir oluşum akp'yi devletçilikle suçluyor. başımıza taş yağacak)

bir başka bölümde de, sanırım manifestolarındaydı, devlet dairelerinde aşağılanıp horlanmaktan bıktıklarını söylüyorlar. bu konuda onlara sonuna kadar katılıyorum. en küçük çalışma birimlerine kadar tüm toplum demokratikleştirilmezse, atama ile göreve gelen yöneticiler çağı sona ermezse*(*bürokrasi lağvedilmezse), özgürlük ideali ancak lafta kalır. katılmadığım nokta ise, bürokratik tahakküme karşı çıkılırken, tahakkümün belki de en önemli kaynağı olan kapitalizmin özgürlükçü olarak lanse edilmesi. eğer sizin kendinize ait bir işletmeniz varsa, bürokratik tahakkümü ortadan kaldırarak, kendi adınıza her türlü tahakkümü ortadan kaldırmış olursunuz. ama patronun işçi üzerinde kurduğu baskı, tüm barbarlığı ile var olmaya devam eder. sanırım özgürlükçü olup olmamaktan çok, kimin için özgürlük istendiği önemli olan.

toparlayacak olursak, yukarıda da söylediğim gibi, bunlar kimdir-nedir bilmem. o kadar umursamam da. ama, benim bildiğim, türkiye'de kapitalizmi bu kadar cüretkarca savunan başka bir oluşum yok.

amacım, bu oluşumun düşüncelerinin sistematik bir eleştirisini vermek de değidi. çünkü bu, ortodoks liberalizmin eleştirisini vermek anlamına gelirdi ki, o da daha hacimli bir çalışmayı gerektirirdi. benim amacım, en azından şimdilik, dikkatimi çeken bu ilginç oluşumu sizlere tanıtmak, ilk etapta göze batan yönlerine şöyle bir değinmekti.

..............................................

-o değil de, şimdi ben bunların reklamını yapmış olmadım mı?
-seni okuyan mı var salak!!
-o da doğru ya.