bugünkü sayısında balyoz hakkındaki geniş bilgilerine devam ediyor. ama işin ilginç yanı herşeyi belgelerine dayandırmaları. ellerinde beşbin sayfalık döküman bulunduğunu iddia ediyorlar. ve haberin bazı bölümlerinde bunların ıslak imzalı olduğu koyu şekilde tırnak içinde insanın gözüne sokarcasına belirtiliyor.
bu gazete daha önce de birçok belge çıkardı meydana. ama ilk defa bu kadar ciddi olduklarını gördüm. daha önceki belgeler bazılarının deyimiyle belkide gerçekten kağıt parçası olabilirdi (az sayıda olmaları ve sahtesinin yapılabilme olasılığı yüzünden). ama bu sefer beşbin sayfa diyolar abi. beşbin sayfa ne demek ya. otursan yazmaya kalksan yıllarını alır. onu da geçtim hadi oturdun kağıtları hazırladın hepsine ıslak imza uydur. onuda geçtim bide ellerinde ses kayıtları olduğunu iddia ediyorlar. işin en can alıcı noktası da bu. herşeyi uydurabilirsin ama ses kayıt işi biraz zor. haa şimdi şu denilebilir. yasal yolla elde edilmediği için mahkemede geçerliliği yoktur. ama kayıtlar varsa ve denildiği gibi konuşmalar açıkça gazetede yazıldığı gibiyse doğru olma ihtimali yüksek. bu da zaten niyeti belli eder.
işin bir diğer ilginç yanı ise belgelerde yapılacak darbeden sonra yargılamalara kimin bakacağı bile belirlenmiş. hatta hangi savcıların hangi tarafta olduğu tek tek fişlenmiş. şimdi bu iş büyük ihtimalle savcıya intikal ettirilecek. fişlenen savcılardan biriside bu işe verilirse onun bakış açısı ne olur merak ediyorum. daha kötüsü askeri tarafta yer alan bir savcı verilirse durum ne olur. orası biraz karışık.
en merak ettiğim nokta ise bu gazete bu kadar bilgi belgeyi nerden toplamaktadır. daha öncede bi sürü şey çıkardılar. ve devamı gelecek gibi. on yıl kadar daha yapılan planlar tek tek ortaya çıkacak gibi. nihayetinde tahmin ettiğimiz üzere, askeri rejimin ne boklar yediğini bize göstermeleri güzel şeyler. bu planlar her ne kadar akp gibi sevmediğimiz (hatta nefret ettiğimiz) bir partiye karşıda yapılmış olsa da bilinmesi ve cezalandırılmaları gerekiyor. umarım sonunda bişeyler yapılabilir. tabiki bu yapılan şeylerin tsknın gücüne zarar verilecek biçimde yapılmaması gerekiyor(militarist değilim ama ütopyaya kadar silaha muhtacız).
- isim ve e-mail adresi belirtmek zorunludur.
- iletişim bilgileriniz yazara büyük ihtimalle iletilmez.
- yazar kendisine iletilen yorumu okurlara açabilir, açmayabilir de.
bugüne kadar, akp'nin sözde açılımı üzerine tartıştık bu başlık altında. gelin, isterseniz şimdi de kendi açılım süreçlerimizin yol haritalarını dökelim ortaya:
zorba*, ''ya kürtler bağımsızlığını kazanır, ya da tc yeryüzündeki son kürt genini de yok edene kadar bu savaş sürer'' demşti. ben, biraz farklı düşünüyorum ondan. elbette ki, yer yüzündeki her halk gibi kürt halkının da kendi kaderini tayin hakkı olduğuna inanıyorum. ama, bu hakkın sadece bağımsızlık yönünde kullanılmak zorunda olmadığını da biliyorum. ve, ukkth'yi referanduma indirgemenin şekilcilik olacağını düşünüyorum. yani, eğer kürt önderliği birlikte yaşamı seçerse, ve önderlik kitleselliğini kaybetmezse, kürt halkının kaderini tayin hakkını birlikte yaşamdan yana kullanmış olacağını iddia ediyorum.
lenin, evliliğe benzetmişti aynı devletin sınırları içinde yaşayan iki halkın birlikteliğini. ve, ayrılma hakkını da birlikte yaşayan çiftlerin boşanması ile özdeş görmüştü. boşanma hakkını savunmanın evli bütün çiftleri boşanmaya teşvik etmek anlamına gelmediğini de vurgulamıştı. eğer evlilik metaforunu baz alırsak, türk tarafı da hiç umudum olmamasına rağmen gerçek bir açılım yaparsa*, bu evliliğin hala kurtarılabileceğine inanıyorum.
bu durumda sorun, kürtleri birlikte yaşamaya ikna etme sorunudur; pkk'yı tasfiye edip dtp'yi yıldırma sorunu değil.
sözü uzatmayalım, işte benim açılım sürecim ve yol haritam:
1) devlet, kürt halkını sistematik bir şekilde asimile etmeye çalıştığını kabul edecek. özür dileyecek.
(yukarıda sözünü ettiğim özür dilenmediği sürece, hiçbir açılımın başarılı olma şansı yoktur. eğer birisi size haksız yere tokat attıysa, ve haksız olduğunu kabul etmeyi reddediyorsa, sizinle barışma talebine ''siktir'' ile karşılık verirsiniz değil mi?)
2) kürtçe üzerindeki tüm sınırlamalar kaldırılacak. ana dilde eğitimden devlet dairelerinde kürtçe konuşulmasına kadar, kürtçe'nin türkçe ile eşitliği tanınacak.
(biz nasıl yunanistandaki, bulgaristandaki, doğu türkistandaki ırkdaşlarımızın ana dilde eğitim haklarına hassasiyet gösteriyorsak, aynı hassasiyeti kürtler ve kürtçe için de göstermeliyiz. üstelik, çok dillilikten korkmamıza da gerek yok. yukarıdaki maddenin kabulü durumunda biz, ne ilk çok dilli toplum oluruz, ne de birlik beraberliğimiz sarsılır. zaten daha ne kadar bölünebiliriz ki?)
3) anayasadaki bütün milliyetçi ifadeler kaldırılacak. ya da anayasada kürt halkından da bahsedilecek.
(bu sorun, kürtler bir devlet sahibi olmadıkça çözülmeyecek. bu durumda, ya kürtler yeni bir devlet kuracak, ya da elimizdeki devleti kürtlerle bölüşeceğiz. yasaları ile eğitim sistemi baştan ayağa türk şovenizmi kokan bir devleti kürtlerin kendi devletleri olarak görmeleri pek mümkün olmadığı için de, anayasayı ve eğitim sistemini şovenist zehirden temizlemeliyiz)
4) pkk'ya silah bırakması karşılığında af ilan edilecek; duruma göre, legal siyaset yolu açılacak.
(taraflar birbirlerini hapse atarak barış yapmaz. üstüne üstlük, pkk barışı kabul etti ise eğer, zaten hala pkk militanlarını hapse atmaya devam etmenin de bir mantığı yoktur.)
ben, yukarıdaki maddelerin kabulü halinde kürtlerin kaderlerini tayin haklarını birlikte yaşamdan yana kullanacaklarını düşünmekteyim. ha, akp'nin sözde açılımı bile bu kadar olay yaratmışken, yukarıdaki maddeleri dile getirme cesaretine sahip babayiğit bir burjuva politikacısı var mıdır emin değilim. türk kamuoyu ne tepki verir sorusunu ise gereksiz buluyorum. çünkü türk kamuoyu, eğer şovenizmden/çatışmadan ekmek yiyenler tarafından kışkırtılmazsa, kürt kardeşleri ile barış içinde eşit şartlarda yaşamayı seve seve kabul edecektir diye düşünüyorum.
***
son paragrafın son cümlesini biraz açalım isterseniz. türk kamuoyu, bu sorunda genetik bir tavra sahip değil. daha çok medyanın gazı ile hareket ediyor. son süreçte bile, mhp ve chp'nin kışkırtmaları olmasa soğuk kanlılığını koruyabilirdi. eğer adam gibi bir iktidar partisi, bu sorunda adam gibi bir tepki koyabilirse şovenist kanada karşı, türk kamuoyunun küçümsenemeyecek bir kısmı barıştan yana tavır koyar.
***
hadi itiraf edeyim, en azından önümüzdeki yirmi yıl içinde yukarıdaki yazdıklarımın gerçekleşme ihtimaline ben de inanmıyorum. ama açılım olacaksa da böyle olmalıdır. üç beş ağlak konuşma yapmakla olmuyor bu işler.
- isim ve e-mail adresi belirtmek zorunludur.
- iletişim bilgileriniz yazara büyük ihtimalle iletilmez.
- yazar kendisine iletilen yorumu okurlara açabilir, açmayabilir de.
süreç, uluslararası atmosferin türkiye'ye kendi kürtleri ile barışmayı dayatması ile başladı. alt-emperyalist bir bölgesel güç olan türkiye, bölgede daha rahat at koşturabilmek için bir şekilde kürt sorununu çözmeliydi. üstelik, savaş, burjuvazinin daha da semirmesi için kullanılabilecek kaynakları bir karadelik gibi emmekteydi. geride bıraktığımız yirmibeş yıl (hatta seksendört yıl), bu sorunun silahla çözülemeyeceğini kanıtlamıştı. işte bu şartlar altında akp, kemalist bürokrasiye karşı ard arda kazandığı cephe savaşlarındaki zaferlerin de sarhoşluğu ile kürt sorununa el attı. evet, bu sorun türkiye toplumu için bir tabu idi. fakat, başka bir tabu olan tsk'nın dokunulmazlığı kanısını yerle bir etmemiş miydi akp. kürt sorununun ancak barışçıl yöntemlerle çözülebileceğine kitleleri ikna etmek, kitleleri tsk'nın demokrasi düşmanı darbeci bir kurum olduğuna ikna etmekten ne kadar zor olabilirdi ki?
işşte böyle bir atmosferde yola koyuldu akp. plan basitti: kürt halkına üç beş taviz verilecek, dtp devletin yanına çekilecek, pkk dtp'nin de yardımı ile silah bırakmaya razı edilecek, ve erdoğan tarihe kürt sorununu çözen adam olarak geçecekti. fakat süreç, zaferin hiç de sanıldığı kadar kolay olmadığını gösterdi akp için. öncelikle, türk halkı yıllar süren sistematik bir çalışma ile içinde yaşamaya mahkum edildiği şovenizm bataklığından çıkmaya hazır değildi. tsk, mhp ve chp de akp'ye karşı sonuna kadar kullandılar bu durumu. akp'yi meşru yöntemlerle iktidardan düşürmeleri pek muhtemel gözükmemekteydi o günlerde. kürt sorunu, akp'ye karşı oynayabilecekleri belki de son kozdu; ve işe yaradı. ciddi şekilde köşeye sıkıştı akp.
üstüne üstlük, planlardaki tek aksaklık mhp ve chp'nin beklenmeyen atağı değildi. dtp de yanaşmıyordu kendisine biçilen rolü oynamaya. vaad edilen üç beş hak kırıntısını olumlu karşılıyor, ama çok daha fazlasını da istiyordu. pkk ise, bekle ve gör modundaydı o dönemde.
ardından ülkeye dönen barış grupları... barış gruplarının karşılanma şekli, ve türk kamu oyunun buna tepkisi tam anlamı ile şok etti akp'yi. öncelikle, kürt hareketinin kendilerinin kontrol edemeyeceği kadar büyük bir potansiyel taşıdığını gördüler bağrında. kürtler, devletin tartışmak bile istemeyeceği taleplerle ortaya çıkabilirlerdi. daha doğrusu, zaten yıllardır dile getirdikleri, ama devletin ısrarla duymak istemediği haklı talepler açılım süreci ile gündeme oturabilirdi. ve akp, bu taleplerin destekçisi durumuna düşebilirdi. böyle bir durum, iktidarın kaubına bile yol açabilirdi. diğer yandan ise, türk şovenizminin bindirdiği basınç vardı. ''ağlak konuşmalarla başlayan sözde açılım'' tam bir tıkanıklık içine girmişti. dtp'nin kapatılması ve pkk'nın yeniden vurmaya başlaması ile son umut kıvılcımı da söndü.
bugün geriye dönüp baktığımda, içler acısı bir komediden başka bir şey görmüyorum maalesef. benim amcalarım köylüdür, ve sık sık birbirlerine silah çekme noktasına gelirler tarla sınırı konusundaki anlaşmazlıkları yüzünden. ama onlar bile, daha ciddi tartışır aralarındaki sorunları bizim devlet büyüklerimizden.
geriye dönüp bakıyorum, ve akp'den başka suçlayacak kimse bulamıyorum bu komedi yüzünden. mhp-chp-tsk cephesi, kendilerinden bekleneni yaptı. zaten, onlara karşı yapılan/yapılması gereken bir mücadeleydi açılım süreci. dtp, son derece haklı olarak, kürt halkının haklı taleplerini üçbeş hak kırıntısı ile takas etmeyi reddetti. pkk'yı terörist olarak nitelemediler, evet; ama, zaten dtp ve onların temsil ettiği kürt halkı pkk'yı terörist olarak niteleseydi kürt sorunu diye bir sorunumuz olmazdı değil mi? akp'ye gelince: öncelikle kolay zaferler peşinde koştular. amaçları, kürtlerin temel hak ve özgürlüklerinin iadesi değil de pkk'nın tasfiysi olduğu için, daha baştan ofsayta düştüler. kürtlerle empati kuramadılar. hatta, kürtlerin isteklerinin üç beş hak kırıntısından fazla olduğunu görmeleri dehşete düşürdü onları. emin olun, barış grubunun karşılanma görüntülerini izledikten sonra :''hassiktir, biz bu işe nerden girdik.'' demişlerdir. diğer taraftan ise, oy kaybını göze alamadıkları için, türk şovenizmine adamakıllı direnemediler. ''analar ağlamasın'' tarzı muğlak sloganları saymazsak, şovenizmi dindirecek argümanlar üretemediler. herşeyi göze alarak ''bu ülkede kürtler yıllarca ezilmiştir, asimilasyona maruz kalmıştır'' demeliydiler; diyemediler. ya da zaten kendileri de inanmıyordu kürt halkının baskı ve zulümlere maruz kaldığına.
ve en sonunda da, akp'nin, kürt sorununu çözmüş olmanın getirisinin sürecin yarattığı riskleri göze almaya değmeyeceğini anlamasıyla; kürt hareketinin akp'nin demokratlığının sadece türban madurları için tutarlı olduğunu görmesiyle* açılım süreci sona erdi. bakmayın siz akp'lilerin hala açılım devam ediyor dediklerine, tükürdüklerini yalamak zor geliyor beyefendilere.
***
osman baydemir küfretmiş devlete. eeee, ne olmuş? biz, sorunun ''sen hassiktir dedin, sen köy bastın, sen otobüs molotofladın'' sorunu olmadığını görmemeye devam edersek; karşı tarafların giydiği kıyafetlerin rüküşlüğünü bile haklılığımıza kanıt olarak sunmaya devam edersek, maalesef daha çok ağlar analar.
- isim ve e-mail adresi belirtmek zorunludur.
- iletişim bilgileriniz yazara büyük ihtimalle iletilmez.
- yazar kendisine iletilen yorumu okurlara açabilir, açmayabilir de.
laneth, sözlük biçiminde tasarlanmış bir site olmakla birlikte, bir sözlük oluşumu değildir. laneth'te yazılmış ve yazılacak olan her şey baştan sona uydurmadır ve yazarından başka hiçkimseyi bağlamaz. laneth'te yazılmış olan her kelime, hırsızını boğazlayıp sahibine geri dönmek üzere programlanmıştır. çalınan değil ama unutulan sözlerimiz g.tunuze girsindir.