sen beni bulduğunda ben kendimi kaybediyordum. berenice, kendimi kaybediyordum ben tam da. birlikte arkamdan el sallarken sana söyledim mi ben, beni dünyanın kanunlarıyla yargılama diye? gözlerin hangi dünyadan bakıyor senin? çocukluğun hangi dili konuşuyor? böyle yaşamayı kimden öğrendin? herkes unutmaya gelir buralara, berenice, sen neye geldin? kardeşinin elinden tut, kaybolmaya bayılır... tanrı'nın planlarının bizimkileri pek sallamadığından ...
yok lan bu herif genç milli ise biz kamerun'a taşınıp 42 yaşında oynamayı bilmeden oynayalım. güzel yazıyor adam zhir, sadece genç. ve fakat nedense bir outleth takıntısı var, bir türlü normal lanethe düşemiyor cetonu.
gülüm burada okumak zor devamı diyeceksin, sonra sayfayuı sağa sola çekiştireceksin vesair vesair, lüzumu yok. biz 30 nyaşı devirip bir lanet yiyemeyenler için o...
tavaya iki üç yumurta kırılması gibi sıradan bir olaydan acıklı bir yazı çıkarabildiğim gün, yazıyı zirvede bırakacağım. buna mukabil, o kadar yüksekte, zorlu bir tırmanış sonunda, o bol oksijenli zirvede olmak karnımı fena halde acıktıracağından, oturup halihazırdaki bol acıklı omletle ilgili yazımı yiyeceğim. ana öğün öncesi karnımı azıcık tok tutar....
şu hayatta en sevmediğim üç beş durum belirtecinden biri. durum belirteci böyle bir şey değildir ama bu, sik gibi bir durumu belirtir. şimdiden söylüyorum arkadaşlar, ilerde karşılıklı üzülmeyelim, birbirimizi dövmeyelim, muhtemel bir kavgada en az birimiz dayak yemesin diye uyarıyorum; sağa sola un, yağ vs bi şeyler atın azar azar, kıtlık günlerinde ekmek yapar yeriz. ben çok deli ekmek yerim.
kollardan bacaklardan gövdeden oluşan maddi varlığının farkında, kendi hareketlerinin bilincinde olan insan, sana sesleniyorum: ne mutsuz sana! organlarının vücuduna ne şekilde dağıldığının; başparmağının işaret parmağının yanında olduğunun farkında olan insan; inan bana içinde bulunduğun durumdan ötürü üzgünüm.
gülüşündeki samimiyetsizliği, ağlamasındaki kuruluğu, saklamaya çabaladığı asıl amacını, kamufle edilmiş kabalığını, saklamba...