devrim gerçekleşti. tüm güçlerimle ayaklandım ve yönetimi alaşağı ettim. yaşanmış her devrimin olmazsa olmazı sayılan kan dökmeye geldi sıra. öfkem, tahmin edilebilir boyutların çok ötesinde. olay beni aştı artık. uluslar arası gerginlik had safhada. elime alabildiğim kadar çok kalem aldım. kırmak için. mahkeme kuruluyor. savcı da, hâkim de, cellât da benim. sanık sandalyesi diye bir şey yok bu mahkemede, suçlu sandalyesi var. cezaları çoktan kestim. bu; yalnızca bir formalite… hakkı hukuku unutun, bu bir devrim mahkemesidir. iyi halden affedilecek değilsiniz. ama huzursuzluk çıkaranlar en ağır işkencelerden geçecek! ben geldim. ve sizin devriniz sona erdi artık.
- mübaşir! ihtiyaç duyduğum zaman beni duymazlıktan gelen sözde dostlarımı çağır!
beni kandırabileceğinizi mi sanmıştınız? yüzümün güler hali sizde yanlış intibalar mı uyandırdı? susun! cevap istiyor değilim. sizin o bir boka benzemeyen dost tarifinizi gözümde beliren kanlı kılcal damarlar kadar yakından tanıyorum. aşağılık hayvanlar! samimiyet dediğiniz şey birbirinize küfretmekten ibaret. o katılmadığım oyunlarınıza kenardan müstehzi gülüşler savurarak bakıyor olmamı mütevazılığıma mı verdiniz? bu kadar mı aptalsınız? en şerefsizce davranışlarımda bile zerre kadar rol yapmadım. ne yaptıysam içimden geldiği gibiydi. bunu neden okuyamadınız? neden göremediniz? benim sizler gibi salya sümük ağlayarak dert yanmadığımı biliyordunuz. neden gönderdiğim işaretleri doğru yorumlayamadınız?
yoksa daha da kötüsü, tüm bunları gördünüz de altında yatanların bana küçük geleceğini mi düşündünüz? o yüzden mi bir kenara çekmediniz? tek yapmanız gereken bir an için gözlerime bakıp taşımaktan belimin büküldüğü o can sıkıcı yükün birazını devralmaktı. ağlamadım, karalar bağlamadım diye o yükün benim için çocuk oyuncağı olduğuna mı karar verdiniz? sinemada yalnız oturmamak için yanınızda gezdirdiğiniz refakatçi değildim ben. sorduğunuz soruların doğru cevaplarına sahip bir bilge de değildim. öyle gördünüz. ve şimdi basit bir soğuk algınlığı zannedilen hastalığın ölüme götürdüğü ihmalkâr insanların durumundasınız. oysa ben basit bir soğuk algınlığı değildim. ve şimdi hiçbir doktor kurtaramaz sizi, pençemdesiniz.
suçunuz sabit görüldü. her birinize, önce bana ‘yapmadıklarınızdan’, sonra da topluma hiçbir faydanız bulunmamasından dolayı ikişer kez idam cezası veriyorum. cezanın infaz şekline kendiniz karar vereceksiniz. günahlarınızı affetmesi için allah’a yalvarmanızı tavsiye ederim.
- mübaşir! platonik aşklarım gelsin!
olan bitenden habersizsiniz değil mi? burada ne işiniz olduğunu sorguluyorsunuz? ben de kimim? olay nedir? neler oluyor? kesin sesinizi de dinleyin. bunlar duyacağınız son sözler olacak. ağlamayın! vicdanımı çoktan körelttiniz. en son tek patisi kopmuş bir sokak köpeğine acımıştım. hepinizden daha değerliydi.
biliyorum, siz hep sevilen olmak istediniz. birileri size sevilmenin sevmekten daha erdemli olduğunu anlattı. ve siz de kandınız. öyle bir kanmak ki bu; sevmeyi hepten unuttunuz. oysa kalp ve beynin uzlaştığı bir şey var: sevmek, sevilmekten daha güzeldir. çünkü insan sevdiğinden emindir. fakat asla sevildiğinden emin olamaz. her zaman bir şüphe taşır içinde. görülüyor ki, bu sizin umurunuzda bile değildi. sevilmenin büyüsüne öylesine yapışıp kaldınız ki, artık sizin için sevenin hiçbir önemi yoktu. sıfatı sevdiniz siz, gizli öznenin varlığını görmenize rağmen merak edip de bir kez bile bakmadınız. boşta kalan sevme duygusunu kendinize yönelttiniz. alay ettiniz benimle. üzerinde hiçbir harfin bulunmadığı dev spot lambaları gibiydim. gördünüz. bu sizin hoşunuza gitti. ama umursamadınız. sözcükleri ağzımdan değil de ellerimden döküyor olmamı da anlamadınız. anladınız da…
suçunuz sabit görüldü. her biriniz dört duvarı ayna kaplı odalarda asılarak idam edileceksiniz. sizinle birlikte sonsuza uzayan suretleriniz de asılmış olacak. varlığınızdan bir nefes bile kalmayacak geriye. ve bilin ki hepiniz haksız yere öldürülüyorsunuz. bu da cezanızın ağırlaştırılmış kısmı olarak yüreğinize otursun diye…
- mübaşir! eski sevgililerimi al içeriye!
bu anı sabırsızlıkla bekledim canlarım. biliyor musunuz, sizi hâlâ seviyorum. ölecek olmanız bu gerçeği değiştirmez. ne var ki, bu devrimin sebeplerinden biri de sizsiniz. sinsi duygusal oyunlarınızın ruhumda açtığı yaralar şimdi çıkıyor açığa. hesabını vereceksiniz. bu sabah hüzünleri evde bıraktım! şansınız yok.
beni farklı olduğuma değil, farklı algıladığınıza inandırmıştınız. yoksa tüm erkekler gibi benim de şerefsizce bulduğunuz yönlerim vardı. bunun farkındaydım. fakat siz büyük bir kurnazlıkla o yönlerim yokmuş gibi davrandınız. beni, içine düştüğüm duygu salatasının karmaşıklığından yararlanarak bir aziz, bir melek gibi yücelttiniz. kendimi bir anda tanrı katından yeryüzüne inmiş bir bebek saflığında buldum. ara sıra yapmaya çalıştığım ‘yaramazlıkları’ bile dünyayı tanımaya çalışan bir çocuğun şirin merakından saydınız. ben halimden memnundum. siz beni bir vicdan membaına çevirdiniz!
zamanı geldiğinde dalından kopan her yaprak doğanın yasalarına boyun eğiyordur aslında. ağacın hiçbir suçu yoktur. fakat siz tüm fettanlığınızla dökülen yaprakların ardından eşi benzeri görülmemiş buhranlara sürüklenen gözü yaşlı bir ağaca çevirdiniz beni. olması gereken her şey benim suçum olmuştu bir anda. bunu nasıl başardığınızı asla anlayamadım. kendi günahlarınızın da başrollerde boy gösterdiği bu oyunun yıldızı neden ben oldum? neden siz hayatınıza devam ederken ben her defasında kabinlere girip günah çıkarmak zorunda kaldım?
suçunuz sabitin de ötesinde. siz doğuştan suçlusunuz! ölüm bile yeterli değil cezanızı karşılamaya. yine de büyüklük gösterip acısız bir idama layık görüyorum sizi. infazınız da hiç kimse bulunmayacak. yalnız öleceksiniz. iğneyle. soğuk bir hücrede, bir hasırın üzerinde… içinizden yalnızca birinin günahlarının bağışlanması için şahsen dua edeceğim. kalanların mekânı cehennem olsun!
- mübaşir… babamı getir…
sana ne desem, ne anlatsam boş, biliyorum. bizzat allah’ın müdahalesi olmadan algı kapıların açılmayacak. ben açamadım. başaramadım. tüm dünyayı kasıp kavurmaya, taş üstünde taş bırakmamaya yetecek denli güç sahibi olduğum şu anda bile duvarlarına çarpıp toz oluyorum. uzansam, sıkacak kadar yakında boğazın, biliyorum. fakat bunu yapamayacağımı da sen biliyorsun. ve bu bilgi, dünyanın tüm hazinelerinden daha değerli…
suçun öylesine aşikâr ki… bu yüzden farkında bile değilsin. yine de bu devrime engel olamadın ve şimdi suçlu sandalyesinde oturuyorsun. evet, senin de suçun sabit. ancak ben bir baba katili değilim. olamam. aklımdan bile geçiremem bunu. yapamam. ama cezan ölüm kadar ağır olacak inan. seni serbest bırakıyorum! yaşayacak ve saltanatımın bundan sonrasını kendi gözlerinle göreceksin. bir devrimcinin babası, fakat onun devriminin kurbanısın artık. allah yardımcın olsun.
- mübaşir! bu kadarı yeterli… evine gidebilirsin. başka kimseyi yargılamıyorum. çıkarken kapıyı kilitle ve anahtarları sakla. günün birinde birisi çıkıp da beni yargılayana kadar kapalı kalacak bu mahkeme. o kimse sana geldiği zaman sakın mırın kırın edeyim deme. bir gün benim de kefaret ödemem gerekecek çünkü. ve yalnızca o gün geldiğinde tamama erecek bu devrim, unutma.
- isim ve e-mail adresi belirtmek zorunludur.
- iletişim bilgileriniz yazara büyük ihtimalle iletilmez.
- yazar kendisine iletilen yorumu okurlara açabilir, açmayabilir de.
laneth, sözlük biçiminde tasarlanmış bir site olmakla birlikte, bir sözlük oluşumu değildir. laneth'te yazılmış ve yazılacak olan her şey baştan sona uydurmadır ve yazarından başka hiçkimseyi bağlamaz. laneth'te yazılmış olan her kelime, hırsızını boğazlayıp sahibine geri dönmek üzere programlanmıştır. çalınan değil ama unutulan sözlerimiz g.tunuze girsindir.