bgbid
  1. ölümden, takıntı derecesinde korkan yazardır kendisi. bu korkunun tanrı tanımazlığı ile ilgisi yoktur zannımca. inanırken de korkardı ölümden çünkü. ''ölümden kim korkmaz ki'' diyorsunuz değil mi? doğru, herkes korkar; ama herkes ayda bir rüyasında ölümcül bir hastalığa yakalandığını görmez. kimse, içine kanser olduğuna dair bir his doğdu diye, günlerce ''ben kanser oldum hacı, günlerim sayılı benim'' modunda gezmez. belki bazılarımız ölümünün nasıl olacağını düşünmüştür, ama kaç kişi zaten kronik bir hastalığa yakalanacağından emin olduğu için bu hastalığını tahmin etmeye çalışır? bilmiyorum, ama bgbid'nin çalıştığını biliyorum. kansere takmıştı bir ara kafayı. bir süre beyin tümöründe takıldı, tümörün zaten kanserin bir türü olduğunu akıl edene kadar. aidste karar kıldı sonra. aids'in eşcinsel hastalığı olduğuna katılmazdı. nedendir bilinmez, çok entellektüel bir havası olduğunu düşünmüştür hep aids'in.

    trafik kazası, kalp krizi, silahlı saldırı gibi ihtimalleri aklından bile geçirmez. onun ölümü yavaş olacaktır. şampiyonlar liginde barcelona ile karşılaşan sivas spor'un umutsuz mücadelesi gibi mücadele edecektir ölümle. verdiği mücadele, sadece golün daha geç gelmesini sağlayacaktır. daha kötüsü ise, kaçınılmaza karşı verdiği mücadelenin farkındalığının acısı olacaktır.

    ne zaman onun ilgisini çeken bir filmin çekileceğini duysa, ''bu kanser kaç ayda öldürür acaba, şimdi kansere yakalansam film vizyona girene kadar dayanabilirmiyim ki'' diye düşünür. galatasarayın alt yapıya on yaşında bir velet aldığını duyar, bu velete yeni messi denilmektedir, ama bgbid umursamaz. o veletin büyüyüp topçu olması en az 7 - 8 yıl sürecektir. bgbid içinse 7 8 yıl daha yaşamak, normal insan yaşına göre 200 300 yıl yaşamak gibidir. o, öyle algılamaktadır zamanı.

    bu korkuya alışmıştır zamanla. hatta onu savunma mekanizması olarak bile kullanabilmektedir. işler kötüye mi gidiyor? boş ver gitsin. nasıl olsa ölmeyecek mi? aslında böyle bir korkusunun olmadığını, bu korkuyu savunma mekanizması olarak kendisinin var edip yaşattığını ileri sürebilirsiniz. ben de düşünmüştüm bir ara bunu. sonra fark ettim ki, bu ruh hali olumsuz yönde de etkiliyor onu. yaz mevsimini özlemişti berbat bir kış günü. kışlardan ve kardan nefret eder zaten. yaz mevsimini tekrar görebilmeyi her hücresi ile istedi bir an. bu, bir düşünce değil histi, duygu patlaması idi. sonra zihninin karanlıklarından esen soğuk rüzgarlar bu toz pembe dumanı dağıttı, yazın ılık rüzgarının yerini sonbaharın kahverengimsi havası aldı. kışın ortasında sonbaharda hissetti kendini; ne alakaysa. kışı son bahardan daha çok sevdiğini belirtelim hemen. kış, zorlu mücadeleler mevsimidir, sonbahar ise teslimiyetin mevsimi. kış ne kadar karanlık olsa da kara, kahverenginden güzeldir. birinde zorlu bir yol vardır, bu yolda yürüyüp yürüyemememiz değil sorun. sonuçta yol vardır bizim yürümemizi bekleyen. sonbahar ise, bütün yolların, en azından bizim için anlamını yitirmesidir. neyse, uzatmayalım. işte bgbid, mevsimler üzerindeki bu beyin fırtınasının ardından şöyle dedi: '' boşuna hayal kurma. bir daha yazı göremeyeceksin. sen kansersin, kanserin çok ilerlemiş durumda, bir kaç ay içinde öleceksin''. kendisini, kanser olduğuna dair hiçbir kanıt bulunmadığına ikna etmeye ne kadar çalışsa da, çabaları nafile idi. bir ay boyunca kanser olduğuna inandı.

    işte, böyle bir adamdır bgbid. bir arkadaşının değimi ile ''adamın allahıdır''. bir başkasına göre ise ''adamın yavşağı''. bana göre ise sıradan bir insandır. ama reklamını yapmayı iyi bilir. suyunu daima bulanık tutar ve suyun içine kimsenin girmesine izin vermez. dibini görmediğimiz ve içine girmediğimiz suların derin olduğunu düşünmek de, doğamızda vardır zaten bizim.


    not: düşündüm de, yazıyı okuyanlar onun yaşı hakkında yanlış bir fikre kapılabilirler. sanabileceğiniz gibi ellili yaşlarında falan değildir o. yirmilerinin başındadır henüz.
    (bgbid, 16.06.2009 04:48 ~ 04:56)

  2. bir denizdeyim. dibe doğru dalıyorum. yavaş yavaş... nefes almak gittikçe zorlaşıyor. yüzmeye çalışmıyorum artık. kollarım beni yukarıya taşıyacak kadar güçlü değil. bu gerçeği kabul etmem hayli zaman aldı. mücadele etmek, en iyi ihtimalle batışımın verdiği zihinsel acıyı bir süre unutturdu bana. artık mücadele etmiyorum. kendimi karanlık suların acı soğukluğuna bıraktım. ama boğulmuyorum da, sürekli batıyorum. acıya alışmıyorum, sona da yaklaşmıyorum. boğulmanın verdiği acıyı gittikçe daha sert bir şekilde hissediyorum, ama boğulamıyorum.

    zaman zaman hayal kuruyorum, bir şeylerin yolunda gittiği ile ilgili hayaller. zaman zaman da eskiyi düşünüyorum; dibe dalmaya başlamadan önceki günleri, unutmak için film izlemediğim günleri, umursamamak için içmediğim günleri. gerçekten var mıydı öyle günler, yoksa kurduğum hayallerin geçmişe doğru olanları mıydı onlar?

    kimseyi de suçlamıyorum artık. dedim ya, kollarım beni yukarıya taşıyacak kadar güçlü değil. sırf birilerini suçlayabilmek için tanrıya inanmaktan da vazgeçtim. zaten pek de işe yaramıyordu. kimbilir, belki doğayı suçlayabilirim. ama hayır, komikleşmeye gerek yok.

    yavaş yavaş batıyorum. pes etmedim, mücadele etmiyorum, suçlamıyorum, boğulamıyorum. hani derler ya, ''tekrar yukarı çıkabilmek için bazen iyice dibe vurmak gerekir'' diye, işin kötü tarafı, bir dip olduğuna dair inancımı da çoktan kaybettim.
    (bgbid, 27.09.2009 23:32)


© 1913-2010 laneth ruhsal devinim ürünleri corp.

laneth, sözlük biçiminde tasarlanmış bir site olmakla birlikte, bir sözlük oluşumu değildir.
laneth'te yazılmış ve yazılacak olan her şey baştan sona uydurmadır ve yazarından başka hiçkimseyi bağlamaz.
laneth'te yazılmış olan her kelime, hırsızını boğazlayıp sahibine geri dönmek üzere programlanmıştır. çalınan değil ama unutulan sözlerimiz g.tunuze girsindir.